KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2011/10261 E., 2012/18513 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 11 Ekim 2012
- Mahkemesi
- İş Mahkemesi
- No
- 189-104
Karar Metni
705 kelime·4 dk okuma
Dava, rücuan tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, ilamında belirtilen gerekçelerle, davanın kabulüne karar verilmiştir. Hükmün, davalılar ... ve ... ile ... (...) Sigorta A.Ş. ve ... avukatları tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. 1-) Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre; davalılar ... ile ... ...'ın temyiz itirazlarının reddine, 2-) Davalı ... (...) Sigorta A.Ş. ve ... avukatlarının temyizine gelince;
Dava; davalı ... şirketince sigortalanan ve davalılardan ...'nun yönetimindeki kamyonun, olay tarihinde herhangi bir sigorta şirketince sigortası bulunmayan davalı ... ... yönetimindeki ışık donanımı bulunmayan traktöre arkadan çarrpması sonucu, traktörde yolcu olarak bulunan 506 sayılı Kanun kapsamındaki sigortalının yaralanması nedeniyle yapılan tedavi giderlerinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili istemine ilişkindir.
Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 39’uncu maddesi, anılan maddeye dayalı bu tür rücu davalarının temeli de ardalık (halefiyet) ilkesidir. Buna göre, davacı Kurum, üçüncü kişinin sebebiyet verdiği zararlandırıcı olay sonrasında sigortalıya hastalık sigortası hükümlerine göre yapılan yardımları, ilgili kişiden isterken sigortalının yerine geçmekte ve onun yasal halefi olmaktadır.
Yasal halef olarak davranan Kurumun hakları ise, halefi bulunduğu sigortalının hak alanı ile sınırlıdır ve Kurumca, sigortalının sahip olduğu hak ve yetkilerden daha fazlası kullanılamaz.
Diğer taraftan, borcu ortadan kaldırmamakla birlikte, yerine getirmekten kaçınma yetkisi veren zamanaşımı defi, ancak, bunu ileri süren taraf yönünden sonuç doğurmakta, bir başka anlatımla, mahkemece kendiliğinden gözetilemeyen zamanaşımı defi, yasal süresinde ileri sürüldüğü takdirde değerlendirmeye alınabilmektedir.2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 109’uncu maddesinde; motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin istemlerin, zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl ve herhalde, kaza gününden başlayarak on yıl içinde zamanaşımına uğrayacağı;
tazminat yükümlüsüne karşı kesilen zamanaşımının, sigortacıya karşı da kesilmiş olacağı hüküm altına alınmıştır. Anlaşılacağı üzere maddedeki zamanaşımı süresi, zararın ve eylemi gerçekleştirenin (failin) öğrenildiği tarihten itibaren işlemeye başlamakta olup, Kurumca zararın öğrenilme tarihinin, giderlerin sarf ve ödeme günü olduğu açıktır. Tazminat yükümlüsünün öğrenilme tarihine ilişkin olarak ise, Kurumun yetkili organının faili öğrendiği tarih esas alınmalıdır.
Bu kapsamda; ceza mahkemesince yargılanıp hakkında cezalandırma kararı verilen üçüncü kişi yönünden, Kurumun, ceza kararının kesinleştiği tarihte faili öğrendiği kabul edilmeli, cezalandırma kararının söz konusu olmadığı durumlarda ise yöntemince yapılacak araştırma sonunda tazminat yükümlüsünün kim olduğunun öğrenilme tarihi açıklıkla saptanmalıdır.
Önemle belirtilmelidir ki, zamanaşımı süresinin, hem zararın, hem de tazminat yükümlüsünün öğrenildiği tarihten itibaren, bir başka anlatımla, ancak, her iki olgu gerçekleştikten sonra işlemeye başlayacağı dikkate alınmalıdır.
İnceleme konusu dava değerlendirildiğinde; davalılardan ... (...) Sigorta A.Ş. ve ... avukatlarının yasal süresi içerisinde ileri sürdükleri zamanaşımı def'i kapsamında, yukarıdaki düzenleme ve açıklamalar ışığı altında araştırma ve irdeleme yapılarak elde edilecek sonuca göre karar verilmesi gerekirken, anılan davalıların zamanaşımı def'i karşılanmaksızın davanın esası hakkında hüküm kurulması isabetsizdir.
Kabule göre de.
Sigorta Şirketi yönünden faizin başlangıç (temerrüt) tarihi belirlenirken; ilgililerce gerekli belgeler de ibraz edilerek 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 98, 99 ve 108. maddeleri ile 03.05.1997 gün ve 22978 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Karayolları Trafik Garanti Fonu Yönetmeliği'nin 12, 13 ve 14. maddelerinde yazılı şekilde sigorta şirketine başvurulduğu halde gerekli ödeme yapılmamışsa, HGK’nın 17.10.2001 gün ve 915 – 739 ayrıca 08.10.2003 gün 576 – 543 sayılı kararlarında da belirtildiği gibi,
gerekli belgeler eklenerek gerçekleştirilen ödeme isteğini içeren muhtıranın tebliğinden itibaren davalı ... lehine 8 iş günü ek ödeme süresi bulunduğu gözetilerek, sigorta şirketinin temerrüde düştüğü tarihin belirlenmesi gerekir. Gerekli belgeler ibraz edilmeksizin başvuruda bulunulmuş veya hiç müracaat edilmemişse, sigorta şirketinin temerrüdünden bahsedilemez.
Bu durumda faiz başlangıcının; sigorta şirketi aleyhine icra takibine girişilmişse takip tarihi, dava açılmışsa, dava tarihi olarak kabul ve tespiti gerekir.
Dosya içeriğinden, her ne kadar, davacı Kurumun 22.10.2009 tarih ve 13728017 sayılı muhtıra ile davanın açılmasından önce sigorta şirketine başvuruda bulunduğu anlaşılmakta ise de, anılan muhtırada "Ek: 16 adet" şerhi bulunduğu halde, 16 adet belgenin içeriğinin ne olduğunun belirtilmediği, davalı ... şiketince de temerrüdün kabul edilmediği; yine davacı Kurumun dava açılmadan önce gerekli belgeleri ekleyip davalı ... Hesabına başvuruda bulunmadığı anlaşılmakla, davalı ... ve ... yönünden faiz başlangıcının dava tarihi olduğu gözetilmeksizin, mahkemece yanılgılı değerlendirme sonucunda, yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma sebebidir.
O halde, davalılardan ... (...) Sigorta A.Ş. ve ... avukatlarının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2011/10261, K. 2012/18513, 11 Ekim 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama