KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2011/10871 E., 2012/18732 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 12 Ekim 2012
- Mahkemesi
- İş Mahkemesi
- No
- 23-271
Karar Metni
450 kelime·2 dk okuma
Dava, itirazın iptali istemine ilişkindir. Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın kabulüne karar verilmiştir. Hükmün, taraflar avukatları tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Kanunun 26.maddesindeki halefiyet ilkesi uyarınca, Kurumun rücu alacağı; hak sahiplerinin tazmin sorumlularından isteyebileceği maddi zarar (Tavan) miktarı ile sınırlı iken, Anayasa Mahkemesi’nin, 21.03.2007 gün ve 26649 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 23.11.2006 gün ve E:2003/10, K:2006/106 sayılı kararı ile 26.maddedeki “…sigortalı veya hak sahibi kimselerin işverenden isteyebilecekleri miktarla sınırlı olmak üzere…” bölümünün Anayasaya aykırılık nedeniyle iptali sonrasında, 506 sayılı Yasaya dayalı olarak işverenler aleyhine açılan rücuan tazminat davalarında;
süregelen mevcut uygulama dışında, herhangi bir etkileşim ve değişim öngörülmediğinden, Borçlar Kanununun 332/I maddesinde belirtilen işçi-işveren arasındaki akde aykırılık eylemleri ve bu çevrede maddenin 2. fıkrası gereğince, işverenin akde aykırı davranışları (işçi sağlığı ve iş güvenliğinin gerektirdiği önlemlerin alınmaması vs.) sonucu, 26/I maddeyle vaki ilişkilendirme, bir bakıma, akde aykırı hareketten doğan tazminat davaları hakkındaki hükümlere tabii olmakla; zamanaşımının, işverenler açısından Borçlar Kanununun 125. maddesine göre belirlenmesi gerektiği gözetildiğinde, on yıldır.
Zararlandırıcı sigorta olayına neden olan 3. şahıslar yönünden; üçüncü kişi ile, sigortalı arasında akdi bir ilişki söz konusu olmayıp, 506 sayılı Kanununu 26/2 maddesi ile, Borçlar Kanununa yollamada bulunulduğundan, Borçlar Kanunun 60. maddesinin uygulaması gerekir. Söz konusu maddede zamanaşımı süresi, faile ve zarara ıttıla tarihinden itibaren 1 yıl ve her halükarda, olay tarihinden itibaren 10 yıldır.
Diğer taraftan, yargı kararları ve öğretide kısmi davada dava edilmeyen alacak kesimi için, fazlaya ilişkin hakkın saklı tutulmuş olmasının zamanaşımını kesmeyeceği kabul edilmektedir. (Prof.Dr.Baki Kuru Hukuk Muhakemeleri Usulü Altıncı Baskı Cilt:II sayfa:1541 v.d) Kısmi dava açılması halinde zamanaşımı yalnız alacağın kısmi dava konusu yapılan miktarı için kesilir. Y.HGK.20.3.1968 gün ve 1968/9-210 E. ve 151 K., 3.7.2002 gün ve 2002/9-564 E. ve 572 K.,09.10.2002 gün ve 2002/9-808 E. ve 2002/801 K.sayılı ilamları da bu yöndedir.
Davaya konu somut olayda, sigorta olayının 01.07.1998 tarihinde meydana geldiği, gelir onay tarihinin 21.07.2000 tarihi olduğu, geçici iş göremezlik ödeneklerinin 1998-1999 yıllarında ödendiği, ilk rücu dosyasının 2010 tarihinde kesinleştiği, işbu dosyadaki icra takibinin 2010 yılında başlatıldığı, davalının ise 3. kişi konumunda bulunduğu anlaşılmakta olup, olay tarihinden itibaren 10 yıllık zamanaşımı süresinin geçmiş olduğu belirgindir. Bu nedenle, Borçlar Kanununun 60’ncı maddesinde öngörülen 10 yıllık zamanaşımı süresinin davalı yönünden geçtiği ve yöntemince zamanaşımı def’inde bulunulduğu gözetilerek, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, kabulü usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, taraf vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2011/10871, K. 2012/18732, 12 Ekim 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama