KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2011/11853 E., 2012/19304 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 16 Ekim 2012
- Mahkemesi
- İş Mahkemesi
- No
- 361-56
Karar Metni
568 kelime·3 dk okuma
Dava, Kurum zararının rücuan tazmini istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilamında belirtildiği üzere davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davacı Kurum ve davalı şirket vekilince temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, davacı Kurum ve davalı avukatının ,sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-05.11.1993 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucunda sürekli işgöremezlik durumuna giren sigortalıya, 19.10.2004 tarihinde onaylanan gelir bağlama kararıyla bağlanan peşin değerli gelir ile, sigortalı için 1994 sarf ve tediye tarihli geçici işgöremezlik ve tedavi giderinin 506 sayılı Kanunun 26. maddesi uyarınca davalı işverenden tazminine yönelik davanın yargılaması sonucunda, işverenin %75 kusuru oranında Kurum zararının davalıdan tahsili yönünde hüküm tesis ettiği görülmüştür.
Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasanın 26. maddesindeki halefiyet ilkesi uyarınca, Kurumun rücu alacağı; hak sahiplerinin tazmin sorumlularından isteyebileceği maddi zarar (Tavan) miktarı ile sınırlı iken, Anayasa Mahkemesi’nin, 21.03.2007 gün ve 26649 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 23.11.2006 gün ve E:2003/10, K:2006/106 sayılı kararı ile 26. maddedeki “…sigortalı veya hak sahibi kimselerin işverenden isteyebilecekleri miktarla sınırlı olmak üzere…” bölümünün Anayasaya aykırılık nedeniyle iptali sonrasında, Kurumun rücu hakkının, yasadan doğan kendine özgü ve sigortalı, ya da,
hak sahiplerinin hakkından bağımsız basit rücu hakkına dönüşmüş ise de;Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra, 506 sayılı Yasaya dayalı olarak işverenler aleyhine açılan rücuan tazminat davalarında; süregelen mevcut uygulama dışında, herhangi bir etkileşim ve değişim öngörülmediğinden,
Borçlar Kanununun 332/I maddesinde belirtilen işçi-işveren arasındaki akde aykırılık eylemleri ve bu çevrede maddenin 2. fıkrası gereğince işverenin akde aykırı davranışları (işçi sağlığı ve iş güvenliğinin gerektirdiği önlemlerin alınmaması vs.) sonucu, 26/I maddeyle vaki ilişkilendirme, bir bakıma akde aykırı hareketten doğan tazminat davaları hakkındaki hükümlere tabii olmakla; zamanaşımının, süregelen eski uygulamalar gibi, işverenler açısından Borçlar Kanununun 125. maddesine göre belirlenmesi gerektiğine;
ayrıca, zararlandırıcı sigorta olayına neden olan 3. şahıslar yönünden ise, Borçlar Kanunun 60. maddesinde öngörülen haksız fiil zamanaşımına tabii olduğunda tereddüt yoktur.
Bu arada, zamanaşımının başlangıcı konusuna gelince. 506 sayılı Yasada zamanaşımının (özel olarak)düzenlenmediği düşünüldüğünde; genel hükümler çerçevesinde çözüm arama gereği vardır. Gerçekten, Borçlar Kanunun 128. maddesinde: “zamanaşımı, alacağın muaccel olduğu zamanda başlar” denilmektedir.
Kurum açısından alacak hakkı; tedavi gideri ile, geçici iş göremezlik ödemeleri yönünden ,sarf ve ödemenin yapıldığı tarihte muaccel hale geleceği, sürekli iş göremezlik geliri yönünden ise; bağladığı gelirin yetkili organ tarafından onaylandığı tarihte ödenebilir hale geleceğinden, muacceliyet’in onay tarihi olacağı açıktır.
O halde, 26. maddeye ilişkin davalarda zaman aşımı; masraflar için sarf, gelirler için ise, ilk peşin sermaye değerinin başlangıçtaki gelir bağlama onay tarihinden başlatılmalıdır.
Davaya konu somut olayda, tedavi gideri ve geçici işgöremezlik ödeneği açısından sarf ve tediye tam olarak belirlenmeli ve yukarıdaki izah edilen hususlar dikkate alınarak davalının zamanaşımı def'i incelenerek karar verilmesi gerekmektedir.
3-Sigortalıya bağlanan sürekli iş göremezlik geliri ile sosyal yardım zammının başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerlerine ilişkin dosya içerisinde yer alan çelişkili bilgiler giderilip, ilk peşin değer tutarları Kurumdan sorularak açıklıkla belirlenmeksizin karar verilmiş olması da , usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz ardı edilerek eksik araştırma ve inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, hükmü temyiz eden davacı ve davalı vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2011/11853, K. 2012/19304, 16 Ekim 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama