KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2011/15168 E., 2012/26594 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 21 Aralık 2012
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk(İş) Mahkemesi
- No
- 2002/131-2010/569
Karar Metni
563 kelime·3 dk okuma
Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde, davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Davacı, murisinin davalılar ... ve ...'a ait ... Lokantasında 1992-2000 yılları arasında kesintisiz çalıştığından bahisle eksik bildirilen hizmetinin tespitini talep etmiş, murisin davalılardan...'a ait işyerinden 20.09.1992-18.07.1994 tarihleri arasında bildirilen hizmetinin bulunması nedeniyle anılan davalı davaya dahil edilmiştir.
Somut olayın incelenmesinden, murisin davalılardan ...'a ait ... Lokantasından 18.07.1994-10.01.1998 ve 01.08.1998-30.04.2000 tarihleri arasında kısmi bildirimlerin bulunduğu, 18.07.1994 ve 01.08.1998 başlangıç tarihli işe giriş bildirimlerinin bulunduğu, diğer davalı...'a ait çimento işyerinden ise 20.09.1992-18.07.1984 tarihleri arasında bildiriminin bulunduğu anlaşılmaktadır.
Hukuk Genel Kurulu'nun 29.06.2005 tarih ve 409/413 sayılı ilamında da belirtildiği üzere, çalışma olgusunun her türlü delille ispatı mümkün olup, Mahkemece davanın salt tanık beyanlarıyla kanıtlanamayacağı gerekçesiyle reddine karar verilmesi eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirmeye dayalıdır.
Davanın yasal dayanağı, 5510 sayılı Yasanın Geçici 7.maddesi kapsamında uygulama alanı bulan 506 sayılı Yasanın 79/10 maddesidir.
Anılan Yasanın 6. maddesinde ifade edildiği üzere “sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve feragat edilemez.” Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi karşısında, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davaların, kamu düzenine ilişkin olduğu, bu nedenle özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesinin zorunlu ve gerekli bulunduğunun gözetilmesi zorunludur.
Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde re’sen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği göz önünde bulundurulmalıdır.
Öte yandan, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2003/21 - 43 Esas, 2003/97 Karar ve 26.02.2003 tarihli kararında ayrıntıları açıklandığı üzere; kural olarak işe giriş bildirgeleri ve ücret ödeme bordroları sigortalının imzasını içermelidir. Sigortalı, anılan belgeleri hile, hata veya manevi baskı altında imzaladığını ileri sürmemiş veya imzanın kendisine ait olmadığını yada kesintisiz çalıştığını söylememiş ise, birden fazla işe giriş bildirgesinin varlığı sigortalının o işyerinde kesintili çalıştığına karine oluşturur. Bu karinenin, aksinin, ancak, eş değer de delillerle kanıtlanması gerekmekte olup tanık sözlerine değer verilemez.
Mahkemece, öncelikle davacıya murisinin hangi tarihler arasında hangi işveren nezdinde çalıştığı açıklattırılmalı, murisin bildiriminin yapıldığı işyeri sicil numaraları açıkça yazılmak suretiyle dönem bordroları celbedilmeli, davacının çalışmaları ile ilgili tüm belgeler getirtilmeli;
iş bu belgelerden sigortalının imzasını içerenler yönünden imzanın kendisine aidiyeti sigortalı tarafından kabul edilenler ile davacının işe giriş bildirgelerindeki imzalara itiraz etmesi halinde dikkate alınarak aidiyeti ehil bilirkişi incelemesiyle saptananlardan yine sigortalı tarafından hata-hile-ikrah durumu iddia ve ispat edilemeyenler bakımından, işbu yazılı belgelerin aksi eşdeğerde delillerle kanıtlanması için davacıya delilleri sorulmalı, yargılama sürecinde dinlenen ve çalışmaları bordrolara geçen tanıkların, bu dönemlere ilişkin davacının çalıştığına dair beyanlarına değer verilmeli,
çalışma ilişkisini bilebilecek ve dava konusu dönemde davacı murisi ile birlikte çalışan ve işverenlerin bordrolarında kayıtlı kişiler ile, gerektiğinde, aynı yörede komşu veya benzeri işleri yapan başka işverenler ve bu işverenlerin çalıştırdığı bordrolara geçmiş kişiler saptanarak bilgi ve görgülerine başvurulmalı,tanık anlatımlarının değerlendirilmesinde işyerinin kapasitesi ve niteliği nazara alınmalıdır.
Mahkemenin, yukarıda açıklanan maddi ve hukuki esaslar doğrultusunda yargılama yaparak, elde edilecek sonuca göre karar vermesi gerekirken eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O hâlde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2011/15168, K. 2012/26594, 21 Aralık 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama