KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2011/2921 E., 2012/7607 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 30 Nisan 2012
- Mahkemesi
- İş Mahkemesi
- No
- 375-770
Karar Metni
540 kelime·3 dk okuma
Davacı, trafik kazası sonucu yaralanan sigortalıya yapılan harcama ve ödemeler nedeniyle uğranılan Kurum zararının 1479 sayılı Yasanın 63. maddesi gereği tazminine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, ilâmında belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Davanın yasal dayanağı 1479 sayılı Kanunun 63. maddesidir. Anılan maddenin 3396 sayılı Kanunla değiştirilen 2. fıkrasında yer alan “.. araç maliklerine...” ibaresinin Anayasa Mahkemesinin 27.03.2000 tarihi ve 2000/343 Esas 2002/41 Karar sayılı kararıyla iptal edilmesi karşısında; araç malikinin anılan madde kapsamında kurumun rücu alacağından sorumlu tutulamayacağı açıktır.
Ancak, Karayolları Trafik Kanununun 85. maddesinin, “Bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın bir teşebbüsün unvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi halinde, motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi, doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olurlar. … İşleten ve araç işleticisi teşebbüsün sahibi, aracın sürücüsünün veya aracın kullanılmasına katılan yardımcı kişilerin kusurundan kendi kusuru gibi sorumludur. ” hükmü gereği, işleten, aracın işletilmesi esnasında sebep olduğu zararlardan, kusuru bulunmasa dahi sorumludur.
1479 sayılı Yasanın 63. maddesinin öngördüğü “diğer sorumlular” kavramı kapsamında, 2918 sayılı Kanunun 3. maddesi hükmünde ifadesini bulan tanım çerçevesinde, işleten sıfatına haiz olan, bir başka anlatımla; trafik sicilinde adına kayıtlı bulunan araç üzerindeki fiili hakimiyet ile aracı, tehlikesi kendisine ait olmak üzere kendi nam ve hesabına işleten kişi, aracın sebep olduğu zararlardan sorumludur.
Kazada zarar gören aynı zamanda sürücü olan sigortalı ...un kullandığı aracın kaza tarihinde trafik sicilinde kayıtlı malikinin davalı olması karşısında; adı geçen davalının, kaza tarihi itibariyle işleten sıfatını taşıyıp taşımadığı hususu, aracın ne suretle sürücü ...un idaresinde bulunduğu, kullanımın, hukuki niteliği ve süresi, aracın kullanılmasından doğan ekonomik ve manevi yararın kimin üzerinde gerçekleştiği, aracın gider ve rizikoları ile, donanım-bakım ve işletme giderlerinin vergilerinin hangi tarafça üstlenildiği konuları üzerinde etraflıca durulmak suretiyle araştırılıp irdelenmelidir.
Davalının işleten sıfatına sahip olduğunun anlaşılması halinde; söz konusu maddeye göre, Bağ-Kur’un rücu hakkının doğabilmesi için; öncelikle, 3. kişinin, yani, sigortalı dışında kalan bir başka kişinin suç sayılır hareketinin mevcut olması ve bu sebeple sigortalıya Kurumca yardım yapılması gerektiği, dava konusu olayda sigortalının kendi kullandığı araçla kazaya sebep olarak yaralandığı, kazanın oluşumunda 3. kişinin doğrudan doğruya etkisinin bulunmadığı,
davalının, rücu alacağından sorumluluğunun 1479 sayılı Yasanın 63. maddesi kapsamında, “diğer sorumlular” kavramı çerçevesinde 2918 sayılı Kanunun 3. maddesi anlamında işleten sıfatına sahip bulunması, yani, trafik sicilinde adına kayıtlı bulunan araç üzerindeki fiili hakimiyet ile, aracın tehlikesi kendisine ait olmak üzere, kendi nam ve hesabına işletiyor olmasına dayandığı gözetilerek, davalının, 1479 sayılı Yasanın 63 ve 2918 sayılı Yasanın 36. maddesi kapsamında kusursuz sorumluluğunun bulunmadığı nazara alınarak,
işleten olan davalının sorumluluğunun münhasıran sürücü belgesi bulunmayan sigortalıya aracını vermekten kaynaklanmakta olup, aracı bu kişiye vermenin trafik kazasının meydana gelmesindeki kusur payı uzman bilirkişi marifetiyle araştırılarak, varılacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve hatalı değerlendirme sonucu, yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O hâlde, davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2011/2921, K. 2012/7607, 30 Nisan 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama