KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2011/3852 E., 2012/7443 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 30 Nisan 2012
- Mahkemesi
- İş Mahkemesi
- No
- 499-485
Karar Metni
544 kelime·3 dk okuma
Dava, davacının davalılardan ...’a ait işyerinde 01.01.1998-22.08.1998 tarihleri arasında, bu davalının ortağı olduğu davalı limited şirkete ait işyerinde 22.08.1998-08.09.2006 tarihleri arasında kesintisiz olarak çalıştığının tespitine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme, ilamda belirtildiği şekilde; davanın kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, taraf avukatlarınca temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Dava konusu dönemde geçtiği iddia edilen hizmetlere ilişkin olarak Kuruma davalılardan ...’a ait işyerinden 01.01.1998-30.09.1999 tarihleri arasında kısmen, davalılardan limited şirkete ait işyerinden ise; 23.08.2005-08.09.2006 tarihleri arasında kesintisiz bildirimlerinin bulunduğu, Mahkemece, 1999-2005 dönemi yönünden iddiayı doğrulayacak tanıkların soyut beyanları dışında yazılı belge bulunmadığı gerekçesiyle, davacının 01.01.1998-30.09.1999 tarihleri arasında Kurumu bildirimi yapılan çalımaları dışlanarak 315 gün daha çalıştığının tespitine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun Geçici 7. maddesi uyarınca davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesidir.
Anılan Kanunun 6. maddesinde ifade edildiği üzere, “sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve vazgeçilemez.”Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davalar, kamu düzenine ilişkin olduğundan özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi zorunludur.
Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde re’sen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır. Kuruma bildirilmeyen sürelerde hizmet akdi ile çalışıldığına ilişkin tespit davalarında, davacı iddiasını her türlü delille ispat edebilir.
Açıklanan ilkeler ışığında, dava konusu dönemin tamamına ait davalı işverenler tarafından verilen dönem bordroları getirtilerek davacı ile birlikte aynı işyerinde çalışan ve çalışmaları kayıt altına alınanların bilgilerine başvurulmalı, davacı ...plakalı fiat doblo marka araç ile, et kıyma makinası imalatı işyerinde şoför olarak çalıştığını ve adına kesilen trafik ceza tutunakları bulunduğunu iddia ettiğine göre; davanın niteliği gereği tarafların gösterdiği delillerle yetinilmeyip resen araştırma yapılabileceği göz önünde bulundurularak; davacının sözkonusu aracı kullanmaya elverişli sürücü belgesine sahip olup olmadığı,
plakası belirtilen aracın işverenlere ait olup olmadığı, dava konusu dönemde işverene ait veya kiralama yoluyla sahip olduğu aracın mevcut olup olmadığı araştırılmalı, birden fazla aracın bulunması halinde diğer araç yada araçların şoförlerinin kimler olduklarının tespiti ile varsa bu kişiler tanık sıfatıyla dinlenmeli, varsa işverene ait araçların kaza tutanağı veya trafik ceza tutanağının düzenlenip düzenlenmediği araştırılmalı, işverenin şehir içi ve varsa şehir dışı mallarını nasıl ve kimin aracıyla taşıma işini gerçekleştirdiği açıklığa kavuşturulmalı,
hak düşürücü sürenin uygulanması bakımından çalışmanın kesintili olup olmadığı tartışılmalı, çalışmanın kesintili olması halinde, herhangi bir bildirimin bulunmayan döneme ilişkin olarak hak düşürücü sürenin geçip geçmediği hususu da göz önünde bulundurulmalı, böylece bu konuda yeterli ve gerekli tüm soruşturma yapılarak uyuşmazlık konusu husus, hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde çözümlenmeli; deliller hep birlikte değerlendirilip takdir edilerek varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmelidir.
Mahkemenin, yukarıda açıklanan esaslar doğrultusunda araştırma yaparak elde edilecek sonuca göre karar vermesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm kurması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O halde, taraf avukatlarının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2011/3852, K. 2012/7443, 30 Nisan 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama