KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2011/5028 E., 2012/9233 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 21 Mayıs 2012
- Mahkemesi
- İş Mahkemesi
- No
- 746-924
Karar Metni
623 kelime·3 dk okuma
Dava, iş kazası sonucu vefat eden sigortalının hak sahiplerine bağlanan gelirlerin 506 sayılı Yasanın 26. maddesi gereğince davalıdan tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece, ilâmında belirtildiği şekilde isteğin kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davacı Avukatı ile, davalı Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
5510 sayılı Yasanın 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 21. maddesindeki, “İş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamı, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere, Kurumca işverene ödettirilir.” düzenlemesi getirilmiş ise de, söz konusu düzenlemenin anılan kanunda,
yürürlüğü öncesinde gerçekleşen olaylardan kaynaklanan rücuan tazminat davalarında uygulanmasına olanak veren bir düzenleme bulunmadığı ve genel olarak Kanunların geriye yürümemesi (geçmişe etkili olmaması) kuralı gereğince, davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 26. maddesidir.
Mahkemece, yapılan yargılama sonucunda, kesinleşen ceza davasında alınan kusur raporu ile davalı ...’ın işveren olarak 4/8, kazalının ise 4/8 kusurlu olduğu, diğer sanık ... ...’in ise, işveren vekili olarak görevli olup, diğer işçiler gibi kalıp yapmak, işverenin emirlerini diğer kişilere iletmekle görevli olup kusursuz olduğu kanaatine varılmakla davalı işverenin cezalandırılmasına, diğer sanık ... ...’in ise beraatine karar verilmiş, 06.05.2004 tarihli davalının müteahhit, ... ...’in taşeron olarak imzaladığı sözleşmede komple çatı dahil inşaat işi olduğu belirtilmiştir.
Mahkemece, yargılama sırasında alınan 21.09.2010 tarihli kusur raporunun hükme esas alındığı belirtilmiş ise de, dosyada aynı bilirkişiler tarafından, aynı tarihli iki farklı rapor bulunduğu, raporların birinde davalı ile kazalının kusurlarının irdelenerek işveren davalının %80, kazalının %20 kusurlu olduğunun belirtildiği, diğerinde ise, taşeron sıfatı ile ... ...’in de kusuru değerlendirilerek asıl işveren olarak davalının %50, taşeronun %30, kazalının ise, %20 kusurlu bulunduğu belirtilmiştir.
506 sayılı Kanunun 87.maddesi hükmünde tanımlandığı üzere taşeron; bir işte ya da bir işin bölüm veya eklentilerinde asıl işverenden iş alan ve kendi adına sigortalı çalıştıran 3.kişidir.
Asıl işveren taşeron ilişkisinin varlığı için öncelikle işin başka bir işverenden alınmış olması, bir başka ifade ile asıl işverenin işverenlik sıfatına devredilen iş dolayısıyla sahip olması, asıl işyeri ya da işyerinden sayılan yerlerde kendi adına işçi çalıştırıyor olması gerekir.
İşin belirli bir bölümünde değil de tamamının bir bütün halinde ya da bölümlere ayrılarak başkalarına devredildiği, işten bu yolla tamamen el çekildiği, sigortalı çalıştırılmadığı için işveren sıfatının haiz olunmadığı durumda ise, bunları devralan kişiler alt işveren, devredenlerde asıl işveren olarak nitelendirilemeyecektir. Aracı sıfatının kazanılmasında diğer koşullar ise, asıl işverenden istenilen işin, asıl iş, yada, işyeriyle ilgili işin bir bölümünde veya işyeri eklentilerinde alınmış olması ve bu işte işi alanın kendi işçilerinin çalıştırılması ve bu nedenle de işveren sıfatına sahip olunmasıdır.
Dava konusu somut olayın incelenmesinde ise; dava dışı ... ...’in taşeron sıfatının varlığı, bu şahsın beyanına da başvurularak, Bağ-Kur sigortalısı olup olmadığı, vergi kaydının bulunup bulunmadığı araştırılarak, mahkemece, davalı ile ... ... arasında asıl işveren taşeron ilişkisi bulunup bulunmadığı araştırılarak ve dosyada bulunan, aynı tarihli, aynı bilirkişiler tarafından düzenlenmiş, ancak, nedeni belirlenemeyen, çelişki oluşturan kusur raporları dışında kazanın olduğu iş kolunda uzman bilirkişilerden denetlemeye elverişli ve iş sağlığı ve iş güvenliği mevzuatı da gözetilerek,
Borçlar Kanununun 53.maddesi uyarınca hukuk hakimi ceza kararında kesinleşen maddi olgularla bağlı olup kusur oranıyla bağlı olmadığı huşuları da gözetilerek, çelişkiden uzak kusur raporu alınarak sonucuna göre karar verilmelidir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin eksik araştırma ve inceleme ile karar verilmiş olması, usule ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O halde, davacı Kurum Avukatı ile davalı Avukatının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2011/5028, K. 2012/9233, 21 Mayıs 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama