KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2011/8393 E., 2012/11167 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 11 Haziran 2012
- Mahkemesi
- İş Mahkemesi
- No
- 217-183
Karar Metni
759 kelime·4 dk okuma
Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 01.01.1998-01.03.2008 tarihleri arasında kesintisiz olarak çalıştığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmün, davacı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Davanın yasal dayanağı, 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun geçiş hükümlerini içeren Geçici 7. maddesi gereğince 506 sayılı Yasanın 79/10. maddesidir.
Anılan Yasanın 6. maddesinde ifade edildiği üzere “sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve feragat edilemez.” Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi karşısında, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davaların, kamu düzenine ilişkin olduğu, bu nedenle özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesinin zorunlu ve gerekli bulunduğunun gözetilmesi zorunludur.
Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde re’sen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır. Ayrıca, 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesi hükmüne göre.
Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin davanın, tespiti istenen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içinde açılması gerekir. Çalışmanın tespiti istemiyle hak arama yönünden kanun ile getirilen süre, doğrudan doğruya hakkın özünü etkileyen hak düşürücü niteliktedir ve dolması ile hakkın özü bir daha canlanmamak üzere ortadan kalkmaktadır.
Bu yönde, anılan madde hükmünde yer alan hak düşürücü süre; yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalışmaları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar için geçerlidir. Bir başka anlatımla; sigortalıya ilişkin olarak işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu gibi yönetmelikte belirtilen belgelerin Kuruma verilmesi yada çalışmaların Kurumca tespit edilmesi halinde.
Kurumca öğrenilen ve sonrasında kesintisiz biçimde devam eden çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez.
Ne var ki; sigortalının Kuruma bildiriminin işe giriş tarihinden sonra yapılması, bir başka ifade ile sigortalının hizmet süresinin başlangıçtaki bir bölümünün Kuruma bildirilmeyerek sonrasının bildirilmesi ve Kuruma bildirimin yapıldığı tarihten önceki çalışmaların, bildirgelerin verildiği tarihi de kapsar biçimde kesintisiz devam etmiş olması halinde, Kuruma bildirilmeyen çalışma süresi yönünden hak düşürücü sürenin hesaplanmasında; bildirim dışı tutulan sürenin sonu değil, kesintisiz olarak geçen çalışmaların sona erdiği yılın sonu başlangıç alınmalıdır.
Çalışma olgusunun her türlü delille ispatı mümkün ise de; dava konusu dönemde davalı işverene ait beyaz eşya tamir atölyesi işyerinden adına herhangi bir çalışma bildiriminde bulunulmayan ve işe giriş bildirgesi verilmeyen, zabıta araştırmasına rağmen komşu işyerleri ve çalışanları tespit edilemeyen, aynı zamanda işverenin arkadaşları olduklarını iddia eden iki davacı tanığının çalıştığı yönündeki beyanları sonucunda 01.01.1998-31.12.2004 dönemine ilişkin talebin hak düşürücü süre nedeni ile, 01.01.2005 sonrasına yönelik talebin ise ispatlanamadığı gerekçesi ile karar verilmiş ise de; Mahkemece, 01.01.1998-31.12.2004 dönemine ilişkin talebin hak düşürücü süre nedeniyle reddi isabetli ise de; 31.12.2004 sonrasına ilişkin dönem yönünden yapılan araştırma ve inceleme yeterli bulunmamıştır.
Davacının çalışmasının gerçekliği, işin ve işyerinin kapsam ve niteliğiyle süresinin belirlenebilmesi amacıyla; davacının sürekli çalışma iddiasının, zabıta araştırması ile ara sokakta olduğu ve komşu işyeri bulunmadığı anlaşılan iş yerine ilişkin vergi kaydı ve yoklama kayıtları olup olmadığı ilgili vergi dairesinden sorulmalı, işyerinin Kurumda kaydının bulunmadığı tespit edildiğinden davalı işverenin sosyal güvencesinin ve özlük dosyası Kurumdan getirtilmeli, tespiti istenilen yaklaşık on yıllık sürede davacının sosyal güvenlik ve dolayısıyla sağlık güvencesinden mahrum yaşamasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu,
bu nedenle bu süre zarfında davacının başka bir sosyal güvenlik kuruluşuna kaydı olup olmadığı, prim ödeyip ödemediği, sağlık yardımından yararlanıp yararlanmadığı, dava konusu dönemde belediye ve zabıtaca davalı işyerinde denetim yapılıp yapılmadığı,
işyeri ruhsatının bulunup bulunmadığı araştırılmalı, komşu işyeri ve çalışanları bulunmayan işyerinin etrafında ikamet edenler belirlenerek ilgili muhtarlık kayıtlarından davaya konu dönemde işyerine komşu evlerde oturdukları kayıtlarla teyit edilen kişilerin tanık sıfatıyla bilgilerine başvurulmalı, gerekli görüldüğü taktirde mahalle muhtarının bilgi ve görgüsüne başvurulmalı, bunun dışında sigortalının kayıtlarda gözükmeyen çalışmalarının hangi nedenlerle kayıtlara geçmediği ya da bildirim dışı kaldığı hususu gereğince araştırılmalı;
davanın niteliği gereği işverenin kabul beyanının hüküm kurmaya yeterli olmayacağı göz önünde bulundurulmalı, yargılama sürecinde dinlenen tanık anlatımlarının değerlendirilmesinde, işyerinin kapsamı, kapasitesi ve niteliği nazara alınmalı, böylece bu konuda gerekli tüm soruşturma yapılarak uyuşmazlık konusu husus, hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde çözümlenip, deliller hep birlikte değerlendirilip takdir edilerek varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmelidir.
Mahkemece açıklanan maddi ve hukuki ilkeler gözetilmeksizin eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davacı avukatının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2011/8393, K. 2012/11167, 11 Haziran 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama