KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2012/11503 E., 2012/12621 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 27 Haziran 2012
- Mahkemesi
- İş Mahkemesi
- No
- 573-714
Karar Metni
549 kelime·3 dk okuma
Dava, ödeme emrinin iptali istemine ilişkindir.
Mahkeme, ilâmında belirtildiği şekilde davanın kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davalı Kurum Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Davacı, murisinin 2002 yılı 6. ay ila 2003 yılı 12. ay ve 2004 yılı 2. ay ila 5. ayları arası döneme ilişkin işsizlik sigortası primi ve gecikme zammı borcunun tahsili için gönderilen ödeme emrinin, borcun zamanaşımına uğradığı gerekçesi ile iptalini istemiş; Mahkemece, Kurum’un, takibe konu alacağının zamanaşımına uğradığı gerekçesi ile, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Uyuşmazlık konusu dönemde yürürlükte bulunan 506 sayılı Kanunun 80. maddesinde 3917 sayılı Kanunla yapılan değişiklik uyarınca, Kurumun süresi içerisinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde 6183 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gereği öngörülmüş.
3917 sayılı Kanunla yapılan bu değişiklik aynı Kanunun 8.maddesi hükmüne göre, 08.12.1993 tarihinde yürürlüğe girmiş; daha sonra, 24.06.2004 tarih, 5198 sayılı Yasayla aynı maddede yapılan değişiklik sonucunda, Kurum alacaklarının tahsilinde 6183 sayılı Yasanın 102. maddesinin de uygulanma olanağı bulunmadığı düzenlemesi getirilmiş ve düzenleme 06.07.2004 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Bu durumda, zamanaşımı süresi bakımından 3917 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 08.12.1993 tarihinden önceki dönemle, 5198 sayılı Yasanın yürürlüğü sonrasına ilişkin prim ve gecikme zamları yönünden, Sosyal Sigortalar Kurumu’nun alacak hakkı, Borçlar Kanunu’nun 125. maddesinde öngörülen 10 yıllık zamanaşımı süresine tabidir.
Giderek, zamanaşımının başlangıç tarihi ise, yine, Borçlar Kanunu’nun 128. maddesi gereğince alacağın muaccel olduğu tarihtir ve zamanaşımının kesilmesi ve durdurulmasına ilişkin Borçlar Kanunu’nun 132. ve ardından gelen maddeleri de burada aynen geçerlidir.
08.12.1993 tarihinde yürürlüğe giren, 3917 sayılı Kanunun getirdiği düzenlemenin geçerli olduğu tarihler arasındaki döneme ilişkin prim ve gecikme zammı alacakları yönünden ise, 6183 sayılı Kanunun zamanaşımına ilişkin 102. ve ardından gelen maddeleri geçerlidir. Bu yönde 102. madde hükmüne göre zamanaşımı süresi 5 yıl olup, zamanaşımı süresinin başlangıcı ise, alacağın vadesinin rastladığı takvim yılını takip eden yıl başıdır.
Davaya konu 2009/16817 takip sayılı dosya üzerinden düzenlenen 22.07.2009 tarih ve 9090617 sayılı ödeme emrine konu primlerin. 3917 sayılı Kanunla getirilen düzenlemenin geçerli olduğu dönem içerisinde kalan 01.06.2002 – 31.05.2004 dönemine ilişkin olduğu ve ödeme emrinin 29.07.2009 tarihinde tebliğ edildiği hususu gözetildiğinde, zamanaşımının, her bir aya ilişkin işsizlik priminin vadesinin rastladığı takvim yılını takip eden yıl başı esas alındığında.
2002 yılı 6. ay ila 11. aylara ilişkin alacaklar yönünden 31.12.2007, 2002 yılı 12. ay ila 2003 yılı 11. aylara ilişkin alacaklar yönünden 31.12.2008 tarihine kadar istenilmediğinden 5 yıllık zamanaşımına uğradığının kabulü yerinde ise de.
2003 yılı 12. ay ve 2004 yılı 2 ila 5. aylara ilişkin Kurum alacakları yönünden, vadeleri, alacağın ait olduğu ayı takip eden ayın sonu olup; buna göre, vadelerini takip eden yılın başı alındığında 2003 yılı 12. aya ilişkin alacak yönünden 01.01.2005, yine 2004 yılı 2 ila 5. aylara ilişkin alacak yönünden 01.01.2005 tarihlerinden başlayarak 5 yıl geçmeden takip yapılarak ödeme emrinin tebliğ edildiği gözetildiğinde, davaya konu takipten 2003 yılı 12. ay ve 2004 yılı 2 ila 5. aylara ilişkin alacakların yönünden, işin esasına girilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, anılan alacakların da zamanaşımına uğradığından bahisle,
yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2012/11503, K. 2012/12621, 27 Haziran 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama