KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2012/12725 E., 2012/15701 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 21 Eylül 2012
- Mahkemesi
- İş Mahkemesi
- No
- 292-295
Karar Metni
526 kelime·3 dk okuma
Dava, 1479 sayılı Kanun kapsamında Bağ-Kur sigortalılığının iptali ve yaşlılık aylığına hak kazandığının tespiti istemlerine ilişkindir. Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın kabulüne karar verilmiştir. Hükmün, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Davacının, 06.10.1986 tarihinde davalı Kurum kayıtlarına intikal eden bildirge ile, demircilik faaliyetinden vergi kaydına istinaden, 13.08.1986 tarihinden itibaren 1479 sayılı Kanun kapsamında Bağ-Kur tescilinin yapıldığı, 31.03.2003 tarihinde vergi kaydının ve Esnaf ve Sanatkârlar Odası kaydının sona ermesi nedeniyle sigortalılığının da sona erdirildiği, yine demircilik faaliyetinden vergi kaydına istinaden 02.05.2005 tarihi ile yaşlılık aylığı tahsis talebinde bulunduğu 25.12.2007 tarihleri arasında da davalı Kurum tarafından Bağ-Kur sigortalısı kabul edildiği,
ancak davacının 11.05.2004 tarihinden itibaren beş ayrı işyerinden ve kesintisiz biçimde 31.12.2006 tarihine kadar 506 sayılı Kanun kapsamında hizmet akdine dayalı fiili çalışması ve dolayısıyla zorunu sigortalılığı bulunduğu, 01.02.2007 – 25.12.2007 tarihleri arasında ise 506 sayılı Kanun kapsamında isteğe bağlı sigorta primi ödediği anlaşılmaktadır.
Davacının, 506 sayılı Kanun kapsamında yaşlılık aylığı almak için yaptığı 25.12.2007 tarihli tahsis talebinin reddi üzerine açtığı işbu davada.
506 sayılı Kanun kapsamındaki zorunlu ve isteğe bağlı sigortalı sürelerine üstünlük tanınarak 02.05.2005 – 25.12.2007 tarihleri arasındaki 1479 sayılı Kanun kapsamında sigortalı sürelerin iptali ile 2007 yılı Ocak ayında da isteğe bağlı sigortalı olduğunun ve 01.01.2008 tarihinden itibaren yaşlılık aylığına hak kazandığının tespitine karar verilmesini istemiş, Mahkemece, davanın kabulü ile istem hüküm altına alınmıştır.
Sosyal güvenlik sistemimizde çifte sigortalılığa yer verilmemiş olması nedeniyle “çakışan sigortalılık” olarak adlandırılan, bir sigortalının aynı anda birden fazla sosyal güvenlik kanununa tabi olması hali, Kanunlarda yer alan düzenlemelerle, sadece, bir sigortalılığa geçerlilik tanınarak çözüme kavuşturulmakta olup; gerek daha önce başlayan sigortalılık olması, gerek davacının geçimini karşılayacak nitelikte ve ekonomik yönden baskın olması, gerekse de davacının tercih ettiği sigortalılık olması nedeniyle 506 sayılı Kanun kapsamındaki zorunlu sigortalılığa üstünlük tanınması yerindedir.
Ne var ki; sosyal güvenlik sisteminde isteğe bağlı sigortalılığa olanak tanınmasının amacı, sigortalıları, çalışma hayatında sıkça rastlanan, sürekli ve düzenli iş bulma güçlüğü karşısında, uzun süreli sigorta kolları (yaşlılık, malullük ve ölüm) bakımından sosyal güvenlik haklarından yoksun bırakmamak olup, isteğe bağlı sigortalı olabilmek için zorunlu nitelikte herhangi bir sigortalılık bulunmaması şarttır. Bu nedenle isteğe bağlı sigortalılık ile zorunlu nitelikteki sigortalılık çalışması durumunda zorunlu sigortalılığa üstünlük tanınması gerekir. Somut olayda; davacının, isteğe bağlı sigortalı olduğu 01.02.2007 – 25.12.2007 tarihleri arasındaki dönemde zorunlu nitelikte Bağ-Kur sigortalılığı bulunduğundan, anılan sürelerdeki zorunlu sigortalılığının iptali mümkün değildir.
Kabule göre; davacının isteğe bağlı olarak ilk sigorta prim ödemesi Aralık 2006 tarihinde olduğundan 01.01.2007 tarihinden itibaren sigortalı kabul edilmesi yerinde ise de; sigortalının prim ödemeleri toplamının davalı Kurumun kabulünde olan toplam 325 günlük sigortalılık süresini karşıladığı anlaşıldığından, tesis edilen hükümle 30 gün daha isteğe bağlı sigortalı kabul edilmesi halinde prim borcu oluşacağı ve bu haliyle de yaşlılık aylığı tahsisinde değerlendirilemeyeceği açıktır.
Mahkemece, açıklanan maddi ve hukuki esaslar gözetilmeden eksik incelemeye bağlı yanılgılı değerlendirme ile yazılı biçimde karar verilmesi, usûl ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2012/12725, K. 2012/15701, 21 Eylül 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama