KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2012/13540 E., 2012/15544 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 20 Eylül 2012
- Mahkemesi
- İş Mahkemesi
- No
- 20-303
Karar Metni
579 kelime·3 dk okuma
Dava, ödeme emirlerinden dolayı borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmün, davacı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
2001/7,8,9,10,11,12 – 2002/1 dönemine ilişkin olarak davalı Kurumca hakkında tahakkuk ettirilen sigorta primi, özel işlem vergisi, eğitime katkı payı, işsizlik sigortası primi borcunu içeren ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre düzenlenen toplam 4 adet ödeme emrinin 04.01.2012 tarihinde işveren sıfatıyla davacıya tebliğ edilmesi üzerine 10.01.2012 günü işbu davanın açıldığı anlaşılmakta olup, işyerinde personel olarak çalışan davacının Selahattin Saraç adındaki işverence aldatılarak kendisine bazı belgelerin imzalattırılması sonucunda Kurum kayıtlarında işveren olarak göründüğü,
sonradan bu durumu öğrenen davacının işverene başvurduğu ve gerekli düzeltmenin yapıldığının kendisine bildirilmesi üzerine çalışmasını sürdürdüğü yönündeki davacı vekilinin iddialarına karşılık, mahkemece yapılan yargılama sonunda, Kurum belgelerinde işveren olarak kayıtlı davacıya ait imzaların kendisince inkar edilmediği, resmi belgelerin aksinin tanık anlatımları ile kanıtlanamayacağı gerekçesiyle dava reddedilmiştir.
506 sayılı Kanunun 4. maddesinde işveren, bu Kanunun uygulamasında sigortalıları çalıştıran gerçek veya tüzel kişiler olarak tanımlanmış, işveren nam ve hesabına işin yönetimi görevini yapan kimselerin işveren vekili olduğu, bu Kanunda geçen işveren deyiminin işveren vekilini de kapsadığı, işveren vekilinin bu Kanunda belirtilen yükümlülüklerinden dolayı aynen işveren gibi sorumlu tutulacağı belirtilmiştir.
Diğer taraftan 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun “Primlerin ödenmesi” başlığını taşıyan 88. maddesinin on altıncı fıkrasında, Kurumun süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde, 6183 sayılı Kanunun 51., 102. ve 106. maddeleri hariç, diğer maddelerinin uygulanacağı belirtilmiştir.
Kurum alacağının tahsili için düzenlenen ödeme emrinin iptali istemine ilişkin davaların yasal dayanağı, 6183 sayılı Kanunun “Ödeme emri” başlığını taşıyan 55. ve “Ödeme emrine itiraz” başlıklı 58. maddesidir.
55. maddenin ilk fıkrasında, kamu alacağını vadesinde ödemeyenlere, (7) gün içinde borçlarını ödemeleri veya mal bildiriminde bulunmaları gereğinin bir ödeme emri ile tebliğ olunacağı belirtilmiş, 58. maddenin birinci fıkrasında da, kendisine ödeme emri tebliğ olunan kişinin, böyle bir borcu olmadığı veya kısmen ödediği veya zamanaşımına uğradığı hakkında tebliğ tarihinden itibaren (7) gün içinde itirazda bulunabileceği açıklanmıştır.
Anlaşılacağı üzere, bir yönüyle “menfi tespit” niteliğindeki ödeme emrine itiraz/ödeme emrinin iptali davasının hak düşürücü nitelikte olan (7) günlük süre içerisinde açılması zorunlu olduğu gibi, kendisine ödeme emri gönderilen borçlunun itirazları da üç nedenle sınırlandırılmıştır.
Kanun koyucu tarafından, tahsil edilmesi istenen alacak, kamusal nitelikte imtiyazlı olduğundan sürüncemede kalması önlenerek, hızla tahsilinin sağlanması istenmiş, bu nedenle kamu alacağına ilişkin takip kesinleştikten sonra yeni ve ayrı bir menfi tespit davası açılması yönünde herhangi bir hüküm öngörülmemiştir.
Yukarıdaki yasal düzenleme ve açıklamalar ışığı altında yapılan değerlendirmede; (7) günlük hak düşürücü süre içerisinde açılan ödeme emrine itiraz/ödeme emrinin iptali ve menfi tespit niteliğindeki davada, davacı vekilinin iddiaları, “böyle bir borcun bulunmadığı” yönündeki yasal itiraz kapsamında değerlendirilmeli, bu bakımdan öncelikle, dava ile elde edilecek sonuç, gerçek işveren olduğu ileri sürülen kimsenin hak alanını da ilgilendirdiğinden söz konusu kişinin yöntemince davaya katılımı sağlanarak göstereceği kanıtlar toplanmalı, sonrasında yapılacak araştırmayla dava konusu borcun ait olduğu işyerinin gerçek işvereni açıklıkla belirlenerek elde edilecek sonuca göre hüküm kurulmalıdır.
Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2012/13540, K. 2012/15544, 20 Eylül 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama