KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2012/16409 E., 2013/18737 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 8 Ekim 2013
- Mahkemesi
- İş Mahkemesi
- No
- 2005/689-2012/326
Karar Metni
957 kelime·5 dk okuma
Dava, rücuan tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın kabulüne karar verilmiştir. Hükmün, davacı Kurum ve davalılar ..., ..., ..., ... avukatları ve ihbar olunan ... tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Davacı Kurum, asıl davada 23.06.2002 tarihinde meydana gelen trafik kazasında yaralanan sigortalıya yapılan geçici iş göremezlik ödemesi ve tedavi giderlerinden oluşan kurum zararının dava tarihine kadar işlemiş olan faizi ile birlikte ve dava tarihinden itibaren işleyecek faiziyle, araç sürücüsü ve sigorta şirketinden, sigorta şirketi için poliçe limiti ile sınırlı sorumlu olarak, 506 sayılı Yasanın 39. maddesine istinaden rücuan tahsilini;
birleşen davada ise, asıl davada davalı sürücü ...’ün vefat ettiğinin tespit edilmesi nedeniyle asıl dava ile talep edilen Kurum zararının araç sürücüsünün mirasçıları ve sigorta şirketinden müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiş olup; yargılama aşamasında dava Güvence Hesabına ihbar olunmuş.
Mahkemece, asıl davanın kabulü ile, kurum zararının sarf ve ödeme tarihinden itibaren yasal faiziyle dahili davalılar ve davalı sigorta şirketi iflas etmiş olduğundan iflas masası güvence hesabından tahsiline, birleşen davanın kabulü ile ilk dava tarihi olan 15.11.2005 tarihine kadar işlemiş olan faizin dahili davalılar ve davalı sigorta şirketi iflas etmiş olduğundan iflas masası güvence hesabından tahsiline karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmaya yeterli ve elverişli değildir.
1- Kural olarak taraf sıfatı kazanmayan üçüncü kişi davayı kendi adına temyiz edemez ise de; ihbar olunan ... hakkında da hüküm verilmiş olması nedeniyle, hükmün kendisine ilişkin bölümünü kendi adına temyiz edebileceğinden, anılan temyiz talebi üzerine yapılan incelemede;
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 49. ve devamı maddelerine göre (HMK’nun 61. ve devamı) iki taraftan biri davayı kaybettiği takdirde üçüncü şahsa rücu hakkı olduğunu düşünüyorsa davayı ihbar edebilir. Kendisine dava ihbar olunan, davalı yerine kaim olarak davayı takip veya müdahale yönünde beyanda bulunmayan, yöntemine uygun kendisine husumet yöneltilmeyen, ayrıca asli veya fer’i müdahil konumunda bulunmayıp, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 50’nci maddesi uyarınca dava kendisine ihbar edilen üçüncü kişi konumunda bulunmaktadır.
İnceleme konusu dava değerlendirildiğinde; 18.06.2009 havale tarihli dilekçe ile dava kendisine ihbar olunan ... unvanının karar başlığında, yargılama aşamasında hakkında iflas kararı verildiği bildirilen Kapital Sigorta şirketi iflas masası yanında davalı olarak, ayrıca ihbar olunan olarak yazılmak suretiyle, dosyada taraf olmayan ... hakkında hüküm kurulmuş olması, isabetsizdir.
2- Borcu ortadan kaldırmamakla birlikte, yerine getirmekten kaçınma yetkisi veren zamanaşımı defi, ancak, bunu ileri süren taraf yönünden sonuç doğurmakta, bir başka anlatımla, mahkemece kendiliğinden gözetilemeyen zamanaşımı defi, yasal süresinde ileri sürüldüğü takdirde değerlendirmeye alınabilmektedir.
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 109’uncu maddesinde; motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin istemlerin, zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl ve herhalde, kaza gününden başlayarak on yıl içinde zamanaşımına uğrayacağı; tazminat yükümlüsüne karşı kesilen zamanaşımının, sigortacıya karşı da kesilmiş olacağı hüküm altına alınmıştır.
Anlaşılacağı üzere maddedeki zamanaşımı süresi, zararın ve eylemi gerçekleştirenin (failin) öğrenildiği tarihten itibaren işlemeye başlamakta olup, Kurumca zararın öğrenilme tarihinin, giderlerin sarf ve ödeme günü olduğu açıktır. Tazminat yükümlüsünün öğrenilme tarihine ilişkin olarak ise, Kurumun yetkili organının faili öğrendiği tarih esas alınmalıdır.
Bu kapsamda; ceza mahkemesince yargılanıp hakkında cezalandırma kararı verilen üçüncü kişi yönünden, Kurumun, ceza kararının kesinleştiği tarihte faili öğrendiği kabul edilmeli, cezalandırma kararının söz konusu olmadığı durumlarda ise yöntemince yapılacak araştırma sonunda tazminat yükümlüsünün kim olduğunun öğrenilme tarihi açıklıkla saptanmalıdır.
Önemle belirtilmelidir ki, zamanaşımı süresinin, hem zararın, hem de tazminat yükümlüsünün öğrenildiği tarihten itibaren, bir başka anlatımla, ancak, her iki olgu gerçekleştikten sonra işlemeye başlayacağı dikkate alınmalıdır.
İnceleme konusu dava değerlendirildiğinde; vefat eden sürücü ... mirasçılarının zamanaşımı definde bulunduğu gözetilerek yukarıdaki düzenleme ve açıklamalar ışığı altında araştırma ve irdeleme yapılarak elde edilecek sonuca göre zamanaşımı def'i konusunda olumlu veya olumsuz karar verilmemesi,
Öte yandan Yasa Koyucu tarafından, 25.02.2011 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren, 13.02.2011 tarih 6111 sayılı Yasanın 59. maddesi ile 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 98. maddesi değiştirilmiş, anılan değişiklik ile trafik kazaları sebebiyle üniversitelere bağlı hastaneler ve diğer bütün resmî ve özel sağlık kurum ve kuruluşlarının sundukları sağlık hizmet bedelleri, kazazedenin sosyal güvencesi olup olmadığına bakılmaksızın Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanacağı esası getirilmiştir.
6111 sayılı Kanunun, yayımı tarihinde yürürlüğe giren Geçici 1. maddesi ile de, bu Kanunun yayımlandığı tarihten önce meydana gelen trafik kazaları nedeniyle sunulan sağlık hizmet bedellerinin yine Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanacağı belirtilmiştir.
Tedavi giderleri kapsamında, sigorta şirketinin, Güvence Hesabının, sürücünün ve işletenin, zorunlu olarak sigorta teminatına bağlanması nedeniyle yasadan ve sözleşmeden doğan bu yükümlülüğü, 6111 sayılı Yasa ile getirilen düzenlemenin yürürlüğe girmesi ile sona erdirilmiş bulunmaktadır.
Bu haktan, sigorta sözleşmesinin tarafı olan işleteni ve sürücülerin yararlanması gerekmekte olup, poliçe limiti kapsamında kalan tedavi giderleri nedeniyle sorumlulukları sona erecektir. Sigorta sözleşmesinin sağladığı teminattan yararlanmayanlar bu haktan yararlanamazlar. Ancak, zorunlu sigorta teminat tutarlarını aşan tedavi giderlerinin, zarara sebep olan veya hukuken sorumlu olanlar tarafından karşılanacağı, bu kişiler yönünden poliçe limitini aşan kısım yönünden sorumluğun devam edeceği de kabul edilmelidir. Kuşkusuz, kurum tarafından sigortalıya yapılan geçici iş göremezlik ödemeleri yönünden de sorumluluk devam etmektedir.
Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında talebe konu edilen tedavi giderleri için 6111 sayılı Yasanın 59 ve Geçici 1. maddeleri ile 2918 sayılı Yasanın 98. Maddesi kapsamında değerlendirme yapılarak sonucuna göre karar verilmemesi isabetsizdir.
3-Kabule göre de; isteme konu edilen tedavi gideri ve geçici iş göremezlik ödemesinden oluşan kurum zararının asıl davada, sarf ve ödeme tarihinden itibaren yasal faiziyle tahsiline karar verilmiş iken, birleşen davanın da kabulüne karar verilerek asıl dava tarihine kadar işlemiş yasal faizin hesaplanarak tahsiline karar verilmek suretiyle aynı alacağa mükerrer faiz hesaplanarak, yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O hâlde, davacı Kurum ve davalılar ..., ..., ..., ... avukatları ve ihbar olunan ...'nın bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2012/16409, K. 2013/18737, 8 Ekim 2013 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama