KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2012/18363 E., 2012/24915 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 7 Aralık 2012
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
- No
- 216-13
Karar Metni
852 kelime·4 dk okuma
Dava, itirazın iptali ve icra inkar tazminatı istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilamında belirtildiği üzere davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmün, davacı SGK Başkanlığı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Dava, yaşamını yitiren sigortalı annesi üzerinden 1479 sayılı Kanun hükümlerine göre 01.09.1995, sigortalı babası üzerinden ise 01.01.1998 tarihinden itibaren kendisine hak sahibi kız çocuğu sıfatıyla ölüm aylığı bağlanan davalı aleyhine davacı kurum tarafından 01.01.1998-2007/9 ay arasında yersiz ödenene ölüm aylığının tahsiline yönelik yapılan takibe vaki itirazın iptali davasıdır.
Mahkemece, 1479 sayılı Kanunda anne ve babadan birlikte ölüm aylığı alınamayacağına dair bir hüküm bulunmadığı, Kanun'un Ek 7. maddesinde ise; iki sigortalıdan ayrı ayrı ölüm aylığı alan hak sahiplerine bunlardan yanlızca birisi için sosyal yardım zammı ödeneceğinin öngörüldüğü, ancak anılan madde kapsamında her iki ölüm aylığı üzerinden sosyal yardım zammı ödendiğine ilişkin bir delil ibraz edilmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği anlaşılmıştır.
Davanın temel yasal dayanağı olan 1479 sayılı Kanunun “Eş ve çocuklara, ana ve babaya tahsis yapılması” başlığını taşıyan 45’inci maddesinde, sigortalının.
18 yaşını (veya ortaöğretim yapması halinde 20 yaşını, yükseköğretim yapması halinde 25 yaşını) doldurmamış veya yaşları ne olursa olsun çalışamayacak durumda malûl bulunan çocukları ile geçimini sağlayacak başka bir geliri olmamak koşulu ile yaşları ne olursa olsun evlenmemiş kız çocuklarına aylık bağlanacağı belirtilmiş olup, anılan madde, 02.08.2003 tarihinde yürürlüğe giren 4956 sayılı Kanunun 23’üncü maddesiyle yeniden düzenlenerek,
evli olmayan/boşanan/dul kalan kız çocuklarına ölüm aylığı bağlanabilmesi için “geçimini sağlayacak başka bir geliri olmama” şartı, “bu Kanun ile diğer sosyal güvenlik kanunları kapsamında çalışmama, bu kanunlar kapsamındaki çalışmalarından dolayı gelir veya aylık almama” olarak değiştirilmiştir.
Bu kapsamda, Mahkemece 02.08.2003 tarihi öncesine yönelik olarak ikinci olarak bağlanan ölüm aylığı yönünden, ölüm aylığı bağlanabilmesi için “geçimini sağlayacak başka geliri olmama koşulunun” somut olay bakımından gerçekleşip gerçekleşmediği irdelenmemiştir.
Ayrıca, sosyal yardım zammı ödemesine ilişkin olarak; anılan Kanun'un Ek 7. maddesinde yer alan, “Sosyal güvenlik kanunlarına göre bağlanan iki aylığı birlikte alanlara, 1479 sayılı Kanuna göre ayrı ayrı bağlanan iki aylığı birlikte alanlara veya iki sigortalıdan ayrı ayrı ölüm aylığı alan hak sahiplerine bunlardan yalnız birisi için sosyal yardım zammı ödenir.” düzenlemesine yönelik olarak da Mahkemece herhangi bir inceleme yapılmadığı anlaşılmaktadır.
Diğer taraftan, sigortalılara veya hak sahiplerine yapılan yersiz ödemelerin ilgililerden geri alınmasının hukuki dayanak ve ilkelerine ilişkin olarak, 1479 sayılı Kanunun “Sigorta yardımlarının haczedilemeyeceği” başlıklı 67’nci maddesinin ikinci fıkrasında, sigortalılara veya hak sahiplerine Kurumca fuzulen ödendiği anlaşılan her türlü aylık yardımların 55’inci maddenin son fıkrası saklı kalmak kaydıyla, ilgililerin sonraki her çeşit istihkaklarından kesilmek suretiyle geri alınacağı açıklanmış olmasına karşın, yersiz ödeme durumunda geri verme yükümünün kapsamı belirlenmediği gibi,
söz konusu Kanun içeriğinde buna ilişkin herhangi bir düzenlemeye de yer verilmemiştir.
Bu konuda 01.10.2008 günü yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun “Yersiz ödemelerin geri alınması” başlığını taşıyan 96’ncı maddesinin birinci fıkrasında, “Kurumca işverenlere, sigortalılara, isteğe bağlı sigortalılara gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların hak sahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere, fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen bu Kanun kapsamındaki her türlü ödemeler;
a) Kasıtlı veya kusurlu davranışlarından doğmuşsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede yapılan ödemeler, bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden, b) Kurumun hatalı işlemlerinden kaynaklanmışsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede yapılan ödemeler toplamı, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren üç ay içinde yapılacak ödemelerde faizsiz, üç aylık sürenin dolduğu tarihten sonra yapılacak ödemelerde ise bu süre sonundan, itibaren hesaplanacak olan kanunî faizi ile birlikte, ilgililerin Kurumdan alacağı varsa bu alacaklarından mahsup edilir, alacakları yoksa genel hükümlere göre geri alınır.” hükmü öngörülmüştür.
Konuya ilişkin 5510 sayılı Yasa öncesi mevzuata bakıldığında, 506 sayılı Yasanın 121. maddesinde yersiz ödeme halinde iade yükümünün kapsamını belirleyen bir düzenleme bulunmadığı gibi, anılan Yasa içeriğinde konuyu düzenleyen başka bir özel düzenlemenin de yer almadığı görülmektedir.
5510 sayılı Yasanın 96. maddesi ile 506 Yasada yer almayan yeni bir düzenleme getirilmiş, sebepsiz zenginleşmenin iyi niyetle veya kötü niyetle gerçekleşmesine bağlı olarak istirdadı mümkün ödeme miktarları belirlenmiştir. Kapsam belirlendikten sonra, ilgilinin Kurumdan alacağı yoksa geri alma işleminin genel hükümlere göre yapılacağı öngörülmüştür.
5510 sayılı Yasanın geçici maddelerinde ise, yersiz ödemelerin tahsili konusunda önceki hükümlerin uygulanması gereğini öngören herhangi bir kural yer almamaktadır.
Kurumun istirdadını isteyeceği yersiz ödemenin kapsamını belirlemedeki irade serbestisi de, 5510 sayılı Yasanın 96. maddesi hükmünün, Kurumun yersiz ödemeden kaynaklanan alacakları konusunda süren uyuşmazlıklara uygulanması gereğini doğurmaktadır.
Yukarıda belirtilen hukuki ve fiili durumlar ışığında; Mahkemece, 02.08.2003 tarihi öncesi dönem yönünden ikinci bağlanan ölüm aylığına ilişkin olarak 1479 sayılı Kanun'un 45. maddesinde yer alan, “geçimini sağlayacak başka bir geliri olmama” şartı bakımından konunun irdelenmesi, tüm dönem yönünden 1479 sayılı Kanun'un Ek 7. maddesinin değerlendirilmesi ve bu konuda davalının Kurumu yanıltmadığı gözetilerek 96. maddenin “b” bendi uyarınca değerlendirme yapılması gereği dikkate alınarak bir karar verilmesi gerekmektedir.
Mahkemece, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme neticesi karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davacı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2012/18363, K. 2012/24915, 7 Aralık 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama