KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2012/22057 E., 2012/22889 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 22 Kasım 2012
- Mahkemesi
- İş Mahkemesi
- No
- 241-575
Karar Metni
533 kelime·3 dk okuma
Dava, 1479 sayılı Kanun kapsamında Bağ-Kur sigortalısı olduğunun tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Davacı, 01.04.1987 – 04.09.1989 ve 05.05.1994 – 31.12.1995 tarihleri arasındaki berberlik faaliyetinden vergi kaydına istinaden anılan sürelerde 1479 sayılı Kanun kapsamında Bağ-Kur sigortalısı olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.
1479 sayılı Kanun, zorunlu sigortalılık şemsiyesi altına alınan “Esnaf ve Sanatkârlar ve diğer bağımsız çalışanlara” kanunda yazılı sosyal güvenlik hükümlerini uygulama amacını taşımakta olup, aynı Kanunun 24/1-a ve 25’inci maddelerinde Bağ-Kur sigortalılığının, gelir vergisi mükellefiyetinin başladığı tarih esas alınarak belirlenmesi ölçütünü getirirken; 26’ncı madde ile de, sigortalı olma hak ve yükümlülüğünden vazgeçilemeyeceği ve kaçınılamayacağını, ayrıca, bu kanuna göre sigortalı sayılanların, sigortalı sayıldıkları tarihten itibaren üç ay içinde kuruma başvurarak kayıt ve tescil yaptırmalarının zorunlu olduğunu, aksi durumda, Kurum tarafından re’sen tescil işleminin yapılacağını hükme bağlamıştır.
Zaman zaman yapılan düzenlemelerle Bağ-Kur sigortalılık hak ve mükellefiyetlerinin belirli tarihlerden başlatılması zorunlu kılınmış, bu kapsamda hükümler içeren 1479 sayılı Kanunun ek geçici 13’üncü maddesi, bilahare Anayasa Mahkemesince tüm maddeleriyle iptal edilen 619 sayılı KHK, 02.08.2003 tarihinde yürürlüğe giren 4956 sayılı Kanun ile eklenen 1479 sayılı Kanunun geçici 18’inci maddesi ile tescilin belirtilen tarihlerden sonra yapılmasına karşın, kanunda tanınan süreler içinde, daha öncesine ait vergi kaydı bulunanların borçlanma hakkının kullanılabilmesi öngörülmüştür.
Bu kapsamda anılan Geçici 18’inci madde hükmünde belirtilen şartları yerine getiren kişiler, maddede belirtilen sürelere ilişkin prim tutarlarını ödeyerek o döneme ilişkin süreleri sigortalı saydırabileceklerdir. Bu düzenleme ile borçlanma hakkı, 04.10.2000 tarihinden sonra zorunlu sigortalı olarak Bağ-Kur’a tescil edilmiş olanlardan, daha önce vergi kaydı bulunanlara, öngörülen tarihlerden itibaren borçlanma hakkını kullanmaları kaydıyla tanınmıştır.
Söz konusu borçlanma hakkını kullanmayanların ise sonrasında geriye yönelik hizmet tespiti suretiyle sigortalılık kazanmasına yasal olanak tanınmamıştır.
Somut olayda.
Mahkemece davanın kabulü ile davacının 01.04.1987 – 04.09.1989 ve 05.05.1994 – 31.12.1995 tarihleri arasında Bağ-Kur sigortalısı olduğunun tespitine karar verilmiş ise de; davacının 20.07.2011 tarihinden itibaren 2926 sayılı Kanun kapsamında, 1974 – 1992 tarihleri arasında da 506 sayılı Kanun kapsamında sigortalılığı olduğu anlaşılmakta olup; anılan yasal düzenlemeler çerçevesinde 1479 sigortalılık tescili bulunup bulunmadığına ilişkin herhangi bir araştırma yapılmamıştır.
Bu nedenle öncelikle; davacının, 04.10.2000 tarihinden sonra 1479 sayılı Kanun kapsamında herhangi bir tescili bulunup bulunmadığı tespit edilmeli; tescilinin bulunmadığının anlaşılması halinde davanın reddine karar verilmeli; tescilinin bulunduğunun ve tescile esas bildirgenin davalı Kurum kayıtlarına intikal tarihinin 02.08.2003 tarihinden önce olduğunun belirlenmesi halinde şimdiki gibi davanın kabulüne karar verilmeli;
tescilin 02.08.2003 tarihinden sonra olduğunun belirlenmesi halinde ise Geçici 18’inci maddeden istifade etmeden milat olarak tanımlanan 04.10.2000 tarihinden öncesine ilişkin geriye dönük tescilinin mümkün olmadığı nazara alınarak, sigortalının 02.08.2003 tarihinden başlayarak altı aylık süre içerisinde (05.02.2004 tarihine kadar) vergiye kayıtlı olduğu 01.04.1987 – 31.12.1995 tarihleri arasındaki süreler için borçlanma istemi olup olmadığı araştırılıp tartışılarak sonucuna göre hüküm bir karar verilmelidir.
Mahkemece açıklanan maddi ve hukuki esaslar gözetilmeksizin, eksik araştırma, inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı biçimde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2012/22057, K. 2012/22889, 22 Kasım 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama