KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2012/6527 E., 2012/12856 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 2 Temmuz 2012
- Mahkemesi
- İş Mahkemesi
- No
- 604-42
Karar Metni
515 kelime·3 dk okuma
Davacı, işkazası sonucu sürekli işgöremezlik durumuna giren sigortalıya yapılan sosyal sigorta yardımları nedeniyle uğradığı zararın tazminine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, bozma ilamına uyduktan sonra yaptığı yargılama sonucu ilamında belirtildiği şekilde davanın kısmen kabulüne altına almıştır.
Hükmün, davacı ve davalı işveren avukatlarınca temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Dosyadaki yazılara, kararın bozmaya uygun olmasına, delillerin taktirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı işverinin avukatının tüm, davacının avukatının sair temyiz itirazlarının REDDİNE;
Mahkemenin uyma kararı verdiği Dairemizin bozma kararında açıklandığı üzere; davalı işverenin sorumluluğunun dayanağı 506 sayılı Kanunun kusursuz sorumluluk ilkesini içeren 10. maddesi olup, kusurlu davalıların zarardan birlikte sorumluluğu ise Borçlar Kanununun 51. maddesindeki düzenlemeden kaynaklanmaktadır. İşveren yönünden 506 sayılı Kanunun 10. maddesinde düzenlenen şartların oluştuğu anlaşılmaktadır.
Borçlar Kanununun 51. maddesindeki, “Müteaddit kimseler muhtelif sebeplere (haksız muamele, akit, kanun) binaen mesul oldukları takdirde haklarında birlikte bir zarar vukuuna sebebiyet veren kimseler hakkındaki hükümlere göre muamele olunur.” düzenlemesi; birden çok kişinin, gerek haksız eylem, gerek sözleşme ve gerekse kanun gibi sebeplerden ve aynı zarar için zarara uğrayana karşı sorumluğu durumunda, bunlar arasında BK. 50. maddesinde yer alan bir zarara ortaklaşa sebep olanlar hakkındaki sorumluluğa ilişkin kuralların uygulanma gereğine yer vermiştir.
Ancak davalıların sorumlu olacağı miktarın tespiti, 506 sayılı Kanunun 10 ve 26. maddeleri yönünden farklılık gösterdiğinden, bu yönün açıklığa kavuşturulması gerekir.
506 sayılı Kanunun 10. maddesine dayalı tazmin sorumluluğu hâlinde; aynı Kanunun 26. maddesine ilişkin davalardaki tazmin sorumluluğundaki gibi sosyal yardım zammıda dahil olmak üzere haksahiplerine bağlanan gelirlerin ilk peşin sermaye değeri ile yapılan masraf ve ödemeler toplamının tazmin sorumlularının kusurlarının karşılığı miktarla sınırlanması kuralının kıyas yoluyla uygulanması gerektiği, ancak 10. maddenin öngördüğü sorumluluk hâlinin 26. maddeye oranla farklı ve daha ağır bir sorumluluk hâlini öngörmüş olması nedeniyle işverenin, 506 sayılı Kanunun 9 ve 10. maddesi kapsamındaki sorumluluk sınırını oluşturan miktar belirlenirken,
işkazasında işverenin kabul edilmesi gereken % 100 oranında kusurundan, BK. 43, 44. maddeleri uyarınca sigortalının müterafik kusurunun % 50 sinden az olmayacak şekilde bir hakkaniyet indirim yapılmak suretiyle hesaplama yapılması, Yargıtay’ın konuya ilişkin yerleşik içtihatlarının gereğidir.
Ayrıca davanın Borçlar Kanununun 51. maddesinde düzenlenen teselsül hükümleri doğrultusunda açıldığı hâllerde; birlikte sorumlu olanların müşterek kusurla hareket etmemiş olmaları nedeniyle, kusurlu üçüncü kişinin, 506 sayılı Kanunun 26/2. maddesine uygun olarak, kusur sorumluluğu dahilinde belirlenen sosyal yardım zammıda dahil olmak üzere ilk peşin değer ile masraf ve ödeme toplamından sorumlu olacağı, münhasıran 10. maddeden kaynaklanan sorumluluğun ise işverene ait olacağı;
tüm kusurun üçüncü kişide olması veya olayın tümüyle kaçınılmazlık sonucu ortaya çıkması hâlinde dahi işverenin 10. madde uyarınca ve yukarıda belirlenen ilkeler doğrultusunda oluşan Kurum zararının takdir edilecek bir oranıyla sorumlu tutulması zorunluluğu göz önünde tutulmalıdır. Belirtmek gerekir ki, işveren vekilleride 506 sayılı Kanunun 10. maddesi uyarınca sorumludurlar.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O hâlde, davacının avukatının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2012/6527, K. 2012/12856, 2 Temmuz 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama