KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2012/6562 E., 2012/22733 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 21 Kasım 2012
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk(İş) Mahkemesi
- No
- 138-502
Karar Metni
663 kelime·3 dk okuma
Dava, davacının davalı nezdinde 1989 Ocak ayının ilk haftasından 20.3.2008 tarihine kadar geçtiği iddia edilen hizmetlerinin tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece gerekçesinde belirtildiği şekilde, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün davalı kurum vekili ve davalı işveren vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Mahkemece, yapılan araştırma neticesinde, davacının davalı nezdinde 1.1.1998-1.1.2004 tarihleri arasında toplamda 2.160 gün daha çalışıldığının tespitine, fazla istemin ise reddine denmek suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ve verilen bu karar tüm dosya kapsamı bakımından Dairemizce 2001 ve 2002 yılları için isabetli bulunmuş ise de, diğer dönemler yani 1998, 1999, 2000 yılları ile 2003 yılına ilişkin olarak hüküm eksik inceleme ve araştırmaya dayalıdır. Zira, dosyada mevcut deliller, sübut konusunda tam bir kanaat ortaya koymamaktadır.
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun Geçici 7. maddesi uyarınca davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesidir.
Anılan Kanunun 6. maddesinde ifade edildiği üzere, “sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve vazgeçilemez.” Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davalar, kamu düzenine ilişkin olduğundan, özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi zorunludur.
Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde re’sen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır. Ayrıca, 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesi hükmüne göre.
Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin davanın, tespiti istenen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içinde açılması gerekir. Bu yönde, anılan madde hükmünde yer alan hak düşürücü süre; yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalışmaları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar için geçerlidir.
Bir başka anlatımla; sigortalıya ilişkin olarak işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu gibi yönetmelikte belirtilen belgelerin Kuruma verilmesi yada çalışmaların Kurumca tespit edilmesi halinde. Kurumca öğrenilen ve sonrasında kesintisiz biçimde devam eden çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez.
Yukarıda belirtilen ilkeler ışığında, davacının, 1998-2004 yılları arasında gerçekleştirdiği mahkemece de kabul edilen çalışmasının gerçekliğinin belirlenebilmesi amacıyla; davacının çalışmaları ile ilgili davanın niteliği gereği re’sen tanık belirleme ve dinleme yoluna gidilmediği, mahkemece kabul edilen 2001 ve 2002 yılları haricindeki dönem olan 1998, 1999, 2000 yalları ile 2003 yılında geçtiği iddia edilen çalışmaların tereddütsüz kabulünü gerektirir delillerin tam olarak saptanmadığı görülmüştür.
Bu nedenle, öncelikle davacının iddiası ve taraflarca isimleri bildirilip gösterilen tanıkların anlatımı ile yetinilmeyerek, dava konusu dönemde davacı ile birlikte çalışan ve işverenlerin bordrolarında kayıtlı kişiler ile gerektiğinde, aynı yörede komşu veya benzeri işleri yapan başka işverenler ve bu işverenlerin çalıştırdığı bordrolara geçmiş kişiler, yani kaptanlık yaptığını beyan eden davacının yukarıda belirtilen yıllardaki muavinleri, birlikte çalıştığı aynı veya farklı seyahat şirketlerinin otobüs kaptan veya muavinleri saptanarak bilgi ve görgülerine başvurulmalı,
sonradan dinlenen tanık beyanları ile daha önce dinlenen tanık beyanları arasında çelişki oluşması halinde, bu çelişki giderilmeye çalışılmalı, gerek Bayburt, gerekse davacı tarafından bildirilen diğer vilayet terminallerinin davacı adına olan otobüs giriş çıkış kayıtları, yine davacı tarafından davalıya ait otobüsler kullanılırken kesilmiş trafik cezası olup olmadığı araştırılmalı, getirtilen trafik cezası kayıtlarından davalı adına kayıtlı olduğu davacı tarafça iddia edilen araçların tescil kayıtları trafikten teyit edilmeli,
bunun dışında sigortalının kayıtlarda gözükmeyen çalışmalarının hangi nedenlerle kayıtlara geçmediği ya da bildirim dışı kaldığı hususu gereğince araştırılmalı, böylece bu konuda gerekli tüm soruşturma yapılarak uyuşmazlık konusu husus, hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde çözümlenip; deliller hep birlikte değerlendirilip takdir edilerek varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmelidir.
Mahkemenin, yukarıda açıklanan esaslar doğrultusunda araştırma yaparak elde edilecek sonuca göre bir karar vermesi gerekirken, eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O halde, davalı kurum vekilinin ve davalı işveren vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2012/6562, K. 2012/22733, 21 Kasım 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama