KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2012/6940 E., 2012/8430 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 10 Mayıs 2012
- Mahkemesi
- İş Mahkemesi
- No
- 1455-59
Karar Metni
538 kelime·3 dk okuma
Dava, ölüm aylığının yeniden bağlanması gerektiğinin tespiti ile kesilmesine ilişkin Kurum işleminin iptali istemine ilişkindir. Mahkemece, ilâmında belirtildiği şekilde davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Davacının babası ...’un davalı Kurum’dan yaşlılık aylığı alırken 10.02.2009 tarihinde ölmesi üzerine, davacıya ölüm aylığı bağlandığı, ancak davacının 01.09.2010 tarihinden itibaren 5510 sayılı Kanun’un 4/1-a bendi kapsamında yaşlılık aylığı aldığı gerekçesiyle ölüm aylığının 23.09.2010 tarihinden itibaren iptal edildiği anlaşılmaktadır. Davacı, kesilen ölüm aylığının yeniden bağlanması gerektiğinin tespiti ile aksine Kurum işlemlerinin iptaline karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, 506 sayılı Kanun’un 68’inci maddesinin (VI) numaralı bendi uyarınca yaşlılık aylığı almanın ölüm aylığının kesilmesi nedenleri arasında bulunmadığından bahisle davanın kabulüne karar verilmiştir.
01.10.2008 tarihinde tüm maddeleri ile birlikte yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 106’ncı maddesi uyarınca 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu yürürlükten kaldırılmıştır.
Aynı Kanunun Geçici 7’nci maddesindeki “Bu Kanunun yürürlük tarihine kadar 17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı, 02.09.1971 tarihli ve 1479 sayılı, 17.10.1983 tarihli ve 2925 sayılı, bu Kanunla mülga 17.10.1983 tarihli ve 2926 sayılı, 08.06.1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanunlar ile 17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı Kanun’un geçici 20’nci maddesine göre sandıklara tâbi sigortalılık başlangıçları ile hizmet süreleri, fiilî hizmet süresi zammı, itibarî hizmet süreleri, borçlandırılan ve ihya edilen süreler ve sigortalılık süreleri tabi oldukları Kanun hükümlerine göre değerlendirilirler” hükmü gözetildiğinde,
gerek hakkı doğuran davacının babasının ölümü olayı ve gerekse buna ilişkin tüm işlemler 5510 sayılı Kanun’un yürürlük tarihinden sonra meydana geldiğinden eldeki somut uyuşmazlığın yasal dayanağı 5510 sayılı Kanunu’nun 34 ve 35’inci maddeleridir.
5510 sayılı Kanun’un 34’üncü maddesi. Ölen sigortalının aynı kanunun 33’üncü madde hükümlerine göre hesaplanacak aylığının; bu Kanunun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (a), (b) ve (e) bentleri hariç bu Kanun kapsamında veya yabancı bir ülke mevzuatı kapsamında çalışmayan veya kendi sigortalılığı nedeniyle gelir veya aylık bağlanmamış çocuklardan.
18 yaşını, lise ve dengi öğrenim görmesi halinde 20 yaşını, yüksek öğrenim yapması halinde 25 yaşını doldurmayanların veya Kurum Sağlık Kurulu kararı ile çalışma gücünü en az % 60 oranında yitirip malûl olduğu anlaşılanların veya yaşları ne olursa olsun evli olmayan, evli olmakla beraber sonradan boşanan veya dul kalan kızlarına aylık bağlama imkânı öngörmüştür. Aynı Kanunun 35’inci maddesinde ise.
34 üncü maddede belirtilen şartların ortadan kalkması halinde aylığın takip eden ödeme dönemi başından itibaren kesileceği düzenlenmiştir. Görüldüğü gibi kendi sigortalılığı nedeniyle gelir veya aylık almak ölüm aylığının kesilme nedenleri arasında sayılmış olup, sigortalılığın kendi çalışmasına bağlı zorunlu ya da herhangi bir çalışmaya dayanmayan isteğe bağlı sigortalılık olması arasında herhangi bir fark bulunmamaktadır.
Davaya konu somut olaya anılan yasal düzenleme çerçevesinde bakıldığında; 10.02.2009 tarihinden itibaren ölüm aylığı almakta olan davacının, bir kısım zorunlu ve isteğe bağlı sigortalı süreleri birleştirilmek suretiyle 01.09.2010 tarihinden kendi sigortalılığı nedeniyle yaşlılık aylığı almaya başladığından takip eden ödeme döneminden itibaren ölüm aylığının kesilmesine ilişkin Kurum işlemleri yerinde olduğundan davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı biçimde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2012/6940, K. 2012/8430, 10 Mayıs 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama