KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2013/916 E., 2013/25491 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 24 Aralık 2013
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
- No
- 2008/362-2012/303
Karar Metni
425 kelime·2 dk okuma
Davacı Kurum, iş kazası sonucu ölen sigortalı işçinin hak sahiplerine bağlanan gelirlerin 506 sayılı Yasanın 26. maddesi uyarınca tazminine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, 3533 sayılı Mecburi Tahkim Kanunu’nun 1 ve 4. maddeleri gözetilerek, yüksek dereceli hukuk mahkemesi hâkimliğince ve hakem sıfatıyla, yazılı biçimde davanın kabulüne karar verilmiştir. Hükmün, her iki taraf avukatınca temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
İş kazasından doğan rücu tazminatı istemine ilişkin davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasanın 26. maddesindeki halefiyet ilkesi uyarınca, Kurumun rücu alacağı; hak sahiplerinin tazmin sorumlularından isteyebileceği maddi zarar (Tavan) miktarı ile sınırlı iken, Anayasa Mahkemesi’nin, 21.03.2007 gün ve 26649 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 23.11.2006 gün ve E:2003/10, K:2006/106 sayılı kararı ile 26.maddedeki “…sigortalı veya hak sahibi kimselerin işverenden isteyebilecekleri miktarla sınırlı olmak üzere…” bölümünün Anayasaya aykırılık nedeniyle iptaline karar verilmiş olması.
Anayasa’nın 153. maddesine göre, Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararlarının, Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmesi ve giderek elde bulunan ve kesinleşmemiş tüm davalarda uygulanmasının zorunlu bulunması; iptal kararının Resmi Gazetede yayınlandığı 21.03.2007 gününden sonra Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 76. maddesi uyarınca yürürlükteki yasaları tatbik etmekle yükümlü bulunan mahkemelerin ve Yargıtay’ın yürürlükten kalkan bir yasa maddesine dayanarak inceleme yapma ve karar verme yetkilerinin bulunmadığının kabulünün doğal bulunması.
26. maddedeki anılan cümlenin iptali ile Kurumun rücu hakkının, yasadan doğan kendine özgü ve sigortalı ya da hak sahiplerinin hakkından bağımsız basit rücu hakkına dönüşmüş olması karşısında, ilk peşin değerli gelirlerin, tazmin sorumlularının kusuruna isabet eden miktarıyla sınırlı şekilde hüküm kurulması gerekip.
506 sayılı Yasa uyarınca açılan rücuan tazminat davalarına ilişkin olarak süregelen uygulamada olduğu gibi, maddi zarar (Tavan) hesabı yapılması gereğinin ortadan kalkmış bulunmasına, somut olayda, 28.09.2000 tarihinde meydana gelen zararlandırıcı sigorta olayının 506 sayılı Yasanın 11. maddesi kapsamında iş kazası olup, rücu davasının yasal dayanağının ise 506 sayılı Yasanın 26. maddesi olmasına, görev konusu, kamu düzeni ile ilgili olup, taraflarca ileri sürülmese bile mahkeme tarafından yargılamanın her aşamasında ele alınması gereken bir husus olup 506 sayılı Kanunun 134. maddesinin;
bu Kanunun uygulanmasından doğan uyuşmazlıkların iş mahkemelerinde görüleceği hükmünü içermesine göre, iş mahkemesi sıfatıyla açılan eldeki davanın aynı sıfatla görülüp hükme bağlanması gerekirken, yüksek dereceli hukuk mahkemesi hakimi tarafından ve hakem sıfatıyla görülüp hüküm tesis edilmiş olması, sair hususlar incelenmeksizin usul ve yasaya aykırı görülmüştür.
O halde, her iki taraf avukatının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2013/916, K. 2013/25491, 24 Aralık 2013 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama