KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2013/9686 E., 2013/23738 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 5 Aralık 2013
- Mahkemesi
- İş Mahkemesi
- No
- 2012/464-2013/246
Karar Metni
870 kelime·4 dk okuma·1 bölüm
Dava, 27.12.1999 tarihinden itibaren 1479 sayılı Kanun kapsamında zorunlu sigortalılık tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmün, davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Dr. ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Somut olayda, 2006 yılındaki giriş bildirgesine istinaden limited şirket ortaklığı nedeniyle 13.02.2006 tarihi itibarıyla tescili bulunan davacının, 27.12.1999 tarihinden başlayan ev tekstil ticareti faaliyetinden dolayı vergi kaydının bulunduğu, Mahkemece, 1479 sayılı Kanunun geçici 18. maddesi uyarınca, 04.10.2000 tarihine kadar tescili bulunmayanların bu tarihten önce Bağ-Kur sigortalısı olarak tescil edilemeyeceği ve 5 yıllık hak düşürücü sürenin geçmiş olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
1) Davanın, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 4/1-b bendi kapsamındaki sigortalılara ilişkin olduğu ancak, geçiş hükümlerini içeren aynı Kanunun Geçici 7 nci maddesi gereğince mülga 1479 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerektiğinden, söz konusu mevzuat hükümlerine göre yapılan inceleme sonucunda; davanın yasal dayanaklarından olan 1479 sayılı Kanunun 26 ncı maddesi ile, sigortalı olmak hak ve yükümlülüğünden vazgeçilemeyeceği ve kaçınılamayacağı, bu Kanuna göre sigortalı sayılanların, sigortalı sayıldıkları tarihten itibaren üç ay içinde Kuruma başvurarak kayıt ve tescil yaptırmalarının zorunlu olduğu, aksi durumda, Kurumca re'sen tescil işleminin yapılacağı hükme bağlanmıştır.
1479 sayılı Kanunda, 506 sayılı Yasanın 79/8 maddesine koşut geçmiş Bağ-Kur hizmetlerinin tesbitine ilişkin bir düzenleme mevcut değildir. Bu nedenle, 506 sayılı Kanunda yer alan Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin davanın, belirli sürede açılması gerektiğini öngören hak düşürücü süreye ilişkin bir hüküm de 1479 sayılı Kanunda yer almamaktadır. Buna
karşın, gerek 1479 sayılı Kanunun ek geçici 13. maddesi, gerek bilahare Anayasa Mahkemesince tüm maddeleriyle iptal edilen 619 sayılı KHK, gerekse 02.08.2003 tarihinde yürürlüğe giren 4956 sayılı Kanunla eklenen geçici 18. maddesi ile getirilen düzenlemelerde 1479 sayılı Kanunda sigortalılık hak ve mükellefiyetlerinin belirli tarihlerden başlatılmasını zorunlu kılan hükümler yer almaktadır.
Bu nedenle, davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine ilişkin Mahkeme gerekçesi isabetsizdir.
2) Konunun, 1479 sayılı Kanuna 02.08.2003 tarihinde yürürlüğe giren 4956 sayılı Kanunla eklenen geçici 18. maddesi açısından incelenmesinde;
4956 sayılı Kanunun 47. maddesiyle değişik 1479 sayılı Kanunun Geçici 18. maddesinde. “Bu Kanuna göre sigortalılık niteliği taşıdıkları halde 04.10.2000 tarihine kadar kayıt ve tescilini yaptırmamış olan sigortalıların sigortalılık hak ve mükellefiyetleri 04.10.2000 tarihinden itibaren başlar.
Ancak, bu Kanuna göre zorunlu sigortalı olarak tescil edilmiş olanların sigortalılıkları, bu Kanunun yürürlük tarihinden itibaren altı ay içinde Kuruma yazılı olarak başvurmaları ve 20.04.1982-04.10.2000 tarihleri arasındaki vergi kayıtlarını belgelemek ve belgelenen bu sürelere ilişkin olarak 49 uncu ve ek 15 inci maddelere göre hesaplanacak prim borçlarının tamamını, tebliğ tarihinden itibaren bir yıl içinde, ödeme tarihinde bulundukları gelir basamağının yürürlükte olan prim tutarı üzerinden ödemek kaydıyla bu süreler sigortalılık süresi olarak değerlendirilir.” hükmünü içermekte olup, buna göre,
Kanunda öngörülen başvurusu süresi 02.02.2004 günü mesai bitimi itibarıyla sona ermiş olup, anılan tarihe kadar başvurusu bulunmayan ve prim ödemediği de belirgin olan davacının 04.10.2000 tarihi öncesine ilişkin isteminin reddinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
04.10.2000 – 13.02.2006 (tescil tarihi) dönemine ilişkin olarak; bu yönde davanın yasal dayanağı olan 1479 sayılı Kanunun 22.03.1985 tarihinde yürürlüğe giren 3165 sayılı Kanunun 6 ncı maddesiyle değişik 24 üncü maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde; kanunla ve kanunların verdiği yetkiye dayanılarak kurulu sosyal güvenlik kuruluşları kapsamı dışında kalan ve herhangi bir işverene hizmet akdi ile bağlı olmaksızın kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan;
esnaf ve sanatkârlar gibi ticari kazanç veya serbest meslek kazancı dolayısıyla gerçek veya götürü usulde gelir vergisi yükümlüsü olanların, Esnaf ve Sanatkâr siciline kayıtlı bulunanların veya kanunla kurulu meslek kuruluşlarına yöntemince kayıtlı olanların sigortalı sayılacağı belirtilerek bu tür kayıtlardan yalnızca birinin varlığı yeterli görülmüş;
daha sonra anılan madde 02.08.2003 tarihinde yürürlüğe giren 4956 sayılı Kanunun 14 üncü maddesiyle değiştirilerek zorunlu sigortalılık kapsamına yalnızca, ticari kazanç veya serbest meslek kazancı dolayısıyla gerçek veya basit usulde gelir vergisi yükümlüsü olanlar alınmış, gelir vergisinden muaf olanlar yönünden ise Esnaf ve Sanatkâr Sicili ile birlikte aynı zamanda kanunla kurulu meslek kuruluşuna yöntemince kayıtlı bulunma koşulları getirilmiştir.
Öte yandan belirtilmelidir ki; gelir vergisi yükümlüsü olmak, Esnaf ve Sanatkâr Siciline veya kanunla kurulu meslek kuruluşlarına yöntemince kayıtlı bulunmak, kendi adına ve hesabına bağımsız çalışmanın karinelerini oluşturmakta ise de, zorunlu sigortalılık için ön koşul, başka sosyal güvenlik kuruluşları kapsamı dışında kalmak kaydıyla herhangi bir işverene hizmet akdi ile bağlı olmaksızın kendi adına ve hesabına bağımsız çalışma olgusunun gerçekleşmiş olmasıdır.
Yukarıdaki açıklamalar ışığı altında inceleme konusu dava değerlendirildiğinde, dosya içerisinde yer alan bilgi ve belgelerin hüküm vermeye elverişli olmadığı görülmektedir. Bu nedenle; 04.10.2000 – 02.08.2003 dönemi yönünden 3165 sayılı, 02.08.2003 – 13.02.2006 dönemi yönünden 4956 sayılı Kanunla yapılan düzenlemeler gözetilerek yöntemince araştırma yapılmalı, tüm kanıtlar toplanmalı, kendi adına ve hesabına bağımsız çalışma olgusunun eylemli varlığının saptanmalı, elde edilen kanıtlar birlikte değerlendirilip sonuca göre karar verilmelidir. Şüphesiz, 1479 sayılı Yasada yapılan bu değişikliklerin, değişiklikten önce, mevzuatın öngördüğü koşullara sahip olan sigortalıların sigortalılıklarını sona erdirici bir etkiye sahip olmadığı hususu da göz önünde tutulmalıdır.
Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece eksik inceleme ve araştırma sonucu istemin reddine karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONU Ç
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2013/9686, K. 2013/23738, 5 Aralık 2013 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama