KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2022/11090 E., 2025/1732 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 11 Şubat 2025
- Mahkemesi
- İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
- Sayısı
- 2021/1851 E., 2022/1529 K.
- İlk derece mahkemesi
- İzmir 16. İş Mahkemesi
- Sayısı
- 2019/88 E., 2021/188 K.
Karar Metni
2.299 kelime·11 dk okuma·7 bölüm
Taraflar arasındaki aylık değişiklik kararları nedeniyle oluşan eksik aylık ve faizin ödenmesi gerektiğinin tespiti davasında yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalı Kurum vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I.DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının ... sicil ve ... tahsis numarası ile SGK’dan maluliyete dayalı olarak emekli maaşı almakta iken, maluliyet oranına ilişkin hastaneden yeniden rapor alması için gönderilen yazı üzerine, yurtdışında yaşamakta oluşu nedeniyle rapor için hastaneye gidemediği, bunun üzerine 2010 Haziran ayında maaşının kesildiği, Sosyal Güvenlik haklarının askıya alındığı, bunun üzerine açılan davada, İzmir 1. İş Mahkemesinin 2010/67 Esas, 2016/295 Karar sayılı kararı ile Kurum işleminin iptaline ve kesilen aylığın kesildiği tarihten itibaren faizi ile birlikte ödenmesine karar verildiği,
davacının 2013 yılı Ekim ayında normal emeklilik süresini doldurduğu için, tekrar müracaatla normal emekli olduğu, ancak maaşının kesildiği 2010 yılı Temmuz ayından, normal emekli olduğu 2013 yılı Ekim ayına kadar 40 ay maaş alamadığı, Mahkeme kararı uyarınca bu 40 aylık maaşının faizi ile birlikte ödenmesi gerektiği, davacı adına, vekil sıfatı ile SGK’ya yapılan müracaatla, vekil olarak tarafına cevap verilmeksizin asile gönderilen 29.11.2018 tarih, ... sayılı yazı ile verilen cevapta 11087,12 TL fark ödemesinin bankadan alınabileceği, aylık tutarının 2.021,89 TL olduğu belirtildiği,
ancak farkın nasıl hesaplandığını, davacının almakta olduğu 2.741,99 TL maaşın neden 2.021,89 TL olarak güncellendiğini, yapılan fark ödemesi içinde faiz tutarının ne olduğunu ya da olup olmadığının anlaşılamadığı, bunun üzerine bu hususta açıklama ve cevap verilmesi, eksik yapılan ödemelerin tamamlanmasını, davacının maaşının normal haline getirilmesi talebiyle 07.05.2019 tarihinde SGK’ya müracaatta bulunulduğu,
ancak bu müracaata cevap verilmediği iddiasıyla İzmir 1. İş Mahkemesinin 2010/697 Esas, 2016/295 Karar sayılı kararı gereğince maaşının kesildiği 2010 yılı Haziran ayından, normal emekliliğe hak kazandığı 2013 yılı Ekim ayına kadar toplam 40 aylık maaşının hesaplanarak 11.087,12 TL nın ödendiği 29.11.2018 tarihi dikkate alınarak ödenmesine, bu 40 aylık maaşının ödenmesi gereken tarihlerden itibaren (11087,12 TL nın ödendiği 29.11.2018 tarihi dikkate alınarak) faizinin hesaplanarak ödenmesine,
2741,99 TL maaş almakta iken, mahkeme kararının uygulanması talebinin üzerine maaşının 2021,89 TL’ na düşürülmesi kararının iptali ile maaşının normal halinin güncellenmiş şekilde yatırılmasına, arada geçen dönem için eksik yapılan ödemelerin hesaplanarak ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II.CEVAP
Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; davacıya 12.07.2001 tarihli tahsis talep dilekçesine istinaden .....
Defterdarlığının 25.06.2001 tarih 3716 sayılı yazısında belirtilen %43 özür oranı dikkate alınarak 01.08.2001 tarihinden geçerli yaşlılık aylığı bağlandığı, Vergi İndirimine esas sağlık kurulu raporlarını sahtecilik yolu ile temin ederek Kurumdan 506 sayılı Kanun 60/C.B bendine göre taraflarına yaşlılık aylığı bağlattıran çok sayıda şahsın bulunduğuna ilişkin ileri sürülen iddiaların soruşturulması üzerine Savcılık tarafından hakem hastane olarak tayin edilen ...
Devlet Hastanesine davacının sevki yapılmış olduğu, 07.12.2009 tarih, ... sayılı yazıyla sigortalı bilgilendirilmesine rağmen kontrol muayenesine gitmediğinin anlaşıldığı, 17.05.2010 tarihi itibarı ile aylığının durdurulduğu, Gelir İdaresi Başkanlığının 06.11.2012 tarih, 112361 sayılı yazısında belirtilen 17.10.2012 tarih, ... sayılı Katip ... Üniversitesi ...
Eğitim ve Araştırma Hastanesince düzenlenen 05.10.2012 tarih, 7808 sayılı Merkez Sağlık Kurulu Raporuna göre davacının çalışma gücü kayıp oranının %19 olarak tespit edildiği, çalışma gücü kayıp oranı %40'ın altında kaldığından aylığının yeniden açılamadığı, sigortalı 23.09.2013 tarihli tahsis talebinde bulunduğu, bu talebine istinaden vergi indirimi olmaksızın 15 yıl 57 yaş 3600 gün şartından aylık talep ettiği ve Mülga 506 sayılı Kanun Geçici 81/C-B maddesine göre 01.10.2013 tarihinden geçerli yeniden yaşlılık aylığı bağlandığı,
Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 2017/5374 Esas, 2018/6532 Karar sayılı onama ilamı ile kesinleşen İzmir 1. İş Mahkemesinin 2010/697 Esas, sayılı dosyasına istinaden aylığının kesildiği tarih itibarı ile açılmasına hükmedildiğinden borcu terkin edilerek mahkeme ilamının uygulandığı, davacı adına 102432,09 TL borcun terkin edildiği, 26143,18 TL faiz, 11087,12 TL ödenmeyen aylık tutarının sigortalının hesabına gönderildiğini, Kurumca gerçekleştirilen işlemlerde herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı savunmasıyla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III.İLK DERECE MAHKEME KARARI
İlk Derece Mahkemesi tarafından; bilirkişi tarafından yapılan hesaplamalar neticesinde, davacı ...’in kesinleşen Mahkeme İlamına istinaden maaş aslı yönünden davalı Kurumdan 1.380,73 TL bakiye alacağının kaldığı, asıl alacağa işlemiş yasal faiz önünden davalı Kuruma 38,23 TL borçlu olduğu, neticeten yapılan hesaplamalar ve mahsup işlemi sonucunda davacı, davalı Kurumdan (1.380,73 TL – 38,23) 1.342,50 TL alacaklı olduğu anlaşıldığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile davanın kısmen kabulü ile 1.342,50 TL birikmiş aylık alacağının davalı kurumdan tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin taleplerin reddine karar verilmiştir.
IV.İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dosyadaki kayıt ve belgelerin incelenmesinden, davacı %43 işgücü kaybı ile Vasıtasız Vergiler Genel Müdürlüğünden almış olduğu 3. derece sakatlık indirim belgesi ile 12.07.2001 tarihli tahsis talep dilekçesi ile davalı Kuruma aylık talebinde bulunuğu, davalı Kurum 15.07.2001 tarihinden başlamak üzere 506 sayılı Kanun 60/C-B maddesine göre özel şartlara göre yaşlılık aylığı tahsis edildiği, Kurum aylık ödemeye devam ederken ...
İli .... İlçesi Cumhuriyet Başsavcılığına yapılan ihbarlar sonucunda, il çapında, vergi indirimine esas sağlık kurulu raporlarının sahte olup olmadıklarının tespiti için aylık alanların, bu kapsamda davacının, Kurum tarafından kontrol muayenesine tabi tutulduğu, davacının hastaneye gitmemesi üzerine (Beyanına göre yurt dışında olmasından dolayı gidememiştir.) 13.05.2010 tarihinde davacının aylığının kesildiği,
aylığı kesilen davacının sakatlık oranının tespiti ile kesilen aylığın kesildiği tarihten itibaren yasal faiziyle birlikte ödenmesi için 26.08.2010 tarihinde (İzmir 1. İş Mahkemesi 2010/697 Esas) dava açıldığı anlaşılığı, dava süreci devam ederken sakatlık indirimi olmaksızın yaşlılık aylığı için gerekli olan koşulları yerine getiren davacı 23.09.2013 tarihli tahsis talebi ile aylık bağlanması için davalı Kuruma başvurduğu,
davalı Kurum 15.10.2013 tarihinden başlamak üzere 506 sayılı Kanun'un 81/B-f yasa maddesine göre yeni bir yaşlılık aylığı bağlayarak ödemeye devam etmekteyken İzmir 1. İş mahkemesin 2010/697 Esas sayılı dosyasında görülen dava da davacının özürlülük durumunun %56 olduğunun tespiti ile .....tahsis no.lu dosyadan 506 sayılı Kanun'un 60/C-b fıkrası uyarınca ödenmekte iken kesilen aylığının, kesildiği tarihten itibaren işleyecek yasal faiz ile birlikte davalı kurumdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verildiği,
anılan kararın Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 2017/5374 Esas, 2018/6532 Karar sayılı onama ilamı ile 19.09.2018 tarihinde kesinleşmesi üzerine davalı Kurum 29.11.2018 tarihli ikinci Karar işlemiyle.
15.07.2001–17.06.2010 ve 15.10.2013-17.12.2018 dönemi ödenen aylıklar, 15.01.2001–17.12.2018 dönemi ödenmesi gereken aylıklar, hesabı yaparak 11.087,12 TL fark aylık toplamı 17.12.2018 tarihinde davacıya ödenmek üzere aylık hesabına gönderildiği 29.11.2018 onay tarihli Aylık/Gelir Değişiklik Karar örneğinden anlaşıldığı, 29.11.2018 onay tarihli Aylık/Gelir Değişiklik Karar örneğinde 2018 yılı Kasım aylığı ek ödeme hariç 2.021,89 TL hesapladığı, kesinleşen mahkeme ilamına istinaden davacının 17.06.2010-15.10.2013 dönemi ödenmeyen 42.731,33 TL aylıklar için 26.143,18 TL faiz alacağı hesaplayarak davacıya ödenmesi için işlem yapıldığı,
aldırılan bilirkişi raporuna göre ise 17.06.2010–15.10.2013 arası ödenmesi gereken 42.650,08 TL asıl alacak ve 26.104,95 TL işlemiş yasal faiz belirlendiği, aradaki farkın 17.09.2013-15.10.2013 dönemi 28 günlük kıst aylık dikkate alınması gerekirken tam aylığın esas alınmasından kaynaklandığı, Kurumun hatalı işlem yaptığı ancak bilirkişi raporunun da iş bu davadaki talep aşılarak oluşturulduğu, davacının talebinin tespit niteliğinde olduğu anlaşılmakla bilirkişi raporundaki hatanın infaz sırasında dikkate alınacağı, yapılan hatanın hükmün sonucuna tesiri olmadığı,
bu nedenle infaz sırasında yukarıda belirlenen faiz miktarının esas alınmaması gerektiği, davacının talebine göre değerlendirme yapılması gerektiği, Kurum tarafından yapılan işlem ve İlk Derece Mahkemesi kararına esas alınan bilirkişi raporunda davacının kesilen aylığının ödenmesine devam edilmesi gerektiği kabulü ile yola çıkıldığı, bu kabul, davacının 2013 yılında tahsis edilen yaşlılık aylığının düşürülmesi sonucunu karşımıza çıkardığı, yani davacı 2010 yılında açtığı dava neticesinde davayı kazanmasına rağmen yaşlılık aylığının düşürülmesini elde etmiş olduğu,
bunun hak arama özgürlüğü, adil yargılanma ilkesi, kazanılmış haklara saygı temel prensipleri ile bağdaşmayacağı, Hukuk düzeni güçlü karşısında zayıfın haklarının korunmasını temel olarak esas almak zorunda olduğu, Sosyal güvenlik hukukunun temel ilkelerinden birisinin de zayıf olan sigortalı lehine yorum ilkesi olduğu, Sosyal güvenlik hukukunda genel amaç, bu haktan olabildiğince fazla kesimin yararlanabilmesi yani kapsamının genişletilmesi olduğu, diğer bir ifadeyle bu hukukun uygulanmasında esas alınacak temel ilkelerden birisi şartlar elverdiği ölçüde sigortalı lehine yorum yapılması olduğu, Sosyal Devlet;
bireylere belirli bir sosyal güvenlik hakkı ve asgari gelir düzeyi öngören, sağlık ve refah hizmetlerinden serbestçe yararlanma ve belirli bir yaşa kadar eğitim olanağı sunan, bir takım sosyal riskleri önleyici tedbirler alan devlet anlayışı olduğu, Sosyal Devlet olmanın bir gereği ve sonucu; sosyal güvenlik hakkının tüm bireylere sağlanması ve güvence altına alınması olduğu,
dolayısıyla, hukuk kuralı uygulanırken anayasada güvence altına alınan en temel haklardan biri olan sosyal güvenliğin esas ilkelerinden (sosyal güvenliğin kapsamının ve uygulama alanının kişiler ve riskler açısından genişletilmesi) hareket ederek sigortalı lehine yoruma başvurulması en temel taşlardan birisi olduğu, bu kapsamda, yorum yöntemi seçilirken tek bir yorum yönteminden hareket etmek yerine; bu hukuk dalının genel niteliği ve amacı da göz önüne alınarak yoruma başvurmak daha sağlıklı sonuçlar vereceği, değişik tarihlerde verilen yargı kararlarına bakıldığında;
sigortalı lehine yorum ilkesinin benimsendiği ve uygulandığı görülmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 1990 yılında verdiği bir kararında.
"Kanun'un çok açık olmasına karşın yine de kuşkulu bir durumun varlığı iddia edildiği taktirde şüphenin sigortalının lehine yorumlanacağı ise iş ve sosyal güvenlik hukukunun temel ilkelerindendir" diyerek bunu vurguladığı, şu halde yukarıda ortaya konulan ilkelerden hareket edildiğinde, Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 2017/5374 Esas, 2018/6532 Karar sayılı onama ilamı ile kesinleşen İzmir 1. İş Mahkemesinin 2010/697 Esas, 2016/295 Karar sayılı 28.11.2016 tarihli kararının özürlülük hali dikkate alınmaksızın aylığın tahsis edildiği 2013 yılındaki tahsise kadar hüküm ve sonuç doğuracağının kabulü gerekeceği,
aksi taktirde davacının kendi aleyhine açtığı davanın kabul edilerek kesinleştirildiği sonucu ortaya çıkar ki bu "dava açmakta güncel hukuki yararın bulunması gerektiğine" dair ilke ile de uyuşmayan sonuca ulaşılacağı, sonuç itibariyle Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 2017/5374 Esas, 2018/6532 Karar sayılı onama ilamı ile kesinleşen İzmir 1. İş Mahkemesinin 2010/697 Esas, 2016/295 Karar sayılı 28.11.2016 tarihli kararı gereğince 17.06.2010–15.10.2013 arası 42.650,08 TL asıl alacağın ve davacının talebine göre belirlenen işlemiş yasal faiz ödenmesi gerektiği,
ancak taleple bağlılık ilkesi gereğince işlemiş faizin 17.12.2018 tarihine kadar işletilmesi gerektiği kabul edildiği, yine Kurum tarafından yapılan ödemelerin infaz sırasında dikkate alınması gerektiği bilinen bir gerçek olduğu, davacının 2013 yılında tahsis edilen yaşlılık aylığının düşürülmesine dair Kurum işleminde ise bir isabet bulunmadığı gerekçesiyle davalı Kurum vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanun'un 353/1-b.1 hükmü gereğince esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile.
İzmir 16. İş Mahkemesinden verilen 27.05.2021 tarih, 2019/88 Esas ve 2021/188 Karar sayılı kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b.2 hükmü gereğince kaldırılmasına, davacının davasının kabulü ile Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 2017/5374 Esas, 2018/6532 Karar sayılı onama ilamı ile kesinleşen İzmir 1. İş Mahkemesinin 2010/697 Esas, 2016/295 Karar sayılı 28.11.2016 tarihli kararı gereğince, 17.06.2010–15.10.2013 arası ödenmesi gereken aylıkların Kurum tarafından ödenmesine,
17.06.2010–15.10.2013 arası ödenmeyen aylıkların, her birinin ödenmesi gereken tarihten itibaren, 29.11.2018 tarihine kadar yasal faizinin ödenmesi gerektiğinin tespitine, Kurum tarafından yapılmış ödemelerin infaz sırasında dikkate alınmasına, 15.10.2013 tarihinden itibaren ödenen aylığın düşürülmesine dair Kurum işleminin iptali ile iş bu aylık kapsamında eksik ödenen aylıkların kalan kısmının davacıya ödenmesi gerektiğinin tespitine karar verilmiştir.
V.TEMYİZ
A.Temyiz Sebepleri
Davalı Kurum vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacının 506 sayılı Kanun'un madde 60/C-b hükümlerine göre aldığı ilk yaşlılık aylığının kesilmesine dair işlemin iptali için açılan davanın görülmesi esnasında bu kez 506 sayılı Kanun'un Geçici 81. madde hükümlerine göre yaşlılık aylığına başvurması neticesinde kendisine 15.10.2013 tarihinden itibaren aylık ödenmeye başlanmıştır.
İzmir 1. İş Mahkemesi kararının kesinleşmesi sonrasında davacı vekili 31.10.2018 tarihli dilekçesiyle 2010 yılında kesilen aylığın ödenmesini talep ettiği, bunun üzerine Kurumun halihazırda devam eden Geçici 81/B-f yaşlılık aylığına dair ödemeler mahsup edilerek çıkan fark aylık ve faiz tutarının ödemesi yapıldığı, ayrıca aylık iptali nedeniyle oluşturulan yersiz ödeme borcu da terkin edildiği, Kurumca kesinleşen mahkeme ilamının uygulanmasına dair işlemler yerine getirildiği, yapılan işlemlerde hukuka aykırılık olmadığı, kesinleşen karar ve talep bağlamında işlem yapıldığı,
Kurumun tüm işlemlerinin yerinde olduğu iddiasıyla temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, aylık değişiklik kararları nedeniyle oluşan eksik aylık ve faizin ödenmesi gerektiğinin tespiti tespitine ilişkindir.
1.25.03.1951 doğumlu davacıya, 01.08.2001 tarihinden itibaren 506 sayılı Kanun’un 60/C-B maddesi uyarınca yaşlılık aylığı bağlanmıştır. Ancak 16.06.2009 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığına yapılan ihbarlar kapsamında Kurum denetiminde, davacının hakem hastaneye sevki sonucu saktlık indiriminden yararlanamayacağı gerekçesiyle yaşlılık aylığı iptal edilmiştir. Bunun üzerine davacı, 01.10.2013 tarihinde yeni tahsis talebinde bulunmuş ve bu talep doğrultusunda 01.10.2013 tarihinden itibaren 506 sayılı Kanun’un Geçici 81/B-f maddesi kapsamında tekrar yaşlılık aylığı bağlanmıştır.
2. Öte yandan, davacının %56 engelli olduğunun ve aylığının kesildiği tarihten itibaren yeniden bağlanması gerektiğinin tespitine istemiyle açtığı dava kabul edilmiş, davacının %56 oranında engelli olduğunun tespitine, aksine kurum işleminin iptaline, davacının 506 sayılı Kanun'un 60/C-b fıkrası uyarınca ödenmekte iken kesilen aylığının, kesildiği tarihten itibaren işleyecek yasal faiz ile birlikte davalı Kurumdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiş; karar 19.09.2018 tarihinde kesinleşmiştir. Bu durumda, 01.08.2001 tarihinden itibaren bağlanan aylığın geçerliliği yargı kararıyla belirlenmiş olduğundan, aynı sürelere dayanılarak 01.10.2013 tarihinden itibaren bağlanan ikinci aylık yersiz hâle gelmiş ve Kurum bu kez davacı hakkında borç tahakkuk ettirmiştir.
3.Sosyal Güvenlik Hukukumuzda, "sosyal sigortalarda çokluk", bir başka anlatımla bireylere olabildiğince sosyal sigorta hakkı tanıma, "yararlanmada ve yükümlülükte teklik" ilkesi egemendir. Buna göre, aynı tarihlerde farklı sosyal güvenlik kuruluşları kapsamında bulunulamaz. Çifte sigortalılık olarak adlandırılan bu statü, kanun hükümleriyle engellenmiştir. Bu nedenle sigortalı birden çok sigortalı statüsündeki sigortalı sürelerini ayrı ayrı değerlendirerek iki ayrı yaşlılık / emeklilik aylığı alamayacağı gibi aynı süreleri farklı statülerde mükerreren değerlendirerek de yaşlılık / emeklilik aylığı alamaz.
4.Davacıya 01.08.2001 tarihinden itibaren bağlanan yaşlılık aylığının geçerli olduğu yargı kararıyla belirlendiği ve birikmiş aylıkları faiziyle birlikte davacı tarafından tahsil edildiğine göre artık aynı sigortalılık süreleriyle ve aynı statüde 01.10.2013 tarihinden itibaren bağlanan yaşlılık aylığı yersiz hale gelmiştir. Bu nedenle 5510 sayılı Kanun'un 96/b maddesi kapsamında davacının iyiniyeti nazara alınarak iadeye konu tutarın belirlenmesi gerekirken yukarıda açıklanan maddi ve hukuki ilkeleri gözetmeksizin, yeterli araştırma ve inceleme yapılmaksızın hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
VI. KARAR
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2022/11090, K. 2025/1732, 11 Şubat 2025 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama