İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /Yargıtay Kararları
  3. /10. Hukuk Dairesi

YARGITAY · 10. HUKUK DAİRESİ

İçtihat Metni

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi E.2023/10397 K.2023/10956

Taraflar arasındaki Kurum işleminin iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.

Esas2023/10397Karar2023/10956Tarih8 Kasım 2023Okuma13 dk · 2.541 kelime

KÜNYE

10. Hukuk Dairesi 2023/10397 E., 2023/10956 K.

Mercii
Yargıtay
Karar tarihi
8 Kasım 2023
Mahkemesi
... Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
Sayısı
2022/180 E., 2023/1218 K.
Karar
Esastan Ret
İlk derece mahkemesi
... 33. İş Mahkemesi
Sayısı
2020/206 E., 2021/279 K.
Karar metni, Yargıtay Karar Arama kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

2.541 kelime·13 dk okuma·14 bölüm

Taraflar arasındaki Kurum işleminin iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kararın davalı Kurum vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde; ...

27. İş Mahkemesinin 2016/268 E., 2018/191 K. sayılı kararı ile ...’ın davacı ...’a ait ... plaka sayılı araçta 03.10.2001 – 18.08.2008 tarihleri arasında 6 yıl 10 ay 15 gün çalıştığının tespitine karar verildiğini, kararın onanarak kesinleştiğini, bunun üzerine davalı Kurumun resen bildirge düzenleyerek 01.09.2020 tarihli yazısı ile davacı adına 111.768,22 TL tutarında borç tahakkuk ettirildiğini borcun yasal süresi içinde ödenmesi gerektiğini bildirdiğini, Kurumun bu işlemine 15.09.2020 tarihli dilekçe ile itiraz edildiğini,

Kurumun cevabi yazısında zamanaşımı süresinin Mahkeme kararının kesinleşmesinden sonra işlemeye başlayacağı belirtilerek itirazının reddedildiğini, Kurum işlemlerinin yerinde olmadığını, zamanaşımı süresinin kararın kesinleşmesinden itibaren başlamasının sözkonusu olamayacağını, tahakkuk ettirilen prim tutarının da fahiş olduğunu beyanla, davanın kabulü ile Kurumun 01.09.2020 tarihli yazıda belirtilen Kurum işleminin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde; müvekkili Kurum tarafından yapılan işlemlerde Kanun ve yasalara aykırı bir işlem bulunmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile tespit edilen hizmet süresi bakımından 506 sayılı Kanun kapsamında değerlendirme yapmak gerektiği, anılan Kanunda 5510 sayılı Kanun'da olduğu gibi zamanaşımı sürelerinin başlangıcına ilişkin düzenleme bulunmadığı, 5510 sayılı Kanun'un 93 üncü maddesinin geriye yürüyeceğine ilişkin yürürlük maddesi de Kanunda yer almadığı,

6183 sayılı Kanun'da ise Kanun'un 102 nci maddesinde öngörülen zamanaşımı sürelerinin dikkate alınması gerektiği, anılan düzenlemeye göre de 06.07.2004 tarihine kadar kurum alacakları 5 yıllık, bu tarihten sonra ise 10 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu, davacı aleyhine tahakkuk ettirilen prim borçlarının 03.10.2001 - 18.08.2008 tarihleri arasındaki döneme ilişkin olduğu ve bu nedenle 6183 sayılı Kanun'un 102 nci maddesi kapsamında zamanaşımı süresi dolduğu belirtilerek davanın kabulüne, Yenimahalle SGM'nin 01.09.2020 tarihli E10292937 sayılı yazısıyla talep edilen borcun zamanaşımına uğramış olması nedeniyle iptaline karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri

Davalı Kurum vekili istinaf dilekçesinde; 5510 sayılı Kanun'un 93/2 nci maddesindeki özel düzenleme gereğince zamanaşımının mahkeme kararının kesinleşmesinden itibaren işlemeye başlayacağını ileri sürmüş ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

C. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile tüm dosya kapsamına göre ... 27. İş Mahkemesinin 2016/268 - 2018/191 sayılı dosyasında davacı ... tarafından ..., ... ve ... aleyhine hizmet tespiti davasında ...'ın 03.10.2001 - 18.08.2008 tarihleri arasında ...'a ait işyerinde çalıştığının tespitine dair kararın Yargıtay 21. Hukuk Dairesi tarafından onanarak kesinleştiği, dava konusu prim borçlarının 5 ve 10 yıllık zamanaşımı sürelerinin geçtiği, Kurumca gönderilen evrak içinde zamanaşımını kesen bir sebebe rastlanılmamış bulunulması karşısında, davanın kabulüne dair kararın vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesi ile istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

Davalı Kurum vekili, istinaf dilekçesi ile benzer sebeplerle eksik incelemeye dayalı kararın bozulmasını istemiştir.

C. Gerekçe

1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, Kurum işleminin iptali istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 5510 sayılı Kanun'un 93 üncü, 6183 sayılı Kanun'un 102 nci maddesi hükümleri.

3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup dosyada yer alan tüm bilgi ve belgelerin incelenmesinde davalı Kurum vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler ve özellikle kesinleşen Mahkeme dosyası ile dosyada bulunan deliller kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeple; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

Üye ...'ın muhalefetine karşı, Başkan ..., Üyeler ..., ... ve ...'ün oyları ve oy çokluğuyla

08.11.2023 tarihinde karar verildi.

(M)

KARŞI OY GEREKÇESİ

1. Çoğunluk ile aradaki temel uyuşmazlık, “sigortalının açtığı hizmet tespit davasının kesinleşmesi sonucu, işverene kurum tarafından karar üzerine çıkarılan prim borcunun tahsilinde zamanaşımı süresi ve başlangıcının, primlerin ait oldukları (muaccel oldukları) dönemde yürürlükte bulunan mevzuat hükümleri kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği, hizmet tespit davasının zamanaşımını kesen bir neden olup olmayacağı” noktasında toplanmaktadır.

2. Somut uyuşmazlıkta, Kurumun prim alacağına esas hizmet süresi sigortalının açtığı hizmet tespiti davası sonucu 2001-2008 yılları olarak belirlenmiş ve kararın 2020 yılında kesinleşmesi üzerine kurumca prim alacağının davacı işverenden tahsili için ödeme emri çıkarılmıştır.

3. Kanun yolu ile Bölge Adliye Mahkemesinin çoğunluk, temyiz yolu ile Özel Daire incelemesinde çoğunluk tarafından uygun bulunan ilk derece mahkemesi yaptığı yargılama sonunda y“asal düzenlemeler kapsamında değerlendirme yaptığımızda davacının tespit edilen hizmet süresinin 506 sayılı yasa kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, yasada 5510 sayılı Yasada olduğu gibi zamanaşımı sürelerinin başlangıcına ilişkin düzenleme bulunmadığı, 5510 sayılı Yasanın 93. maddesinin geriye yürüyeceğine ilişkin yürürlük maddesinin de Yasada yer almadığı,

6183 sayılı Yasada ise Yasanın 102.maddesinde ki öngörülen zamanaşımı sürelerinin dikkate alınması gerektiği, anılan düzenlemeye göre 06.07.2004 tarihine kadar kurum alacaklarının 5 yıllık, bu tarihten sonra ise 10 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu, davacı aleyhine tahakkuk ettirilen prim borçlarının 03.10.2001 - 18.08.2008 tarihleri arasındaki döneme ilişkin olup, 6183 sayılı Yasanın 102.maddesi kapsamında zamanaşımı süresinin dolduğu” gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.

4. Özel hukukta teknik bir kavram olan zamanaşımı bir hakkın kazanılmasında veya kaybedilmesinde yasanın kabul etmiş olduğu sürenin tükenmesi anlamına gelmektedir (Velidedeoğlu, H. V.: Türk Medeni Hukuku, c. 1, cüz I, 6. Baskı, ... 1959, s. 274).

5. Zamanaşımı, alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması yüzünden, dava edilebilme niteliğinden yoksun kalmasını ifade etmektedir. Sonucu alacak hakkına son verme değil, onu eksik borç haline getirme olarak ortaya çıkmaktadır. Zamanaşımına ilişkin düzenlemelerin temelinde iddia edilen alacağın aradan uzun zaman geçmiş olmasına rağmen kullanılmaması karşısında borçlunun oldukça uzak geçmişte kalan bir borçtan doğabilecek ihtilaflara karşı korunması, kendi alacağına karşı uzun süre kayıtsız kalan kimsenin bu hakkının artık korunmaya layık olmadığını kabul etmiş sayılması yatmaktadır. Diğer bir ifadeyle özel hukukta teknik bir kavram olan zamanaşımı, bir hakkın kazanılmasında veya kaybedilmesinde yasanın kabul etmiş olduğu sürenin tükenmesi anlamına gelmektedir.

6. Zamanaşımına uğrayan alacağın tahsili hususunda devlet kendi gücünü kullanmaktan vazgeçmekte, böylece söz konusu alacağın ödenip ödenmemesi keyfiyeti borçlunun iradesine bırakılmaktadır. Şu hâlde zamanaşımına uğrayan alacak ortadan kalkmamakla beraber artık doğal bir borç (Obligatio naturalis) hâline gelmektedir. Ancak belirtmek gerekir ki, alacağın salt zamanaşımına uğramış olması, onun eksik bir borca dönüşmesi için yeterli olmayıp borçlunun kendisine karşı açılmış olan alacak davasında alacaklıya yönelik bir def'ide bulunması gerekir (Reisoğlu, S.: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, ... 1998, s.334, HGK’nın 05.05.2010 tarihli ve 2010/8-231 E., 2010/2553 K.; 03.05.2006 tarihli ve 2006/4-232 E., 2006/269 K. sayılı kararları).

7. Yargıtay’ın istikrar kazanmış son uygulamalarına göre, zamanaşımı hukuki niteliği itibariyle, maddi hukuktan kaynaklanan bir def'i olup usul hukuku anlamında ise bir savunma aracıdır (HGK’nın 06.04.2011 tarihli ve 2010/9-629 E., 2011/70 K.; 09.10.2013 tarihli ve 2013/4-36 E., 2013/1457 K.; 12.03.2014 tarihli ve 2013/4-544 E., 2013/315 K. sayılı kararları). Nitekim, Türk-İsviçre öğretisinde ağırlıklı görüşün ve İsviçre Federal Mahkemesinin de, zamanaşımını maddi hukuka ilişkin bir kavram olarak kabul ettikleri anlaşılmaktadır (Erdem, M.: Özel Hukukta Zamanaşımı, 1. Baskı, ... 2010, Sahife: 8, dipnot 15-16).

8. TBK'nın 149. (BK 128.) maddesi uyarınca ise zamanaşımı, alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlar. Muacceliyet, bir borç ilişkisinde, alacaklının edimi isteyebileceği ve borçlunun da bu isteme uyarak, edimi ifa etmekle yükümlü olduğu anı belirler. Bir başka deyişle, söz konusu anda borç ifa kabiliyeti kazanır ve alacaklı yine o anda edimi kabul etmekle yükümlü olur. Bir alacağın ya da borcun muaccel olması, ilke olarak edimin ifası için öngörülmüş bulunan vadenin dolmasıyla gerçekleşir.

9. Borcun muaccel olmasından amaç, ödeme zamanının, vadesinin gelmesidir. Öyle ki borçlu ifayı geciktirmek için artık herhangi bir sebebe dayanmayacak, alacaklı da borcun derhal ifasını istemek imkanına kavuşmuş bulunacaktır. O halde işin niteliğinden, zararın öğrenilmesi ve belirlenmesi muaceliyeti etkiler. Zira alacağın muaccel olması, belirli ve bilinmesine bağlıdır. Alacak belirli değilse ne alacaklı talep edebilir ne de borçlu ifa edebilir.

10. Borç için öngörülen zamanaşımı süresi, borç ilişkisinin doğduğu anda değil, bu ilişkiden doğan borcun muaccel olduğu (ifa zamanının geldiği) andan itibaren işlemeye başlayacaktır” (Ahmet M. Kılıçoğlu – Borçlar Hukuku Genel Hükümler - ... 2016 - Sayfa 570 vd.). Alacaklının borçlulardan, borcun ifasını isteyebileceği, borçlunun da bunu yerine getirmek zorunda olduğu andan itibaren alacak muaccel hale gelir. Kanun veya sözleşme farklı bir düzenleme getirmediği ya da işin niteliği aksini gerektirmediği takdirde, borç doğumu anından itibaren muacceldir(BK. Mad. 74).

11. İfa zamanı birbirinden farklı iki anlamda kullanılır. İfa zamanı her şeyden önce alacaklının borçludan edimin ifasını isteyebileceği, gerektiğinde bu amaçla dava açabileceği, borçlunun da edimi ifa zorunda olduğu zamanı ifade eder. Bu anlamda ifa zamanına “borcun muacceliyeti” veya borcun muaccel olduğu zaman” denir. Muacceliyet, borç veya alacağın bir niteliğidir. Alacağı talep hakkı, borcun muaccel olduğu anda doğar. Gerçekten, alacak hakkı borç ilişkisi kurulduğu anda doğar. Bu nedenle alacaklı, borç muaccel olmadan edimin ifasına isteyemez.

12. Borçlar Kanununun 136/1 (TBK m. 157/1) maddesine göre, bir dava veya def'i ile kesilmiş bulunan zamanaşımı, dava süresince iki tarafın yargılama ile ilgili her işleminden veya yargıcın her kararından sonra (kesilir ve) yeniden işlemeye başlar. Zamanaşımı kesilince, kesilmeden itibaren yeni bir süre işlemeye başlar (BK m. 135/1). Zamanaşımının kesilmesinden sonra işleyecek yeni zamanaşımı süresi, eski (kesilen) zamanaşımının aynıdır (Y.HGK. 18.09.2013 tarihli ve 2013/15-169 E, 2013/1365).

13. “Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesi uyarınca “herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır.

Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.” Objektif iyiniyet olarak da tanımlanan ve dürüstlük kuralını düzenleyen madde, bütün hakların kullanılmasında dürüstlük kuralı çerçevesinde hareket edileceğini ve bir kimsenin başkasını zararlandırmak ya da güç duruma sokmak amacıyla haklarını kötüye kullanılmasını yasanın korumayacağını belirtmiştir. Keza 6100 Sayılı HMK.’un 28/1 maddesine göre “Taraflar, dürüstlük kuralına uygun davranmak zorundadırlar”.

Tarafların iyiniyeti veya kötüniyeti(Y. İBK. 14.2.1951 gün ve 17/1), taraflarca ileri sürülmese dahi dosyadan anlaşıldığı takdirde hakim resen dikkate alacaktır(Y. HGK. 21.10.1983 gün ve 1981/1-30 E, 1983/1000 K).

14. Teorik olarak zamanaşımı def’inin ileri sürülmesinin dürüstlük kuralının görünümlerinden biri olan çelişki yasağına aykırılık teşkil etmesi halinde hâkim tarafından TMK m.2/f. II’ deki yaptırımın uygulanıp def’inin nazara alınmaması gerektiği düşünülebilir.

Borçlunun, fiillerinin çelişki yasağına aykırılık teşkil etmesi için, alacaklısını hukuki çareye başvurmaktan alıkoyan fiillerinin kasıtlı olması aranmaz; borçlunun, davranışlarından alacaklıyı hukuki çarelere başvurmamaya yöneltmiş olmasının anlaşılması yeterlidir(Tok, Ozan. Zamanaşımı Def’inin İleri Sürülmesinin Hakkın Kötüye Kullanılması Yasağı Çerçevesinde Sınırlandırılması. MÜHF - HAD, C.21, S.1. s: 239 vd).

Hukukun genel ilkeleri ise, kişinin kendi kusurlu eyleminden yarar sağlamasına ve hukuka aykırı eyleme dayanılarak zamanaşımı def'inin kötüye kullanımına olanak vermemektedir.

15. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 17.06.2008 gün ve 2007/4226 Esas - 2008/8590 Karar sayılı ilamında da belirtildiği gibi "...

Borçlunun, borcun zamanaşımına uğradığını ileri sürerek borcu ödemekten kaçınma hakkı bulunmakla birlikte, Medenî Kanunda yer alan dürüstlük ilkesi, usul hukukunda da geçerli olan genel bir hukuki ilke olduğundan; yanlış beyan veya dava açılmasını önleyici hareketlerde bulunarak, zamanaşımı süresinin geçmesine neden olan borçlunun zamanaşımı def’ini ileri sürmesi iyiniyet ilkesiyle bağdaşmadığından; kamu düzenini ilgilendiren hakkın objektif iyiniyet ilkesine aykırı olarak kullanıldığı itirazı, davanın her safhasında ileri sürülebileceği gibi, mahkemelerce de doğrudan gözetilebilir.

(M.Kemal Oğuzman/M.Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Filiz Kitabevi, ... 1995, s. 460. Kenan Tunçomağ, Türk Borçlar Hukuku, Cilt 1, Genel Hükümler, Sermet Matbaası, ... 1976, s.1269. R.Arslan, Medeni Usul Hukukunda Dürüstlük Kuralı, S Yayınları, ... 1989, s.107).

16. Sigortalının çalışmasını bildirmeyen, sigortalının hizmet tespiti davası açmasından ve hizmet tespitinin kesinleşmesinden sonra kurumun karşılığı prim alacaklarını tahsil talebinde bulunması üzerine zamanaşımı definde bulunması dürüstlük kuralına aykırılık oluşturacaktır. Zira işverenin davranışı hukuka aykırı olup, kuruma bildirmemesinden kaynaklanmakta, kurumun daha önce tahsil olanağını ortadan kaldırmakta, bir anlamda mahkemeye erişim hakkını engellemektedir.

17. Belirtmek gerekir ki işverenin işçinin çalışmasını kuruma bildirmemesi, primini yatırmaması, iş sözleşmesine aykırılık teşkil ettiği gibi kamu düzeninden ve temel hak olan sosyal güvenlik hakkının ihlalidir. Bu aynı zamanda hukuka aykırı bir davranıştır. Zira Sosyal Güvenlik Hukuku sigortalı, işveren ve devlet arasındaki ilişkileri düzenler.

18. Borçlar Kanununun 114. maddesinin 2. fıkrası uyarınca “Haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümler kıyas yoluyla sözleşmeye aykırılık hâllerine de uygulanır”. Belirtilmek gerekir ki, zamanaşımın işlemeye başlaması için zarar görenin, zarar veren eylem veya olayı değil, zararı öğrenmesi gerekir. Zararı öğrenme de davacının bilimsel olarak değerlendirme olanağı olduğu anda gerçekleşir.

19. Hukuka aykırı bir eylem işlenilmesine karşın, onun doğuracağı zarar henüz ortaya çıkmamış, zararın ortaya çıkması için eylem tarihinden itibaren bir takım etkenlerin gerçekleşmesi veya belli bir zamanın geçmesi gerekiyor ise zararın bütün unsurlarıyla birlikte öğrenilmesi mümkün değildir.

20. İşverenin sigortalı hizmetlerini kuruma bildirmemesi, primi yatırmaması, hukuka aykırı olup haksız fiili niteliğindedir. Sigortalı hizmet tespiti davası açtığında, kurum faili öğrense de zararın miktarını ancak hizmet tespiti kararı kesinleştiğinde öğrenmekte, alacak bu şekilde belirli ve ifa edilir hale gelmektedir. Nitekim 5510 sayılı kanun 93/2 maddesi düzenlemesi ile bunu açık hale getirmiştir.

21. Geniş anlamı ile açıklamak gerekirse, 5510 sayılı Kanun'un 93/2. maddesinin yürürlüğe girdiği 01.10.2008 tarihinden itibaren kesinleşen çalışma süresinin tespitine yönelik kararlar nedeniyle doğan prim alacaklarında, alacak kesinleşen mahkeme kararıyla doğduğundan, bu tarih öncesinde hukuken varlığından söz etmeye olanak bulunmayan sigortalılık nedeniyle prim tahakkuku da hukuken mümkün değildir.

Prim alacaklısı Sosyal Güvenlik Kurumu, prim alacağından ne zaman haberdar olmuş ise alacağını isteme hak ve yetkisine o zaman kavuşacaktır. Kurumun haberdar olmadığı bir alacağını istemesini ve tahsil etmesini beklemek ve bu sürede zamanaşımı süresini işletmek hukuk mantığına aykırıdır. 506 sayılı Kanun'un 80. maddesinde düzenlenen süre, Kuruma bildirilen haberdar olunan prim alacakları için geçerli bir süredir.

Kurumun haberdar olmadığı bir alacağın zamanaşımı süresinin hangi tarihte başlayacağına dair 506 sayılı Kanunda bir düzenleme mevcut değildir. 506 sayılı Kanun'un 80. maddesinde düzenlenen prim alacağı ile 5510 sayılı Kanun'un 88. maddesindeki prim alacağı aynı alacaktır. Hukuki nitelikçe aralarında bir fark yoktur. Her ikisi de kamu alacağıdır.

Bu kamu alacağının zamanaşımına esas alınan başlangıç tarihinin ne zaman başlayacağı hangi ilkelerin uygulanacağı kanun koyucu tarafından 93/2. maddesinde açıklanmış, izah edilmiştir. Bu düzenleme “olanının açıklanması, malum ilkelerin ilanı niteliğinde” olup yeni bir ilke yeni bir düzenleme getirmemiştir.

Gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinilmesini önlemek için, kamu düzenine ilişkin dava sürecindeki yargılama sonucu elde edilecek kesin hükümle ortaya çıkacak sigortalılık süresi için prim tahsil olanağı öngörülmüşken, hukuken varlık kazanmamış sigortalılık süresi yönünden zamanaşımı süresinin işletilmesine olanak bulunmamaktadır”.

22. Sonuç olarak açıklanan maddi ve hukuki olgular ışığında ve Bölge Adliye Mahkemesi kararında karşı oydaki gerekçeler ile, 5510 sayılı Kanunun 93/2. maddesiyle, 506 sayılı Kanunda öngörülmeyen yeni bir düzenleme getirilerek, zamanaşımı süresi belirtildikten sonra prim ve diğer alacakların doğmasındaki özel durumlarda zamanaşımının hangi tarihten başlayacağı belirlenerek, Kurumun prim ve diğer alacaklarının, ödeme süresinin dolduğu tarihi izleyen takvim yılı başından başlayarak on yıllık zamanaşımına tâbi olduğu,

prim ve diğer alacaklar mahkeme kararı sonucunda doğmuş ise on yıllık zamanaşımı süresinin, işverenin davranışı aynı zamanda haksız fiil olup, zararın belirlendiği mahkeme kararının kesinleşme tarihinden itibaren işlemeye başlayacağı açıktır.

Kurumun prim ve diğer alacakları mahkeme kararının kesinleştiği tarihte doğup, anılan tarihte istenebilir konuma geldiğinden, bu tür uyuşmazlıkların çözümünde, kesinleşme tarihi itibariyle yürürlükte olan mevzuatın uygulanması gerektiğinden ve kararın bu yönü ile bozulması gerektiğinden, çoğunluğun onama görüşüne katılınmamıştır.

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2023/10397, K. 2023/10956, 8 Kasım 2023 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Dava
  4. II. Cevap
  5. III. İlk Derece Mahkemesi Kararı
  6. IV. İstinaf
  7. A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
  8. B. İstinaf Sebepleri
  9. C. Gerekçe ve Sonuç
  10. V. Temyiz
  11. A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
  12. B. Temyiz Sebepleri
  13. C. Gerekçe
  14. VI. Karar
  15. (M)
  16. Karşı Oy Gerekçesi

Karar Bilgileri

Mercii
Yargıtay
Daire
10. Hukuk Dairesi
Esas No
2023/10397
Karar No
2023/10956
Tarih
8 Kasım 2023

İlgili Kararlar

  • Yargıtay 10. Hukuk Dairesi E.2023/10398 K.2023/11936
  • Yargıtay 5. Ceza Dairesi E.2023/10398 K.2023/11638
  • Yargıtay 5. Ceza Dairesi E.2023/10399 K.2023/11639
  • Yargıtay 5. Hukuk Dairesi E.2023/10401 K.2023/11430
  • Yargıtay 5. Hukuk Dairesi E.2023/10402 K.2023/11428
  • Yargıtay 10. Hukuk Dairesi E.2023/10402 K.2023/11928

Tüm Arşiv

Yargıtay KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.