KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2023/10818 E., 2025/11715 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 11 Eylül 2025
- Mahkemesi
- İş Mahkemesi
- Sayısı
- 2021/365 E., 2022/46 K.
Karar Metni
5.371 kelime·27 dk okuma·10 bölüm
Mahkemece bozmaya uyularak verilen karar; davacılar ve davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmekle; süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1.Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacıların ortak murisi ...'nın ... Spor Kompleksi inşaatında çalışırken geçirdiği iş kazası nedeniyle vinç kancasından kurtulan 2,5 ton ağırlığındaki demir demetinin üzerine düşmesi sonucu vefat ettiğini belirterek eş ve çocukları ile anne, baba ve kardeşleri olan davacılar için maddi ve manevi tazminatların davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir.
2.Davacılar vekili birleşen dava dilekçesinde özetle; olay tarihi olan 18.07.2014 tarihinde ... Stadyumu ve Spor Tesisleri inşaatında demirci usta başı olarak çalışırken meydana geldiği belirtilen iş kazası sonucu vefat eden ...'nın hak sahipleri davacılar adına davalılar aleyhine dava dilekçesinde belirtilen miktarlarda maddi ve manevi tazminat isteminde bulunulduğunu, bu talebin davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsilinin talep edildiğini, davalı ... dışında diğer davalılar hakkında Ankara 4. İş Mahkemesinin 2015/46 Esas sayılı dosyasında maddi ve manevi tazminat istemli dava açılmış olup halen derdest olduğunu ve işbu davanın ilgili Ankara 4. İş Mahkemesinin 2015/46 Esas sayılı dosyası ile birleştirilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı ... İnşaat vekili cevap dilekçesinde özetle; kazanın oluşumunda müvekkili şirketin kusurunun bulunmadığını, kazazedenin talimatlara aykırı davranarak kazanın oluşumuna sebebiyet verdiğini, tüm iş güvenliği ve sağlığı önlemlerini alma görevinin diğer davalı ... Nakliyat şirketine ait olduğunu, manevi tazminat yönünden de illiyet bağı bulunmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.
2.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; vefat eden işçinin ... İnşaat işçisi olduğunu, müvekkili şirkette kaydının bulunmadığını, kazalının kendi hatası sonucu ölümüne sebebiyet verdiğini, aldığı ücretin 4.000 TL değil 1.200 TL olduğunu, tazminat miktarlarının fahiş olduğunu belirterek husumet ve esastan davanın reddini istemiştir.
3.Davalı ... İnşaat vekili cevap dilekçesinde özetle; yapılan inşaatın ... A.Ş....İnşaat ve ... İnşaat İş Ortaklığına ait olduğunu, kaba inşaat yapımının ... İnşaata verildiğini, vinç operatörü ...'ın ... Nakliyat çalışanı olduğunu, kazanın meydana gelmesinde kazazedenin kusurlu olduğunu, müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini belirterek davanın reddini istemiştir.
4.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; kusurun müteveffada olduğunu, müvekkilinin kusur ya da sorumluluğunun bulunmadığını, vinç operatörünün işvereni olan müvekkiline kusur izafe edilemeyeceğini, taleplerin haksız olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir.
5.Davalı ... Sigorta vekili cevap dilekçesinde özetle; Mahkemenin yetkisine itiraz ettiklerini, kaza sonucunda meydana gelen zararın İnşaat All Risks Poliçesi teminatı dışında olduğunu, kazanın meydana geldiği işyerinde işveren Mali Sorumluluk Sigorta Poliçesinin bulunmadığını bu nedenlerle açılan davanın reddine karar verilmesi talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 26.12.2018 tarihli ve 2015/46 E.- 2018/736 K. sayılı kararıyla;
Asıl ve birleşen davanın kısmen kabulü kısmen reddi ile
1- a) Davacı ... yönünden, (271.394,75) TL maddi tazminatın (18.07.2014) kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte asıl ve birleşen davalılardan müştereken ve müteselsilen alınıp davacıya verilmesine, (birleşen davalı ... Sigorta firması sorumluluğunun poliçe limitiyle sınırlı olduğuna)
b) Davacı ... yönünden, (69.436,44) TL maddi tazminatın (18.07.2014) kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte asıl ve birleşen davalılardan müştereken ve müteselsilen alınıp davacıya verilmesine, (birleşen davalı ... Sigorta firması sorumluluğunun poliçe limitiyle sınırlı olduğuna)
c) Davacı ... yönünden, (56.245,36) TL maddi tazminatın (18.07.2014) kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte asıl ve birleşen davalılardan müştereken ve müteselsilen alınıp davacıya verilmesine, (birleşen davalı ... Sigorta firması sorumluluğunun poliçe limitiyle sınırlı olduğuna)
2- a) Davacı ... yönünden, (80.000,00) TL manevi tazminatın (18.07.2014) kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte asıl davalılar ... İnşaat firması, ... İnşaat firması, ... Nakliyat firması ve ... İnşaat firmasından müştereken ve müteselsilen alınıp davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine,
b) Davacı ... yönünden, (70.000,00) TL manevi tazminatın (18.07.2014) kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte asıl davalılar ... İnşaat firması, ... İnşaat firması, ... Nakliyat firması ve ... İnşaat firmasından müştereken ve müteselsilen alınıp davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine,
c) Davacı ... yönünden, (70.000,00) TL manevi tazminatın (18.07.2014) kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte asıl davalılar ... İnşaat firması, ... İnşaat firması, ... Nakliyat firması ve ... İnşaat firmasından müştereken ve müteselsilen alınıp davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine,
d) Davacı ... yönünden, (40.000,00) TL manevi tazminatın (18.07.2014) kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte asıl davalılar ... İnşaat firması, ... İnşaat firması, ... Nakliyat firması ve ... İnşaat firmasından müştereken ve müteselsilen alınıp davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine,
e) Davacı ... yönünden, (40.000,00) TL manevi tazminatın (18.07.2014) kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte asıl davalılar ... İnşaat firması, ... İnşaat firması, ... Nakliyat firması ve ... İnşaat firmasından müştereken ve müteselsilen alınıp davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine,
f) Davacı ... yönünden, (10.000,00) TL manevi tazminatın (18.07.2014) kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte asıl davalılar ... İnşaat firması, ... İnşaat firması, ... Nakliyat firması ve ... İnşaat firmasından müştereken ve müteselsilen alınıp davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine,
g) Davacı ... yönünden, (80.000,00) TL manevi tazminatın (18.07.2014) kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte asıl davalılar ... İnşaat firması, ... İnşaat firması, ... Nakliyat firması ve ... İnşaat firmasından müştereken ve müteselsilen alınıp davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine,
h) Davacılar ..., ... ve ...'nın birleşen davalı ... Sigorta firmasına yönelik manevi tazminat taleplerinin reddine, karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin 26.12.2018 tarihli ve 2015/46 E.- 2018/736 K. sayılı kararına karşı davacılar ve davalılar vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin 15.01.2020 tarihli ve 2019/1636 E. -2020/104 K. sayılı kararı ile kazanın meydana gelmesinde etken olan vincin davalılardan .... 'den kiralandığı ve vinç operatörünün .... işçisi olduğu anlaşılmıştır.
Davacının yaptığı iş ve ücreti hususunda ihtilaf olup davacının demirci ustası olduğunun davacı ... davalı tanık beyanlarıyla belirli olduğu, 15 yıllık deneyimi olan ekip başı olduğu, emsal ücret araştırmaları nazara alınarak ücretinin belirlendiği, kusur bilirkişi heyet raporunda %60 ...., %20 Adi Ortaklık, %20'de kazazedenin kusurlu olduğunun belirlendiği, dosyada SGK tarafından bağlanan gelirin ilk peşin sermaye değerinin bulunduğu, rücu edilebilir miktarın hesap raporunda mahsup edildiği, ıslah yapılmaksızın dava açılarak birleştirildiği, manevi tazminat miktarının dosya kapsamına uygun olduğu,
sigorta şirketinin istinaf başvurusunun yerinde olmadığı, İnşaat All Risks Poliçesi teminatı kapsamında sorumluluğunun bulunduğu, diğer davalılarla birlikte maddi tazminatlardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu gerekçesiyle davalı .....
Şti.'nin istinaf başvurusunun süresinde olmaması nedeniyle HMK 345, 346/, 352/1-c maddeleri gereğince usulden reddine, diğer tarafların yerinde görülmeyen istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
Bölge Adliye Mahkemesinin 15.01.2020 tarihli ve 2019/1636 E. -2020/104 K. sayılı kararının süresi içerisinde davacılar ve davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 20.04.2021 tarih ve 2020/7043 E.- 2021/5607 K. ilamıyla, "1- Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi haklarıyla bağlı olarak HMK.'nun 27. maddesi hükmü uyarınca, hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler. Hukuki dinlenilme hakkı, Anayasanın 36. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılama hakkının en önemli unsurudur.
Taraf ehliyeti dava şartıdır, davanın her aşamasında hâkim tarafından incelenebilir, taraflar da davanın sonuna kadar bunu ileri sürebilirler. Bu itibarla, davanın taraflarından birinin ölmesi halinde alınacak mirasçılık belgesine göre mirasçılarının davaya katılmaları sağlandıktan sonra işin esasının incelenmesi gerekir. Bu nedenle, davaya ölen tarafa karşı veya onun tarafından devam edilmesine imkan yoktur. Ölü kişi adına hüküm kurulamaz.
Yalnız öleni ilgilendiren yani mirasçılara geçmeyen haklara ilişkin davalar tarafın ölümü ile konusuz kalır. Yalnız ölen tarafı ilgilendirmeyen, yani mirasçıları da ilgilendiren, mirasçıların malvarlığı haklarını etkileyen davalar tarafın ölümü ile konusuz kalmaz. Bu davalara, ölen tarafın mirasçıları tarafından veya ölen tarafın mirasçılarına karşı devam edilir. Borçlar Kanunu'nun 397.
(6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 513.) maddesi hükmüne göre; aksi sözleşmeden ve işin mahiyetinden anlaşılmadıkça vekil edenin ölümü ile vekalet ilişkisi son bulur.
Eldeki davada; sigortalının kardeşi davacı ...’nın yargılamanın devamı esnasında 05.06.2015 tarihinde vefat ettiği ve mirasçılarının davaya dahil edilmediği anlaşılmaktadır.
Bu açıklamalar doğrultusunda mahkemece yapılacak iş ...’nın mirasçılarının tespit edilerek, davaya dâhil edilmelerinin sağlanarak, mirasçıların ileri sürecekleri talepleri de değerlendirmek suretiyle karar vermekten ibarettir.
2- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun “Hükmün Tashihi” başlığını taşıyan 304. maddesinde, hükümdeki yazı ve hesap hataları ile diğer benzeri açık hataların, mahkemece kendiliğinden veya taraflardan birinin istemi üzerine düzeltilebileceği belirtilmiş, “Hükmün Tavzihi” başlıklı 305. maddesinde, hüküm yeterince açık değilse veya yerine getirilmesinde duraksama uyandırıyor yahut birbirine aykırı fıkralar içeriyorsa, yerine getirilmesi tamamlanıncaya kadar taraflardan her birinin hükmün açıklanmasını veya duraksama ya da aykırılığın giderilmesini isteyebileceği, hüküm fıkrasında taraflara tanınan haklar ve yüklenen borçların, tavzih yolu ile sınırlandırılamayacağı, genişletilemeyeceği ve değiştirilemeyeceği açıklanmıştır.
Ayrıca, anılan kanuna 7251 sayılı Kanun'un 27. maddesi ile ilave edilen ve Resmi Gazete'de 28.07.2020 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren “Hükmün Tamamlanması” başlıklı 305/A maddesinde “Taraflardan her biri, nihaî kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde, yargılamada ileri sürülmesine veya kendiliğinden hükme geçirilmesi gerekli olmasına rağmen hakkında tamamen veya kısmen karar verilmeyen hususlarda, ek karar verilmesini isteyebilir. Bu karara karşı kanun yoluna başvurulabilir.” düzenlemesi yer almaktadır.
Bu açıklamalar doğrultusunda olayda HMK 305/A. maddesinin uygulanma koşulları bulunmadığı, aynı Yasa'nın 305/2. maddesi doğrultusunda tavzih kurumu ile de hüküm fıkrasının sınırlandırılması veya genişletilmesi ya da değiştirilmesinin mümkün olmadığı gözetilerek, ilk derece mahkemesince verilen 26/12/2018 tarihli kararda davacı ... lehine 80.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmişken; 23/01/2019 tarihli tavzih kararında manevi tazminat miktarının 10.000,00 TL’ye azaltılması usul ve yasaya aykırı olmuştur.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir." şeklinde belirtilerek İlk Derece Mahkemesi kararı bozulmuştur.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile bozmanın niteliği incelendiğinde iki nedenden dolayı bozma yapıldığı buna karşılık temyiz eden tarafların sair temyiz itirazlarının reddedildiğine dair bir açıklama bulunmadığı dikkate alındığında henüz temyiz eden tarafların sair temyiz itirazlarının incelenmediği dosya kapsamına ve Yargıtay içtihatlarına göre demirci ustası olan davacılar murisinin ücretinin bozma öncesinde TÜİK 'ten araştırılmadığı bu nedenle gerçek ücretin usulüne uygun olarak tespit edilmediği sonucuna varıldığından Mahkemece TÜİK 'ten re'sen ücret araştırıldığı,
buradan tespit edilen ücret ile dosyadaki diğer bilgiler değerlendirilip, murisin gerçek ücretinin; yaptığı iş, yaşı, kıdemi hepbirlikte değerlendirildiğinde dosya kapsamında yer alan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı rayiç listesinde belirtilen ücret olduğu sonucuna varıldığı, dosyada bu ücret üzerinden yapılmış bir hesapta bulunmaması nedeniyle yeniden hesap raporu alındığı,
davacının hesap raporu noktasında aşamalarda itirazlar ileri sürdüğü gözönünde tutulup bilinen, bilinmeyen (iskontolu -iskontosuz) dönemin değişmesi gerektiği kabul edilerek 05.11.2021 tarihli hesap bilirkişi raporunun 2021 yılı verilerine göre Çevre ve Şehircilik Bakanlığı verilerine göre yapılan hesaplamaya üstünlük tanındığı gerekçesiyle;
Asıl ve birleşen davanın kısmen kabulü kısmen reddi ile
1- a) Taleple bağlı kalarak davacı ... yönünden, (271.394,75) TL maddi tazminatın (18.07.2014) kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte asıl ve birleşen davalılardan müştereken ve müteselsilen alınıp davacıya verilmesine, (birleşen davalı ... Sigorta firması sorumluluğunun poliçe limitiyle sınırlı olduğuna), fazlaya ilişkin hakkın saklı tutulmasına
b) Taleple bağlı kalarak davacı ... yönünden, (69.436,44) TL maddi tazminatın (18.07.2014) kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte asıl ve birleşen davalılardan müştereken ve müteselsilen alınıp davacıya verilmesine, (birleşen davalı ... Sigorta firması sorumluluğunun poliçe limitiyle sınırlı olduğuna), fazlaya ilişkin hakkın saklı tutulmasına
c) Taleple bağlı kalarak davacı ... yönünden, (56.245,36) TL maddi tazminatın (18.07.2014) kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte asıl ve birleşen davalılardan müştereken ve müteselsilen alınıp davacıya verilmesine, (birleşen davalı ... Sigorta firması sorumluluğunun poliçe limitiyle sınırlı olduğuna), fazlaya ilişkin hakkın saklı tutulmasına
2- a) Davacı ... yönünden, (80.000,00) TL manevi tazminatın (18.07.2014) kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte asıl davalılar ... İnşaat firması, ... İnşaat firması, ... Nakliyat firması ve ... İnşaat firmasından müştereken ve müteselsilen alınıp davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine,
b) Davacı ... yönünden, (70.000,00) TL manevi tazminatın (18.07.2014) kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte asıl davalılar ... İnşaat firması, ... İnşaat firması, ... Nakliyat firması ve ... İnşaat firmasından müştereken ve müteselsilen alınıp davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine,
c) Davacı ... yönünden, (70.000,00) TL manevi tazminatın (18.07.2014) kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte asıl davalılar ... İnşaat firması, ... İnşaat firması, ... Nakliyat firması ve ... İnşaat firmasından müştereken ve müteselsilen alınıp davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine,
d) Davacı ... yönünden, (40.000,00) TL manevi tazminatın (18.07.2014) kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte asıl davalılar ... İnşaat firması, ... İnşaat firması, ... Nakliyat firması ve ... İnşaat firmasından müştereken ve müteselsilen alınıp davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine,
e) Davacı ... yönünden, (40.000,00) TL manevi tazminatın (18.07.2014) kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte asıl davalılar ... İnşaat firması, ... İnşaat firması, ... Nakliyat firması ve ... İnşaat firmasından müştereken ve müteselsilen alınıp davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine,
f) Davacı ...’nın 05.06.2015 tarihinde vefat ettiği anlaşılmakla (10.000,00) TL manevi tazminatın (18.07.2014) kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte asıl davalılar ... İnşaat firması, ... İnşaat firması, ... Nakliyat firması ve ... İnşaat firmasından müştereken ve müteselsilen alınıp davacı ...’nın yasal mirasçıları olan , ... , ... ve ...’ya payları oranında verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine,
g) Davacı ... yönünden, (10.000,00) TL manevi tazminatın (18.07.2014) kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte asıl davalılar ... İnşaat firması, ... İnşaat firması, ... Nakliyat firması ve ... İnşaat firmasından müştereken ve müteselsilen alınıp davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine,
h) Davacılar ..., ... ve ...'nın birleşen davalı ... Sigorta firmasına yönelik manevi tazminat taleplerinin reddine, " şeklinde karar verilmiştir.
V.TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
1.Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle;
a. Davacı kazazedeye %20 oranında kusur izafesinin isabetsiz olduğunu, kazazedenin soğuk demir ustası olarak ve ustabaşı olarak görev yaptığını,
b.Barınma ve 3 öğün yemeğin işveren tarafından karşılandığını, hesap raporuna esas alınan verilerin sağlıksız olduğunu,
c. Manevi tazminat miktarlarının az olduğunu, anne ve baba için takdir olunan manevi tazminatın çok az olduğunu, kardeşlerin manevi tazminat miktarının sadaka gibi olduğunu,
d.... Sigorta açısından maddi-bedeni ayrımı yapılmadığından, manevi tazminattan sorumlu tutulmamasının açıkca hukuka aykırı olduğunu belirterek kararın temyizen bozulmasını talep etmiştir.
2.Davalı ... Şirketi vekili temyiz dilekçesinde özetle;
a.Bozma kapsamı dışına çıkılarak TRH 2010 tablosu esas alınmasının ve ücret değişikliğine gidilmesinin hatalı olduğunu,
b.Müvekkilinin üzerine düşen tüm sorumluluğu yerine getirdiğinden, her türlü güvenlik önlemlerini alıp eğitimler verildiğinden koruyucu malzemeleri teslim ettiğinden ve gerekli talimatları verdiğinden kusur izafe edilemeyeceğini, kazazedenin buna ilişkin imzasının bulunduğunu, yük kaldırma talimatının 3 ve 7. maddelerine kazazedenin uymayarak kazaya sebebiyet verdiğini, raporda kazazede eylemi belirtildiği halde adi ortaklığa %20 kusur izafesinin kabul edilebilir olmadığını, vincin ... Şti.'ye ait olduğunu, tüm iş güvenliği ve sağlığı önlemlerinin alınmasının bu firmanın sorumluluğunda olup vinç kullanım sözleşmesinde buna ilişkin hükümler bulunduğunu,
c. Çevre Şehircilik Bakanlığından alınan ücretin dikkate alınmasının mümkün olamayacağını,
d. Manevi tazminat miktarlarının fahiş olduğunu,
E.... sigortanın poliçede manevi tazminattan sorumlu olmasına rağmen sadece maddi tazminattan sorumlu tutulmasının hatalı olduğunu,
f. 25.11.2019 tarihinde ... İnşaat tarafından harici olarak 268.000,00 TL ve ... Şirketi tarafından 267.769,68 TL harici ödeme yapıldığı halde bu ödemelerin oranlama yöntemiyle tenzil edilmediğini belirterek kararın temyizen bozulmasını talep etmiştir.
3.Davalı ... Sigorta A.Ş. vekili temyiz dilekçesinde özetle;
a. Müvekkilinin hangi sigorta poliçesiyle sorumlu tutulması ve kapsamının gösterilmeden karar verilmesinin şirketin tabi olduğu tazminat tazminat kalemleri ve istisnaları bakımından zararların inşaat all risks poliçesi teminatı kapsamı dışında olduğu için iş kazaları nedeniyle meydana gelen zararın sigorta poliçesi kapsamına girmediğini, müvekkili şirket nezdinde kaza tarihini kapsar işveren mali sorumluluk sigorta poliçesi bulunmadığını, 06.08.2014 tarihinde geçerli işveren mali sorumluluk poliçesi bulunduğunu, 3. kişilere karşı mali mesuliyet sigorta poliçesinin de bulunmadığını,
b.Çevre ve Şehircilik Bakanlığı verilerine itibar edilerek alınan rapora itibar edilemeyeceğini,
c.Poliçe limitiyle sorumlu olduğu halde yargılama harç ve vekalet ücretinden tümden sorumlu tutulmasının hatalı olduğunu belirterek kararın temyizen bozulmasını talep etmiştir.
4.Davalı ... Nakliyat İnş. ... Şti. vekili temyiz dilekçesinde özetle;
a.Müfettiş raporundaki kusur oranlarının tamamen değişmesine rağmen, Mahkemece yargılama sırasında alınan heyet kusur bilirkişi raporuna itirazlar karşılanmadan dosyanın hesap bilirkişisine gönderildiği, kusur raporu gerekçesiz olmakla hesap raporuna esas alınmasının hatalı olduğunu, motorlu taşıt olarak nitelendirlemeyecek araç için işleten olarak sorumlu tutulamayacağını,
b. Ücret değerlendirmesinin doğru olmadığını,
c.Manevi tazminat miktarının fahiş olduğunu belirterek kararın temyizen bozulmasını talep etmiştir.
4.Davalı ... İnş. ... Şti. vekili temyiz dilekçesinde özetle;
a.Bozma kapsamı dışına çıkılarak TRH 2010 tablosu esas alınmasının ve ücret değişikliğine gidilmesinin hatalı olduğunu,
b.Müvekkilinin üzerine düşen tüm sorumluluğu yerine getirdiğinden, her türlü güvenlik önlemlerini alıp eğitimler verildiğinden koruyucu malzemeleri teslim ettiğinden ve gerekli talimatları verdiğinden kusur izafe edilemeyeceğini, kazazedenin buna ilişkin imzasının bulunduğunu, yük kaldırma talimatının 3 ve 7. maddelerine kazazedenin uymayarak kazaya sebebiyet verdiğini, raporda kazazede eylemi belirtildiği halde adi ortaklığa %20 kusur izafesinin kabul edilebilir olmadığını, vincin ... Şti'ye ait olduğunu, tüm iş güvenliği ve sağlığı önlemlerinin alınmasının bu firmanın sorumluluğunda olup vinç kullanım sözleşmesinde buna ilişkin hükümler bulunduğunu,
c. Çevre Şehircilik Bakanlığından alınan ücretin dikkate alınmasının mümkün olamayacağını,
d. Manevi tazminat miktarlarının fahiş olduğunu,
e.... sigortanın poliçede manevi tazminattan sorumlu olmasına rağmen sadece maddi tazminattan sorumlu tutulmasının hatalı olduğunu,
f. 25.11.2019 tarihinde ... İnşaat tarafından harici olarak 268.000,00 TL ve ... Şirketi tarafından 267.769,68 TL harici ödeme yapıldığı halde bu ödemelerin oranlama yöntemiyle tenzil edilmediğini belirterek kararın temyizen bozulmasını talep etmiştir.
5.Davalı ... İnş. Tur. .... Şti. vekili temyiz dilekçesinde özetle;
a.Bozma kapsamı dışına çıkılarak TRH 2010 tablosu esas alınmasının ve ücret değişikliğine gidilmesinin hatalı olduğunu,
b.Müvekkilinin üzerine düşen tüm sorumluluğu yerine getirdiğinden, her türlü güvenlik önlemlerini alıp eğitimler verildiğinden koruyucu malzemeleri teslim ettiğinden ve gerekli talimatları verdiğinden kusur izafe edilemeyeceğini, kazazedenin buna ilişkin imzasının bulunduğunu, yük kaldırma talimatının 3 ve 7. maddelerine kazazedenin uymayarak kazaya sebebiyet verdiğini, raporda kazazede eylemi belirtildiği halde adi ortaklığa %20 kusur izafesinin kabul edilebilir olmadığını, vincin ... Şti'ye ait olduğunu, tüm iş güvenliği ve sağlığı önlemlerinin alınmasının bu firmanın sorumluluğunda olup vinç kullanım sözleşmesinde buna ilişkin hükümler bulunduğunu,
c. Çevre Şehircilik Bakanlığından alınan ücretin dikkate alınmasının mümkün olamayacağını,
d. Manevi tazminat miktarlarının fahiş olduğunu,
e.... sigortanın poliçede manevi tazminattan sorumlu olmasına rağmen sadece maddi tazminattan sorumlu tutulmasının hatalı olduğunu,
f. 25.11.2019 tarihinde ... İnşaat tarafından harici olarak 268.000,00 TL ve ... Şirketi tarafından 267.769,68 TL harici ödeme yapıldığı halde bu ödemelerin oranlama yöntemiyle tenzil edilmediğini belirterek kararın temyizen bozulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
1.Davalı ... İnş. ... Şti. vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde;
1.Davacının, dava açmada hukuki yararının bulunması 6100 sayılı HMK'nın 114/1-h maddesinde de belirtildiği üzere dava şartlarından olduğu gibi temyiz yoluna başvuracak olan tarafın da temyiz yoluna başvuruda hukuki yararının bulunması gerekir. Temyiz yoluna başvuran tarafın hukuki yararının bulunup bulunmadığı, öncelikle onun davadaki talebi ile Mahkemenin hükmü karşılaştırılarak belirlenir.
2.Somut olayda Bölge Adliye Mahkemesince, İlk Derece Mahkemesinin 26.12.20 18... /46 E.- 2018/736 K. sayılı ilk kararına karşı davalı ... İnş.... Şti. vekilinin istinaf başvurusunun süresinde olmadığından HMK 345, 346/1 ve 352/1-c maddeleri gereğince usulden reddine karar verildiği ve anılan davalı yönünden İlk Derece Mahkemesinin 26.12.20 18... /46 E.- 2018/736 K. sayılı ilk kararında hükmedilen tazminat tutarları kesinleştiğinden, işbu hükmedilen tazminat tutarlarına karşı temyiz başvurusunda bulunmasında hukuki yarar bulunmadığından bu kısma yönelik temyiz başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir.
2.Manevi tazminatlara yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
a.Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362. maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366. maddesi atfıyla aynı Kanunun 352. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
b.6100 sayılı HMK'nın 110. maddesi kapsamında dava yığılması (objektif dava birleşmesi) kapsamında her bir talebin ayrı bir dava olduğu ve ayrı ayrı hüküm ve sonuç doğuracağı dikkate alınmalıdır.
c.Dosya içeriğine göre, temyize getirilen miktarlar Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 107.090,00 TL’nin altında bulunduğu anlaşılmakla temyiz itirazlarının aşağıdaki şekilde reddine karar verilmiştir.
2.Maddi tazminata yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
1.Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere, hükmün uyulan önceki Yargıtay bozma ilamına uygun biçimde verilmiş olmasına, bozma ile kesinleşen ve karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin yeniden incelenmesine hukukça ve yasaca cevaz bulunmamasına, temyiz kapsam ve nedenlerine göre; davacı ... davalılar ... Nak... Şti., ... İnş. A.Ş., ... İnş... Şti. ve ... İnş... Şti. vekillerinin tüm, davalı ... Sigorta A.Ş. vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir.
2.Uyuşmazlık; İnşaat All Risk (Bütün Riskler) Sigorta Poliçesi kapsamında davalı ... Sigorta A.Ş.’nin iş bu davaya konu iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminatlardan sorumlu olup olmadığına ilişkindir.
3.Sigorta sözleşmesi, 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 1401. maddesinin birinci fıkrasında tanımlandığı üzere, sigortacının bir prim karşılığında, kişinin para ile ölçülebilir bir menfaatini zarara uğratan tehlikenin, rizikonun, meydana gelmesi hâlinde bunu tazmin etmeyi ya da bir veya birkaç kişinin hayat süreleri sebebiyle ya da hayatlarında gerçekleşen bazı olaylar dolayısıyla bir para ödemeyi veya diğer edimlerde bulunmayı yükümlendiği sözleşmedir.
4.Sigorta sözleşmesinin tarafları; sigortacı ile sigorta ettirendir. Bunlardan sigortacı, 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun 3. maddesine uygun şekilde kurulan ve faaliyet gösteren, sigorta sözleşmesini düzenleyen, sigortaya tabi bir riski üstlenen, sigorta himayesi sağlama borcunu üzerine alan taraftır. Sigorta ettiren ise menfaatini sigortacı nezdinde prim ödemek suretiyle teminat altına alan kişiyi ifade eder.
5.Borçlar Hukukumuza egemen olan en önemli ilkelerden birisi “borç ilişkisinin nispiliği” ilkesidir. Bu ilkeye göre sözleşme kural olarak onu yapan tarafları bağlar, üçüncü kişileri etkilemez. Borç ilişkisinin nispiliği ilkesinin iki önemli sonucu bulunmaktadır. Birincisi; bir sözleşmenin tarafları dışında kalan üçüncü kişiler o sözleşmeyle kurulan borç ilişkisi ile bağlı değildirler.
Bir diğer söyleyişle, borç ilişkisinin (sözleşme ilişkisinin) doğurduğu haklar yalnızca borç ilişkisinin (sözleşmenin) tarafları arasında hüküm ifade eder. Dolayısıyla alacaklının, bir sözleşmedeki (borç ilişkisindeki) bir hakka dayanarak sözleşmenin dışında kalan üçüncü kişilerden borcun ifasını istemesi mümkün değildir. İkincisi ise; borç ilişkisi ancak borçlu tarafından ihlal edilebilir.
Dolayısıyla alacaklının kural olarak borç ilişkisinin dışında kalan üçüncü kişilerden borcun ihlalinden bahisle tazminat talep etmesi mümkün değildir. Ancak kuvvetlendirilmiş nispi haklar ve üçüncü kişi yararına sözleşmeler bu ilkenin çok önemli istisnalarındandır.
6.Sigorta sözleşmelerinde genellikle sigorta ettiren, sigortalı ve lehdar (sigortadan yararlanan kişi) aynı kişi olmaktadır. Ancak, kimi sigorta sözleşmelerinde sigorta şirketinin karşısında taraf olarak üç ayrı kişi bulunabilmektedir. Başka bir deyişle sigorta ettiren, sigortalı ve lehdar ayrı ayrı kişiler olabilir. Sigorta ettiren hem kendisinin hem de başkasının menfaatini teminat altına alabilir. Borç ve yükümlülükler kendisine ait olmak üzere üçüncü kişi lehine sözleşme yapabilir.
7.Sigorta sözleşmelerinin nispiliği ilkesinin istisnası olarak; sigorta ettiren üçüncü bir kişinin çıkarının korunması amacıyla sigorta sözleşmesi yapabilir. Zarar sigortalarında sigorta ettiren üçüncü bir kişinin çıkarı için sigorta sözleşmesi yapmış olduğunda riziko nedeniyle zarara uğrayacak (çıkarı zedelenecek) olan kişi “sigortalı” deyimiyle tanımladığımız üçüncü kişidir. Sözleşmeler hukuku, başkasına hak kazandıracak şekilde sözleşme yapılmasına izin vermektedir.
8.Üçüncü kişi yararına sözleşme, Türk Borçlar Kanunu’nun 129. maddesinde düzenlenmiştir. Maddeye göre; kendi adına sözleşme yapan kişi, sözleşmeye üçüncü kişi yararına bir edim yükümlülüğü koydurmuşsa, edimin üçüncü kişiye ifa edilmesini isteyebilir. Üçüncü kişi veya üçüncü kişiye halef olanlar da tarafların amacına veya örf ve âdete uygun düştüğü takdirde edimin ifasını isteyebilirler. Bu düzenlemeye göre, borçlunun sözleşmeyle üstlendiği edimin üçüncü kişiye karşı yerine getirilmesini istemek hakkı kural olarak başkası lehine sözleşme yapmış olan kişiye (sözleşmenin tarafına) aittir. Ancak lehine sözleşme yapılan üçüncü kişi de TBK’da öngörülen koşulların varlığı halinde (tarafların amacına veya örf ve adete uygun düştüğü takdirde) borçludan istemde bulunabilmektedir.
9.Başkası lehine sigorta ise Türk Ticaret Kanunu’nun 1454. maddesinde düzenlenmiş olmakla birlikte “sigorta ettiren, üçüncü bir kişinin menfaatini, onun adını belirterek veya belirtmeyerek, sigorta ettirebilir. Sigorta sözleşmesinden doğan haklar sigortalıya aittir. Sigortalı, aksine sözleşme yoksa, sigorta tazminatının ödenmesini sigortacıdan isteyebilir ve onu dava edebilir.” şeklinde belirtilmiştir.
10.Üçüncü kişi yararına sözleşme (TBK 129) niteliği taşıyan başkası lehine sigorta; sigorta ettiren, sigortacı ve sigortalı arasında üç köşeli bir ilişki kurar. Sigorta ettiren ile sigortacı sigorta sözleşmesinin tarafları olarak karşılıklı birtakım hak ve borçlara sahiptir. Lehtar (sigortalı) ise menfaati sigorta ettirilen kişi olup sözleşmenin tarafı konumunda değildir. Bu sözleşme ile sigorta ettiren üçüncü bir kişinin menfaatini sigorta ettirmektedir .
11.Diğer taraftan, İnşaat All Risk Sigortası, sigorta konusu yapı ile yapının inşasında kullanılan malzemelerde ve varsa poliçede sayılan diğer değerlerde, önceden bilinmeyen ve ani sebeple oluşan zararları teminat altına alan bir mal sigortasıdır.
12.İnşaat All Risk Sigorta sözleşmesinin tarafları; sigortacı ile sigorta ettirendir. Sigorta ettiren rizikonun gerçekleşmemesinde menfaati bulunan kimselerdir [TTK m. 1453(1)]. Bu kişilerin malik olması zorunlu değildir. Zira yapı veya yapının inşasında kullanılan malzeme ya da diğer şeyler üzerinde para ile ölçülebilir menfaati olan herkes, bu menfaatini sigorta ettirebilir. Kuşkusuz bu kişilerin başında iş sahibi olan gerçek ya da tüzel kişiler gelir.
Zira işin yapılması esnasında ortaya çıkacak zarardan öncelikle etkilenecek olan kişi, iş sahibidir. Ayrıca iş sahibine sözleşmeyle bağlı olan mimar, mühendis veya müteahhitler ile taşeronlar da menfaatlerini inşaat sigortasıyla teminat altına alabilirler. (Işıl Ulaş, Uygulamalı Zarar Sigortaları Hukuku, B. 8, Ankara 2012, s. 426. ) Az yukarıda da bahsedildiği gibi, bu sözleşmede de sigorta ettiren hem kendisinin hem de başkasının menfaatini teminat altına alabilir.
Borç ve yükümlülükler kendisine ait olmak üzere üçüncü kişi lehine sözleşme yapabilir.
13. İnşaat All Risk Sigortası, ek teminatlarla sigortanın, sorumluluk ve/veya malvarlığı sigortasını da kapsayacak şekilde kombine bir sigorta olarak uygulanması da mümkündür. Genel olarak inşaat sigortaları, bütün riskler (all risks) sigortası olarak uygulanır. Dolayısıyla poliçede açık şekilde teminat dışı olarak sayılan rizikolar haricinde kalan, önceden bilinmeyen ve ani bir sebeple meydana gelen bütün zararların, sigorta teminatının kapsamında olduğu kabul edilir.
14. Öte yandan, 6102 sayılı TTK'nın 1409/1. maddesinde yer alan. "Sigortacı, sözleşmede öngörülen rizikonun gerçekleşmesinden doğan zarardan ve bedelden sorumludur." hükmünden anlaşılacağı üzere sigortacının teminat borcunun kapsamı, sigorta sözleşmesi hükümlerine göre tayin edilir. Sayılan riskler prensibi dolayısıyla TTK'da sigorta teminatının kapsamının, sözleşme ile belirlenmesi esası benimsenmiştir.
O halde hükmün mefhumu muhalifinden, sözleşmede yer almayan rizikolar bakımından sigortacının teminat borcundan söz edilemeyeceği neticesi doğmaktadır. Ancak Sigortacılık Kanunu’nun 11/4. maddesinde yer alan. "Sigorta Sözleşmelerinde kapsam dahiline alınmış olan riskler haricinde, kapsam dışı bırakılmış riskler de açıkça belirtilir.
Belirtilmemiş olan riskler teminat kapsamında sayılır." hükmü ile teminat altına alınan risklerin açıkça belirtilmesi aksi halde belirtilmeyen hususların da teminat kapsamında olduğu düzenlenmiştir.
İnşaat All Risk (Bütün Riskler) Sigortası Genel Şartlarının kapsamı A.1 maddesinde ise“Bu sigorta, konusunu teşkil eden değerlerin teminat müddeti içinde, inşaat sahasında bulunduğu sırada, inşaat süresinde bu poliçede gösterilen istisnalar dışında kalan, önceden bilinmeyen ve ani bir sebeple herhangi bir ziya ve hasara uğraması halini temin eder.”şeklinde belirtilerek kapsam dahiline alınmış olan riskler dışında, kapsam dışı bırakılmış risklerin de açıkça belirleneceği, belirtilmemiş olan risklerin teminat kapsamında sayılacağı düzenlenmiştir.
Yukarıda yapılan açıklamalardan anlaşılacağı üzere Sigortacılık Kanunu'nun 11. maddesi ile İnşaat All Risk (Bütün Riskler) Sigortası Genel Şartları birbiri ile örtüşmekte ancak Türk Ticaret Kanunu'ndan farklı bir esasın benimsendiği görülmektedir.
15.Bu durumda SK m. 11/4 hükmü ile TTK. m. 1409/1 hükmünün çeliştiği aşikârdır. SK'ya göre. Sigorta Sözleşmesinde teminat kapsamında sayılan rizikoların yanı sıra TTK'dan farklı olarak teminat kapsamında olmayan rizikoların da belirtilmesi gerektiği hükme bağlanmıştır. Belirtmek gerekirse böylece Sigortacılık Kanunu ile aksi ispat edilemeyen bir kanun karineye yer verilmiştir.
Bu durum karşısında TTK hükümlerine üstünlük tanınırsa, teminat kapsamında sayılmayan bir rizikonun gerçekleşmesinden dolayı sigortacının sorumlu olmayacağı sonucuna varılır. Sigortacılık Kanunu'na üstünlük tanındığı halde ise sigortacının, sözleşmede öngörülmeyen bir riziko sebebi ile sigortalanan olayın meydana gelmesinden de sorumlu olacağı ortaya çıkacaktır.
Zira Sigortacılık Kanunu uyarınca teminat dışında olan rizikoların da tek tek sayılması gerekir ve teminat dışında sayılmayan bir riziko teminat kapsamında kabul edilir. Böylece ortaya çıkan çelişkili durumun çözüme kavuşturulmasında, normlar çatışması halinde uygulanacak ilkeler yol gösterici olabilir.
Ancak her ne kadar Türk Ticaret Kanunu, Sigortacılık Kanunu'na nazaran genel kanun niteliğinde olsa da özel kanun olan Sigortacılık Kanunu'ndaki bir husus, yeni tarihli olan genel kanunda özel hüküm ile yeniden düzenlendiğinden sonraki tarihli olan TTK. m.1409 hükmünün önceki tarihli özel kanun niteliğindeki SK. m. 11 hükmünden üstün tutulması gerekir. (Ortaç, Nurdan Orbay / Ölmez, Belin Köroğlu, Sigorta Hukuku Uygulama Kitabı, Ankara 2022, s 21 vd).
Ayrıca SK. m.11/4, sigorta koruması kapsamında olmayan hallerin sigorta sözleşmesinde "açıkça" belirtilmiş olması gerektiğini öngörmektedir. Bunun "sayım yöntemiyle" yapılabilirliği bulunmamaktadır. Kaldı ki, bir şey ismiyle belirtildiği takdirde, aynı zamanda olmayan her şeyde belirtilmiş olur. Kısaca yalnızca teminata giren hususların belirtilmesi aynı zamanda teminata girmeyen hususlarında belirtilmiş olması anlamını taşır.
Böylece TTK. m.1409 sadece sözleşmede kararlaştırılan rizikoların teminata dahil olacağını belirtmiş olmakla, SK. m.11/4 uygulama yeteneğinin kalmadığı ve hiç dikkate alınmaması gerekir. (Ünal, Samim, Sigorta Hukuku Cilt-1 s 97-98) (Y.11.HD.25.01.2023 tarih, 2021/5843E.2023/512K.)
16.Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerin incelenmesinden; davalılar ... A.Ş, ... Ltd. Şti. ve ... Ltd. Şti. tarafından oluşturulan adi ortaklığın dava dışı TOKİ’den ...ı 40.000 Seyirci kapasiteli Stadyum ve Spor Tesisleri İnşaatını üstlendiği ve bu işin kalıp, demir donatı beton döküm ve kaba inşaat imalatlarının her türlü malzeme, alet edevat ekleri ile beraber adi ortaklığı oluşturan davalı (pilot ortak) ... İnş. ve Tic.
A.Ş.’ye taşere edildiği (pilot ortak), sigortalı ...’nın ... şirketi nezdinde inşaat demir ustası olarak çalışmaktayken, davalı ... Nakliyat Şirketinden kiralanan ve vinç operatörü ... tarafından kullanılan vinç marifetiyle kaldırılan 2 tonluk inşaat demirlerinin sigortalı üzerine düşmesi neticesinde vefat ettiği, olayın meydana gelmesinde sigortalının % 20 oranında kusurlu olduğu anlaşılmıştır.
17.Yukarıda yapılan açıklamalardan sonra somut olayda düzenlenen İnşaat All Risk Sigorta Poliçesi incelendiğinde; sigortalı olarak T.C. Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığının gösterildiği, sigorta ettirenin ise davalılar ... - ... – ... Adi Ortaklığı olduğu anlaşılmaktadır.
Bu durumda, davalı şirketlerin kendi menfaatine değil, üçüncü bir kişi lehine sigorta sözleşmesi yaptığı, diğer bir ifadeyle, sigorta teminatının sigorta ettiren davalılar lehine değil, dava dışı T.C. Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığı lehine düzenlendiği açıkça ortadadır. Dava dışı sigortalı kurum olan T.C.
Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığının, işbu olay bakımından ihale makamı sıfatını haiz olduğu, dolayısıyla meydana gelen zararda herhangi bir kusurunun ya da sorumluluğunun bulunmadığı sabittir. Bu itibarla, sigortalı kurumun herhangi bir tazminat talebi bulunmadığı gibi, sigorta sözleşmesinden kaynaklı olarak davalı ... şirketinin de zarar gören yüklenici ya da taşeronla ilgili herhangi bir borç altına girdiği kabul edilemez.
Sigorta sözleşmesinin tarafı olmayan ve poliçede menfaat sahibi olarak da belirtilmeyen kişilerin, doğrudan sigorta şirketine karşı talepte bulunması mümkün değildir. Davalı ... şirketinin poliçedeki taraflar yönünden bir teminat yükümlülüğü doğmadığı gözetildiğinde, Mahkemece davalı ... yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde müteselsil sorumluluk esasına dayanılarak sorumluluğuna hükmedilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
18. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. 19. O halde, davalı ... Sigorta A.Ş. vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve Mahkemece verilen hüküm bozulmalıdır .
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle; 1.Davalı ... İnş. ... Ltd.Şti. vekilinin İlk Derece Mahkemesinin 26.12.20 18... /46 E.- 2018/736 K. sayılı kararında hükmedilen tazminat miktarlarına karşı temyiz istemlerinin hukuki yarar yokluğundan REDDİNE,
2.Davacılar ve davalılar vekillerinin manevi tazminata yönelik temyiz isteminin miktardan REDDİNE,
3.Davacı ... davalılar ... Nak... Şti., ... İnş. A.Ş., ... İnş... Şti. ve ... İnş... Şti. Vekillerinin temyiz itirazlarının REDDİNE,
4.Davalı ... Sigorta A.Ş. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan Mahkeme kararının BOZULMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz harcının davacıdan alınmasına,
Fazla yatırılan temyiz harcının istek halinde .....Şti., ..... A.Ş., ..... A.Ş., ..... Şti.'ye iadesine,
Peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde ... Sigorta A.Ş.'ye iadesine,
Dosyanın kararı veren Mahkemesine gönderilmesine,
Üye ...'nun muhalefetine karşı Başkan ... ve Üyeler ..., ... ve ...'ün oyları ve oy çokluğuyla,11.09.2025 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY
Anayasa ile güvence altına alınan hukuki korunma hakkı (36. madde) yalnızca şekli bir yargılama yapılmasını değil, bunun yanında adil ve doğru bir yargılamayı da gerektirmektedir. Adil yargılamanın teminatlarından biri de kanun yollarıdır. (Tolga Akkaya –Modern Usul Hukukunda İstinaf)
Mahkeme kararlarının hukuka uygunluğunun bir üst mahkeme tarafından denetlenmesi Anayasal bir gerekliliktir.
Anayasa Mahkemesine göre de mahkeme hakkı sadece ilk derece mahkemesine başvurmayı değil temyiz yoluna başvurmayı da kapsar.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 341. maddesinde ilk derece mahkemesi kararlarına karşı istinaf yoluna başvurulabilen kararlar, HMK’nın 361. maddesinde; bölge adliye mahkemelerinin temyiz edilebilen kararları, 362. maddesinde ise bölge adliye mahkemelerinin temyiz edilemeyen kararları düzenlenmiştir.
HMK’nın 373/4 maddesi gereğince, Yargıtayın bozma kararı üzerine, ilk derece mahkemesince bozmaya uygun karar verildiği takdirde bu karara karşı temyiz yoluna başvurulabilir.
Bu gibi hallerde, ilk derece mahkemesi kararlarına karşı istinaf yolu mevcut olmayıp, sadece temyiz yoluna başvuru mümkündür.
İlk derece mahkemesince yanlış ve hatalı kararlar verilebilmektedir. Bu hataların giderilebilmesi ancak kanun yoluna başvuru ile mümkün hale gelir. Kararın aleyhine olduğunu düşünen taraf kararın denetlenmesini ve düzeltilmesini kanun yoluna başvurarak isteyebilir. Kanun yolları hakimin yapabileceği hatalar karşısında taraflara tanınmış yasal bir güvencedir.
Bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesi ile iki aşamalı kanun yolu sistemi söz konusu olmakla birlikte, HMK’nın 373/4 maddesi kapsamına giren ilk derece mahkeme kararlarında sadece temyiz yoluna başvuru mümkün olup, kanun yoluna incelenmesinde yüksek parasal sınırın uygulanması halinde çok sayıda dosyada ilk derece mahkemesi kararına ilişkin kanun yolu incelemesi mümkün olmayacaktır. Bu ise hak arama özgürlüğünün ağır ihlali anlamına gelir.
Hukuk davalarında asıl olanın her karar için denetim yoluna açık olmasıdır. Ancak HMK’da öngörülen parasal sınırların uygulanması gerektiği de açıktır.
HMK’da, bölge adliye mahkemesi kararları için öngörülen parasal sınırın, ilk derece mahkemesi kararları için uygulanması, yasanın lafzına ve ruhuna aykırıdır.
Mahkemeye erişim hakkı, kanun yoluna başvuru hakkını da içerir. Böylesi bir uygulama adil yargılanma hakkına, mahkemeye erişim hakkına ve hak arama özgürlüğüne aykırılık teşkil eder.
Yargıtayın temyiz incelemesi yapıp ilk derece mahkemesi kararını bozmasından sonra bozma üzerine verilen kararda temyiz incelemesi yapılması, mahkemeye erişim hakkının bir gereğidir.
HMK’da, ilk derece mahkemesince verilen kararların temyiz edilmesi halinde kesinlik sınırının tespitine dair açık bir hüküm bulunmadığından, HMK’nın 341/2 maddesindeki düzenlemenin dikkate alınması gerekir. Kanun yolu başvuru sınırlarının başvurulacak kanun yoluna göre değil, kararı veren mahkemeye göre belirlenmesi gerekir. Hukuk Genel Kurulunun 24.06.2021 tarihli, 2021/4-307 Esas, 2021/833 Karar sayılı, 05.07.2023 tarihli, 2023/2-191 Esas, 2023/703 Karar sayılı kararlarında da bu husus vurgulanmıştır.
Kanunda açık bir hüküm bulunmayan yoruma açık tartışmalı konularda hakkın engellenmesi değil, hakkın yoluna açan bir uygulamanın geliştirilmesi gerekir.
Aksi halde bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle iki aşamalı kanun yolu sistemi uygulanan ülkemizde, istinaf inceleme sınırının çok üzerinde, ancak temyiz sınırının altında kalan çok sayıda ilk derece mahkemesi kararı esasa ilişkin hiçbir denetim yapılmadan kesinleşecek hak arama özgürlüğü ve mahkemeye erişim hakkı engellenmiş olacaktır.
Açıkladığım nedenlerden dolayı; ilk derece mahkemesi kararlarına ilişkin temyiz yolu başvurusunda, HMK’nın 341/2 maddesindeki düzenlemenin ve parasal sınırın uygulanması gerektiği, bölge adliye mahkemesi kararlarına ilişkin HMK’nın 362. maddesindeki parasal sınırların uygulanması halinde, ilk derece mahkemelerinin çok sayıda kararının hukukiliğinin denetlenme imkanı ortadan kalkacağından, çoğunluğun temyiz talebinin miktardan reddine ilişkin kararına katılmıyorum.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2023/10818, K. 2025/11715, 11 Eylül 2025 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama