KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2023/11111 E., 2024/13127 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 17 Aralık 2024
- Mahkemesi
- Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
- Sayısı
- 2022/1102 E., 2023/249 K.
- İlk derece mahkemesi
- Adıyaman 1. İş Mahkemesi
- Sayısı
- 2018/331 E., 2022/278 K.
Karar Metni
1.313 kelime·7 dk okuma·7 bölüm
Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili ve davalı ... vekili tarafından temyiz edilmek ve de davacılar vekili tarafından temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması talep edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne, duruşmanın düzenlendiği 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369. maddesinde sayılı ve sınırlı olarak gösterilen hâllerden hiçbirine uymadığından, temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına ilişkin isteğin reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili özetle, iş kazası nedeniyle müvekkillerinin murisi olan sigortalının vefat ettiğini, kazanın meydana gelişinde davalıların kusurlu olduklarından bahisle asıl dava dosyasını davalı ... şirketine karşı açarak dava dilekçesinde eş için 1.000,00 TL maddi, 150.000,00 TL manevi, çocuk için 1.000,00 TL maddi, 100.000,00 TL manevi tazminat talep ettiği, aynı davacıların birinci birleşen dava dosyasını davalı gerçek kişiler ..., ... ve ...’e karşı açarak aynı talepleri onlara karşı da yönelttikleri, yine aynı davacıların ikinci birleşen dava dosyasını adı geçen 4 davalıya karşı açarak eş için 270.198,65 TL maddi,
çocuk için 69.942,87 TL maddi tazminatın davalılardan tahsilini talep ettikleri, davacılar vekilinin önce 03.02.2022 tarihli talep arttırım dilekçesi ibraz ettiği, bu dilekçesinde asıl dava dosyası ve birinci birleşen dava dosyasında her iki davacı için 1.000,00’er TL maddi tazminat istediklerini, ikinci birleşen dava dosyasında ise eş için 270.198,65 TL maddi, çocuk için 69.942,87 TL maddi tazminat istediklerini,
bu talep arttırım dilekçeleri ile davacı eşin maddi tazminat istemini 388.242,97 TL daha arttırarak toplam 659.441,62 TL maddi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini, davacı çocuğun maddi tazminat istemini 36.360,20 TL daha arttırarak toplam 107.303,07 TL maddi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep ettiği anlaşılmıştır.
II. CEVAP
Davalılar özetle; davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuşladır.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile asıl dava dosyası yönünden; eş lehine 388.242,97 TL maddi, 28.000,00 bin TL manevi tazminatın davalı ... şirketinden tahsiline, Çocuk lehine 36.360,20 TL maddi, 18.000,00 TL manevi tazminatın davalı ... şirketinden tahsiline, Birinci Birleşen dava Dosyasında; eş lehine 1.000,00 TL maddi, 1.000,00 TL manevi tazminatın davalı gerçek kişilerden tahsiline, çocuk lehine 1.000,00 TL maddi, 1.000,00 TL manevi tazminatın davalı gerçek kişilerden tahsiline, ikinci birleşen dava dosyasının derdestlik nedeniyle reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin anılan kararına karşı taraf vekillerince istinaf yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
1.Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle, İlk Derece Mahkemesinde açılan davanın hatalı şekilde kısmi dava olarak nitelendirilmesi nedeniyle maddi tazminat taleplerinin eksik hüküm altına alındığını, belirsiz alacak davalarında hem bedel artırım hemde ıslah yapılabildiğini, ancak bu husus gözetilmeden Mahkemece yanlış hukuki nitelendirme ile hatalı hüküm kurulduğunu, hüküm altına alınan manevi tazminatların az olduğunu, gerekçe ve hüküm arasında manevi tazminat tutarları yönünden çelişki bulunduğunu, manevi tazminat taleplerinin de davalılardan müşterek müteselsil tahsili talep edilmesine karşın Mahkemece bu hususun da göz ardı edildiğini, Mahkeme tarafından gerekçeli kararda yargılama giderleri ve vekalet ücretlerinin de hatalı ve eksik hesaplandığını,
2.Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde özetle davanın müvekkiline yöneltilmesinin usul ve yasalara açıkça aykırı olduğunu, kaza tarihindeki şirket ortağı olanlar ile davalıların aynı olmadıklarını, şirketi temsile yetkili kişilerin davaya dahil edilmediklerini, şirketi temsile yetkili olmayan müvekkilinin davalı olarak gösterildiğini, bu hususta ticaret sicil gazetesinin dosyaya eklendiğini, müvekkili yönünden davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, olay tarihinden sonra bir dönem müvekkilinin şirketi temsile yetkili olduğunu, bu dönemde açılan ceza davalarında yargılandığını,
ancak o tarihte kendisini yeterince savunamadığından kaza tarihinde sorumluluğunun olmadığını bilmeden yargılamanın devam ettiğini ve müvekkilinin ceza aldığını, davacı tarafın da bu gerekçe ile müvekkilini davaya dahil ettiğini, dosya kapsamındaki davacı tarafından imzalanmış feragatname sulh ve ibra sözleşmesi açısından olay tarihinden yaklaşık 1 ay sonra davacıya 150.000,00 TL ödendiğini, müteveffanın babası olan ...'nin 01.07.2021 tarihli 12 nci celsede davacı eşin 150.000,00 TL yi aldığını karşılığında bir kağıt imzaladığını beyan ettiğini,
davacı eş ...'in müteveffanın geçirmiş olduğu iş kazasından kaynaklı olarak maddi ve manevi tazminatları aldığına dair Feragatname Sulh ve İbra Sözleşmesi bulunduğundan 150.000,00 TL lik tutarın makbuz niteliğinde olduğu araştırılmadan ve ek rapor aldırılmadan ıslah edilmesinin doğru olmadığını, davacı eşin imzaladığı belgenin hukuki mahiyetini bilecek derecede eğitimi bulunduğunu, davacı eşin yeniden evlendiği hususunun değerlendirilmediğini, davacı asilin mahkemede hazır edilerek özellikle feragatname sulh ve ibra sözleşmesi'ni neden imzaladığı,
tarafına ödeme yapılıp yapılmadığı hususlarının sorulması taleplerinin ve davacıya soru sorma haklarının mahkeme tarafından kullandırılmadığını, davacının özel hayatına müdahale etmemekle birlikte toplumsal bir gerçeklik olan imam nikahlı evlilik yapıp yapmadığı,
bu anlamda birlikte yaşadığı kişilerin araştırılması ve bu konuda mahkeme tarafından soru sorulması taleplerinin de reddedildiğini, birleşen 2020/542 Esas sayılı dava da vekalet ücretinin aleyhlerine hükmedildiğini, ancak diğer davalı vekilinin talebi ile tavzih yoluyla bu hususta yeni bir karar verildiğini, ancak bu kararın da eksik olduğunu, davanın reddine karar verilmesi halinde her davalı için ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.
VI. Değerlendirme ve Gerekçe
Dava ehliyeti, kişinin bizzat veya vekili aracılığıyla bir davayı davacı veya davalı olarak takip etme ve usuli işlemleri yapabilme ehliyetidir. Dava ehliyeti, medeni hakları kullanma ehliyetinin usul hukukunda büründüğü şekildir; dolayısıyla, medeni hakları kullanma ehliyetine ( fiil ehliyetine ) sahip gerçek ve tüzel kişiler dava ehliyetine de sahiptirler.
Taraf sıfatına gelince; bir hakkı dava etme yetkisi (dava hakkı) kural olarak o hakkın sahibine aittir. Bir hakkın sahibinin kim olduğu, dolayısıyla o hakkı dava etme yetkisinin kime ait olduğu, (o davada davacı sıfatının kime ait olacağı) tamamen maddi hukuk kurallarına göre belirlenir. Ancak, bir davanın davacısının o dava yönünden davacı sıfatına sahip bulunmadığının belirlenmesi halinde, mahkeme dava konusu hakkın mevcut olup olmadığını inceleyemeyeceği ve sıfat yokluğundan davanın reddine karar vermek zorunda olduğu için, taraf sıfatı usul hukukunun da düzenleme alanındadır.
Eş söyleyişle, sıfat, dava konusu sübjektif hak (dava hakkı) ile taraflar arasındaki ilişkidir. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi, davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu halde, taraf sıfatı dava konusu sübjektif hakka ilişkindir (Baki Kuru-Ramazan Arslan-Ejder Yılmaz, Medeni Usul Hukuku, 7. baskı, Ankara 1995, s. 231). Bu nedenle, davanın tarafları, taraf ehliyetine sahip olmalıdır. Yani, bir davada taraf olabilmek için, ya, hakiki şahıs; ya da, hükmi şahıs olmak gerekir. Zira, taraf ehliyeti, medeni hukukun haklardan istifade ehliyetine tekabül eder (Saim Üstündağ, Medeni Yargılama Hukuku, C. I-II, 7. Baskı, İstanbul 2000, s.288)
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 06.06.2007 tarih, 2007/10-358 Esas, 2007/337 Karar sayılı kararında da benimsendiği üzere; ticari şirketin tüzel kişiliği ticaret sicilinden silinmesi (terkini) ile sona erer. Tüzel kişiliğin sona ermesi için tasfiye işlemlerinin eksiksiz yapılmış olması gerekir. Şayet tasfiye işlemleri gerektiği gibi tamamlanmamış ve tasfiyesi gereken hususlar eksik bırakılmış ise, tüzel kişilik ticaret sicilinden silinse bile şirketin tüzel kişiliğinin sona erdiğinin kabulü olanaksızdır. Bu durumda, tüzel kişiliğin yeniden ihyasına gidilerek taraf teşkili sağlanmak suretiyle yargılamanın devamının sağlanması gerekir.
Somut olayda, hüküm altına alınan tazminatlardan sorumlu tutulan davalı ... şirketinin ticaret sicilinden 15.08.2017 tarihinde terkin edildiği, mahkemece terkin edilmiş tüzel kişi aleyhine hüküm kurulduğu anlaşılmaktadır.
Mahkemece yapılacak iş; davacı tarafa davalı ... İnş. Taş. Mad. San. ve Tic. Ltd. Şti.'ni iş bu dava nedeniyle ihya etmesi ve şirkete tasfiye memuru atanması için önel vermek, ihya davası açıldığı takdirde bu davanın sonucunu beklemek, tüzel kişiliğin yeniden ihyası halinde, taraf teşkili sağlanarak, sonucuna göre karar vermekten ibarettir.
VI. KARAR
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2023/11111, K. 2024/13127, 17 Aralık 2024 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama