KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2023/11837 E., 2024/1363 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 15 Şubat 2024
- Mahkemesi
- Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
- Sayısı
- 2022/1579 E., 2023/1483 K.
- Karar
- Ret
- İlk derece mahkemesi
- Düzce 1. İş Mahkemesi
- Sayısı
- 2020/631 E., 2022/155 K.
Karar Metni
1.587 kelime·8 dk okuma·12 bölüm
Taraflar arasındaki 1479 sayılı Kanun kapamında zorunlu Bağ-Kur sigortalılık süresinin tespiti ile yaşlılık aylığı bağlanması istemli davadan dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı Kurum vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının 03.12.1993 tarihinde bina ve diğer inşaat projelerinde su ve kanalizasyon tesisatçısı olarak Düzce ili ... ilçesinde faaliyete başladığını, kesintisiz bir şekilde bugüne kadar çalıştığını, halen çalışmakta olduğunu, işe başlama tarihini gösterir gerçek kişiler için mükellef görüntüleme kaydının dosyaya ibraz edildiğini, davacının ...
Esnaf ve Sanatkarlar Odasına 38523 sicil numarası ile 02.02.1999 tarihinde kaydolduğunu, mesleki faaliyetini sürdürmesi nedeniyle üyeliğinin devam ettiğini, esnaflık faaliyetinin 03.12.1993 yılından buyana devam etmesine rağmen sigortalılık başlangıç tarihinin 04.10.2000 olarak göründüğünü, davacının esnaflık faaliyetleri nedeniyle 03.12.1993 – 04.10.2000 tarihleri arasında 6552 sayılı Kanun'un 54 üncü maddesine istinaden zorunlu Bağ–Kur sigortalısı sayılması gerektiği yönünde davalı Kuruma başvurmasına rağmen taleplerinin Kurum tarafından reddedildiğini, söz konusu ret işleminin hatalı ve Kanuna aykırı olduğunu,
geriye dönük hizmet tespiti için vergi, oda ve esnaf sicil kayıtlarından birinin bulunmasının yeterli olduğunu, konu hakkında emsal nitelikte Yargıtay içtihadı bulunduğunu, açıklanan nedenlerle davacının 03.12.1993–03.10.2000 tarihleri arasında kendi nam ve hesabına çalışması nedeniyle zorunlu Bağ – Kur sigortalısı sayılmasını, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; hak düşürücü süre ve zamanaşımı itirazında bulunduklarını, Kurum kayıtlarının incelenmesinde, davacının 24.11.2020 tarihli dilekçesi ile tescil tarihinin düzeltilmesini talep ettiğini, söz konusu talebe 25.11.2020 tarihli yazı ile cevap verildiğini, 1479 sayılı Kanun'a 4956 sayılı Kanun ile eklenen geçici 18 inci maddesinde, sigortalılık niteliği taşıdığı halde 04.10.2000 tarihine kadar kayıt ve tescilleri yaptırmamış olan sigortalıların sigortalılık hak ve mükellefiyetlerinin 04.10.2000 tarihinde başlayacağının düzenlendiğini,
davacının 04.10.2000 tarihinden önceki tescil talebinin hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, açıklanan nedenlerle davanın reddine yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesince, “davanın kısmen kabulü ile,
1-Davacının 03.12.1993-03.10.2000 tarihleri arası için bu dönem primlerinin ödenmesi koşuluyla Bağ-Kur sigortalısı olduğunun tespitine,
2-Tahsis talep tarihi itibariyle prim borcunun ödenmediği anlaşıldığından emeklilik aylığı bağlanması yönündeki talebinin reddine, ” karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı ... Kurumu Başkanlığı vekili istinaf dilekçesinde özetle;
-Düzce 1. İş Mahkemesinin 17.05.2022 tarih, 2020/631 E. - 2022/155 K. sayılı kararı usul ve yasaya aykırı olduğunu,
-Davacının talepleri hak düşürücü süreye/zamanaşımına uğradığından taleplerin hak düşürücü süreden/zamanaşımından reddi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu,
-Bilirkişi raporundaki ve karardaki: ''... davacının 1479 sayılı Kanun'un geçici 18 inci maddesinde hüküm altına alınan altı aylık sürede 03.12.1993 – 03.10.2000 tarihleri arası için borçlanma talebinde bulunduğunu yahut bu dönem için prim ödediğini gösteren belge bulunmamakta ise de tespitini talep ettiği dönemde vergi mükellefi olduğunun anlaşılması ve 01.11.2001 tarihli Bağ–Kur tescil talebine istinaden sigortalılığının başlatılması nedeniyle söz konusu süreye ilişkin primlerin ödenmesi koşuluyla bu sürelerin sigortalılık süresi olarak değerlendirilebileceği..'' şeklindeki değerlendirmeyi kabul etmediklerini,
-1479 sayılı Kanun'a 4956 sayılı Kanun ile eklenen geçici 18 inci maddeye göre '' Bu kanuna göre sigortalılık niteliği taşıdığı halde 04.10.2000 tarihine kadar kayıt ve tescilleri yaptırmamış olan sigortalıların sigortalılık hak ve mükellefiyetleri 04.10.2000 tarihinde başlar.''hükmü gereğince 04.10.2000 öncesine ait davacının tescil talebi hukuki dayanaktan yoksun olduğunu,
-Davacının iddialarını ve raporu kabul anlamına gelmemek üzere davacının 1479 sayılı Kanun'un geçici 18 inci maddesinde hüküm altına alınan altı aylık sürede 02.12.1993–04.10.2000 tarihleri arası için borçlanma talebinde bulunduğunu yahut bu dönem için prim ödediğini gösteren belge de olmadığını,
-Kararı kabul anlamına gelmemek üzere davanın kısmen kabulüne karar verilmesine rağmen müvekkili Kurum lehine yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmemesi de usul ve yasaya aykırı olduğunu,
-Kararının müvekkili Kurum lehine kaldırılarak davacı tarafça açılan davanın reddine karar verilmesini belirterek istinaf talebinde bulunmuştur.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile " I-Davalı ... Kurumu Başkanlığı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne HMK'nın 353/1-b. 2 gereği, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına,
II- Davanın reddine,"karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili özetle; davanın kabulüne karar verilmesi istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava 1479 sayılı Kanun kapamında zorunlu Bağ-Kur sigortalılık süresinin tespiti ile yaşlılık aylığı bağlanması istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleridir.
3. Değerlendirme Davanın, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 4/1-b bendi kapsamındaki sigortalılara ilişkin olduğu ancak, geçiş hükümlerini içeren aynı Kanun'un Geçici 7 nci maddesi gereğince mülga 1479 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.
1479 sayılı Kanun'un 26 ncı maddesi ile sigortalı olmak hak ve yükümlülüğünden vazgeçilemeyeceği ve kaçınılamayacağı, bu Kanun'a göre sigortalı sayılanların, sigortalı sayıldıkları tarihten itibaren üç ay içinde Kuruma başvurarak kayıt ve tescil yaptırmalarının zorunlu olduğu, aksi durumda, Kurumca re'sen tescil işleminin yapılacağı hükme bağlanmıştır.
Sosyal güvenlik hakkı, temel insan haklarından olup, uluslararası hukuk normları ile Anayasalarda güvence altına alınmıştır. Ülkemizin ekonomik, sosyal ve kültürel değişimi sosyal güvenlik haklarına olumlu yansımakla birlikte, kimi zaman bu hakları sınırlayıcı düzenlemelere gidildiği de görülmektedir.
Uyuşmazlığın çözümü, sigortalılık niteliğini taşıdıkları halde Bağ-Kur’a kayıt ve tescil yaptırmamış olanlar hakkında Bağ-Kur Kanununda öngörülen düzenlemelerin irdelenmesini zorunlu kılmaktadır. 1479 sayılı Kanun'da, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun hizmet tespitine ilişkin 70/10 uncu maddesine koşut bir düzenleme bulunmamakta ise de sigortalılık hak ve mükellefiyetlerinin belirli tarihlerden başlatılmasını zorunlu kılan düzenlemeler yer almaktadır.
Kanuni düzenlemeler, sigortalılara yüklenmiş olan yükümlülükleri süresinde yerine getirmeyenler için bir düzenleme getirmektedir. Belirtilen tarihlere kadar sigortalılık tescili bulunmayanların artık öncesine ilişkin tescil ve tespit talebinde bulunmaları mümkün değildir.
Dolayısıyla, bu kapsamdaki kişiler kendilerine yüklenmiş olan kayıt ve tescil yükümlülüğünü yerine getirmedikleri için kendileri yönünden kesinleşmiş ve kişisel niteliğe dönüşmüş bir kazanılmış hak bulunmamaktadır (Anayasa Mahkemesi, 29.03.2017 tarih, 2017/47-84).
Kanun'la getirilen sınırlamaların ilki, “tescilini yaptırmayanlar hakkında yapılacak işlemler” başlıklı Ek Geçici 13 üncü madde hükmünde, tescilleri yapılmamış, ancak, sigortalılık niteliğini taşıyanlar yönünden Kanun'un tanıdığı hak ve mükellefiyetlerin 2654 sayılı Kanun'un yürürlük tarihi olan 20.04.1982 tarihinden başlatılacağı öngörülmüştür.
619 sayılı KHK’nin Geçici 1 nci maddesi hükmünde ise, “bu Kanun'a göre sigortalılık niteliği taşıdıkları halde bu Kanun Hükmünde Kararnamenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar kayıt ve tescilini yaptırmamış olan sigortalıların sigortalılık hak ve mükellefiyetleri bu Kanun Hükmünde Kararnamenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren başlar.
Ancak, 1479 sayılı Kanun'a göre zorunlu sigortalı olarak tescil edilmiş olmak kaydıyla, 20.04.1982 tarihinden bu Kanun Hükmünde Kararnamenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar vergi dairelerine kayıtlı olarak kendi nam ve hesabına bağımsız çalıştıklarını belgeleyen sigortalıların, vergiye kayıtlı bulundukları süreler, bu süreye ilişkin primleri, ödeme tarihinde bulundukları gelir basamağı prim tutarı üzerinden ödemek kaydıyla sigortalılık süresi olarak değerlendirilir.” denilmekte olup bu hüküm, 04.10.2000 tarihinde yürürlüğe girmiş ise de,
Anayasa Mahkemesi’nin 08.08.2001 tarihinde yürürlüğe giren 26.10.2000 günlü kararı uyarınca 619 sayılı KHK. tüm hükümleriyle iptal edilmiştir.
4956 sayılı Kanun'un 47 nci maddesiyle, Bağ-Kur Kanununa eklenen Geçici 18 inci madde. “Bu Kanuna göre sigortalılık niteliği taşıdıkları halde 04.10.2000 tarihine kadar kayıt ve tescilini yaptırmamış olan sigortalıların sigortalılık hak ve mükellefiyetleri 04.10.2000 tarihinden itibaren başlar.
Ancak, bu Kanuna göre zorunlu sigortalı olarak tescil edilmiş olanların sigortalılıkları, bu Kanunun yürürlük tarihinden itibaren altı ay içinde Kuruma yazılı olarak başvurmaları ve 20.04.1982-04.10.2000 tarihleri arasındaki vergi kayıtlarını belgelemek ve belgelenen bu sürelere ilişkin olarak 49'uncu ve ek 15'inci maddelere göre hesaplanacak prim borçlarının tamamını, tebliğ tarihinden itibaren bir yıl içinde, ödeme tarihinde bulundukları gelir basamağının yürürlükte olan prim tutarı üzerinden ödemek kaydıyla bu süreler sigortalılık süresi olarak değerlendirilir.” hükmünü amirdir.
Söz konusu düzenleme Kanunun yayım tarihi olan 02.08.2003 tarihinden itibaren yürürlüğe girmiştir.
01.10.2008 tarihinden itibaren 1479 sayılı Kanun'un yürürlükten kaldırılmasıyla 5510 sayılı Kanun'un 1479 sayılı Kanun'a ilişkin geçiş hükümlerinin düzenlendiği Geçici 8 inci maddesinde, “Bu Kanunun 4'üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (4) numaralı alt bendi hariç diğer alt bentlerine göre sigortalılık niteliği taşıdıkları halde bu Kanunun yürürlük tarihine kadar kayıt ve tescillerini yaptırmayanların sigortalılık hak ve yükümlülüğü bu Kanunun yürürlük tarihinden itibaren başlar.
Ancak, bu Kanun'un 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) ve (3) numaralı alt bentlerine göre sigortalı sayılanlardan bu Kanunun yürürlük tarihinden itibaren sigortalılıkları başlatılanların, bu Kanunun yürürlük tarihi ile 04.10.2000 tarihi arasında geçen vergi mükellefiyet süreleri bulunmak kaydıyla, sigortalının bu Kanunun yürürlük tarihinden itibaren 6 ay içinde talepte bulunması halinde, vergi mükellefiyet sürelerinin tamamı için 80'inci maddenin ikinci fıkrasının (a) bendine göre talep tarihindeki prime esas kazancının % 32’si üzerinden borçlanma tutarı hesaplanır ve sigortalıya tebliğ edilir.
Sigortalının kendisine tebliğ edilen borçlanma tutarının tamamını tebliğ tarihinden itibaren 6 ay içinde ödemesi halinde, bu süreler sigortalılık süresi olarak değerlendirilir. Sigortalıya tebliğ edilen borç tutarının bu süre içerisinde tam olarak ödenmemesi halinde bu süreler sigortalılık süresi olarak değerlendirilmez ve ödenen tutar bu Kanunun 89'uncu maddesine göre iade edilir.”
Yukarıda belirtilen mevzuat hükümleri ile mevcut dosyadaki kayıtlar birlikte değerlendirildiğinde, davacının 25.12.2001 tarihli Bağ-Kur giriş bildirgesi bulunduğu anlaşılmakla, davacının taleplerinden biri olan Bağ-Kur sigortalılık süresinin tespitine yönelik isteminin kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi bozmayı gerektirir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2023/11837, K. 2024/1363, 15 Şubat 2024 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama