KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2023/2302 E., 2024/42 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 15 Ocak 2024
- Mahkemesi
- Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
- Sayısı
- 2021/2047 E., 2022/2085 K.
- Karar
- Esastan ret
- İlk derece mahkemesi
- Yozgat İş Mahkemesi
- Sayısı
- 2021/2 E., 2021/166 K.
Karar Metni
2.458 kelime·12 dk okuma·14 bölüm
Taraflar arasındaki Kurum işleminin iptali ile 3201 sayılı yasa kapsamında yaptığı borçlanmanın geçerli olduğunun tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairemizin 21.12.2022 tarihli ve 2022/13851 - 2022/16410 Karar sayılı kararıyla onanmasına karar verilmiştir.
Davacı vekili tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla; Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; ''müvekkil davacı, yurtdışında Hollanda Ülkesinde yaşamakta olup yurtdışı hizmet borçlanması için başvuru tarihinde geçerli olan mevzuat hükümleri gereği hakkı olan yurtdışı hizmet borçlanmak için 30.07.2019 tarihinde yurtdışı hizmet borçlanma yoluyla için hizmet edinmek için davalı Kuruma dilekçe vermiştir.
Davalı Kurum başvuru tarihinde geçerli olan mevzuat hükümleri gereği müvekkilimin yurtdışı hizmet borçlanma talebini kabul etmiş ve müvekkilimin yurtdışı hizmet borçlanması hakkında borç tahakkuk cetveli düzenlemek suretiyle müvekkilime göndermiş ancak davalı kurum tarafından gönderilen yazı müvekkilime tebliğ edilmeden kuruma iade edilmiştir Müvekkilimin 30.07.2019 tarihinde yurtdışı borçlanma yoluyla Kuruma verdiği dilekçe sonucu müvekkilim hakkında borç tahakkuk cetvelinde borçlandırılan süre ve hakları yasada düzenlenen tebliğ tarihinden borç tutan 3 aylık sürede borç ödenmediği düzenlendiğinden iptal edilmiştir.
Müvekkilime tebliğ edilmeyen borç tahakkuk tutarı sanki tebliğ edilmiş gibi iptal edilmesi hukuka aykırı olup Kanunda açıkça tebliğ şartını düzenlenmiş olmasına rağmen müvekkilimden kaynaklanmayan Kurumca ve tebliğ memuru tarafından yapılmayan tebligattan dolayı müvekkilimin hakkının iptali hukuka aykırı olup bu durumun düzeltilmesi ve müvekkilimin talebinin göçerli olduğuna dair karar verilmesi gerekir.
Müvekkilim başvuru talihinden sonra değişen mevzuat gereği yeniden başvuru yaptığında telafisi mümkün olmayan büyük zarara uğramaktadır. Müvekkilim 01.12.2020 tarihli dilekçe ile 30.07.2019 tarihli yurtdışı hizmet borçlanması müracaat sonucu Kurumca tarafına bilgi verilmemiş ve herhangi tebligat elime ulaşmamış olduğunu başvurusu hakkında dalalı Kurum kayıtlarının ve başvurusunun,
tekrar incelenerek başvuru tarihinde geçerli olan mevzuat çerçevesinde başvurusu hakkında yurtdışı borçlanma hesabının bu konuda verdiği dilekçe ve eklerinin incelenerek bu borçlanmanın yatıracağı banka hesap numarasının 01.12.2020 tarihli dilekçesi ile Kurum kayıtlarının düzeltilmesi yolunda dilekçe vermiş ancak davalı Kurum verdiği 29.12.2020 tarihli dilekçe ile müvekkilimin 30.07.2019 tarihli dilekçe gereği müvekkilimin talebinin kabul edildiğini ancak müvekkilime tebliğ edilmeyen 09.03.2020 tarihli yazısı ile gönderilen borçlanma tutarının 3 aylık yasal sürede borç tutarının yatırılmadığından bahisle müvekkilimin yurtdışı hizmet
borçlanmasının iptal edildiği müvekkilime bildirilmiştir.
Müvekkilime kurumca tebliğ edilmeyen borç tutarının müvekkilimin yatırması müvekkilimden beklenmesi hayatın olağan akışına aykırı olup bu konuda Kanun'un 3201 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesinde, tebliğ tarihinden üç aylık ödeme süresi belirlenmiş tebliğ tarihinden itibaren üç ay sure tanınacağı düzenlendiğinden ayrıca gönderilen yurtdışı hizmet borçlanması yazısında ve mevzuatta tebliğ tarihinden üç aylık ödeme süresi öngördüğünden müvekkilime tebliğ edilmeyen ve üç aylık ödeme süresi kullandırmadan müvekkilimin yurtdışı hizmet borçlanması iptali hukuka açıkça aykırıdır,
ancak müvekkilime tebliğ edilmeyen Kurumca hatalı işlem sonucu müvekkilime tebliğ edilmeyen iptal edilen belgede belirtilen borç miktarının ödenmediğinden bahisle müvekkilimin yurtdışı hizmet borçlanmasının iptali işlemi açıkça hukuka aykırıdır. Müvekkilimin hukuka aykırı iptal edilen yurtdışı hizmet borçlanma sonucu müvekkilimin yeni Kanun'dan dolayı (emekti aylığı ve şartlan bakımdan SSK-Bağ-Kur ayrımından dolayı) ciddi hak kaybına uğramaktadır.
Müvekkil kendisine yükletilmeyecek bir kusurdan dolayı telafisi mümkün olmayan bir mağduriyetin içine sürüklenmektedir.
Tüm arz ve izah olunan nedenlerle, müvekkilimin 30.07 2019 tarihli yurtdışı borçlanma yoluyla başvurusu sonucu başvuru tarihi geçerli mevzuat hükümleri çerçevesinde müvekkilimin yurtdışı hizmet borçlanması ve müvekkilim hakkında düzenlenen borç tahakkuk cetveli borçlanılan gün sayısı ve borç miktarının müvekkilime tebliğ edilmediği için borçlanma tutarının 3 ay içinde ödenmediğinden bahisle müvekkilimin yurtdışı hizmet borçlanması işleminin iptali işleminin hukuka aykırı olduğunun tespitine,
müvekkilin yurtdışı hizmet borçlanması geçerli olduğunun tespiti ile müvekkilim hakkında yurtdışı hizmet borçlanması ile borç tahakkuk cetvelinde borçlandırılan toplam gün ve borç miktarının hukuka aykırı iptali işleminin düzeltilmesine, yargılama giderlerinin ve vekalet ücretinin davalıdan alınmasına karar verilmesini arz ve talep ederiz.'' şeklinde talepte bulunmuştur.
II. CEVAP
Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde; ''davacının açmış olduğu davayı kabul etmiyoruz. Açılan dava usul ve yasaya aykırıdır, reddi gerektiği kanaatindeyiz. Şöyle ki davacı, 30.07.2019 tarihinde müvekkil kurum İl Müdürlümüne yurtdışı borçlanma talebinde bulunmuştur.
Davacı, borçlanma talep dilekçesinde "borç miktarının tebliğ edileceği adres kısmında" kendisi Türkiye adresini işaretlemiş olduğundan 09.03.2020 tarih ve 4208795 sayılı borç tahakkuk cetveli davacının müvekkil Kuruma vermiş olduğu Türkiye adresine gönderilmiştir. Müvekkil Kurum tarafından davacının Türkiye adresine çıkarılan Borç tebliği davacıya teslim edilememiş ve müvekkil Kurum il müdürlüğüne geri iade gelmiştir.
2011/48 sayılı Genelge'de bu durum "tebliğ mektubuna yazılan adresin doğru olduğu tespit edildiği takdirde, borcun ilgiliye tebliğine ilişkin yazının Kurumdan gönderildiği tarihten itibaren üç ay içerisinde ilgilinin müracaatı üzerine aynı borç yeniden tebliğ edilecek, yeniden müracaat üç aylık süreden sonra yapılmış ise önceki borçlanma işlemi geçersiz sayılacak yeni borç tahakkuku yeni talep tarihinde geçerli olan prime esas kazancın alt ve üst sınırları arasında seçilecek olan kazanç üzerinden gerçekleştirilecektir.” şeklinde düzenlenmiştir.
Müvekkil kurum nezdinde davacının bizatihi doldurmuş olduğu formda adres bilgisini yurtiçi olarak işaretlediği için bu adresine tebliğ edilmiştir. Müvekkil kurumun yapmış olduğu işlemde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmayıp, davacıya müvekkil kuruma vermiş olduğu 02.12.2020 tarihli dilekçesine istinaden borçlanma tutarının 3 aylık yasal süre içerisinde ödenmediği için iptal edildiği bilgisi de verilmiştir.
Buna göre, müvekkil kurumun işlemi usul ve yasaya uygun olup, açılan dava hukuki dayanaktan yoksundur. Tüm izah edilen tüm sebeplerle, haksız ve hukuka aykırı davanın reddine karar verilmesini talep etmek adına iş bu cevap dilekçesini verme zarureti hasıl olmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 13.04.2021 tarihli ve 2021/1 E., 2021/166 K. sayılı kararı ile dosya arasında bulunan evraklar incelendiğinde davacının yurtdışı hizmet borçlanma talep dilekçesini Kuruma verdiği, dilekçesinde borç miktarının tebliğ edileceği adresin Türkiye adresi olarak belirlendiği, Kurum tarafından davacı adına borç tahakkuk cetveli düzenlendiği ve borç tahakkuk cetvelinin davacıya Türkiye'de bildirmiş olduğu İnevi Köyü Sarıkaya/Yozgat adresine usulüne uygun olarak tebliğ edildiği, tebligata rağmen 3 ay içerisinde borç tahakkuk cetvelinde bildirilen meblağın ödenmediği bu nedenle de Kurum tarafından davacının talebinin iptal edildiği, yapılan işlemlerde herhangi bir hata olmadığı, işlemlerin usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekilinin istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 1.11.2022 tarihli ve 2021/2047 E., 2012/2085 K. sayılı kararı ile; davacının 30.07.2019 tarihinde yurt dışı borçlanma talebinde bulunduğu, bunun üzerine Kurum tarafından davacıya 09.03.2020 tarihli 4208795 sayılı yazı ile borçlanma talebinin uygun görülerek 3 ay içerisinde borçlanma bedelini ödemesi gerektiği bildirilmiştir.
Davacı borçlanma talep dilekçesinde, tebligat adresi olarak (İnevi Köyü Sırakaya/Yozgat) Türkiye adresini seçmiş ve Kurumca bu adrese gönderilen yazı tebliğ edilememiştir.
Davacı tarafça 02.12.2020 tarihinde Kurum kayıtlarına giren yazı ile yurt dışı borçlanma talebi hakkında herhangi bir tebligat ulaşmadığı ileri sürülmüş, Kurum tarafından da tebliğ edilemeyen yazının doğru bir şekilde belirtilen adrese tebliğe çıkarıldığından borçlanmanın iptal edildiği bilgisi davacıya verilmiştir.
Gönderilen evraka ilişkin ptt sorgusunda da (R[NUMARA]) davacının belirtiği adrese tebliğe çıktığı, adreste olmadığından kapıya haber kağıdı yapıştırıldığı ve bekleme süresi sonunda postanın iade edildiği anlaşılmıştır.
Davacı tarafından belirtilen adrese tebliğ yapılamaması durumunda yukarıda bahsi geçen genelge hükümleri doğrultusunda Kurum işlemleri - mahkeme kararı isabetli olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin Yozgat İş Mahkemesi 14.04.2021 Tarih ve 2021/2 Esas - 2021/166 Karar sayılı ilamına yönelik istinaf başvurusunun, HMK' nin 353/1-b maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca esastan reddine, karar verilmiştir.
V. ONAMA KARARI
A. Onama Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Dairemizin 21.12.2022 tarihli ve 2022/13851 E., 2022/16410 K. sayılı kararı ile dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayanağı maddî delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve Kanun'a uygun olan hükmün ONANMASINA karar verilmiştir.
VI. KARAR DÜZELTME
A. Karar Düzeltme Yoluna Başvuranlar
Dairemiz onama kararına karşı süresi içinde davacı vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
B. Karar Düzeltme Sebepleri
Davacı vekili; borç tahakkuk cetvelinin davacıya tebliğ edilmediğinden 3 aylık süre içinde borçlanma bedelinin yatırılmadığını, davacının yurt dışında olduğu bir zamanda yetersiz adrese ( İnevi Köyü - Sırakaya) çıkarılan tebliğin usulüne uygun olmadığını, yasa - yönetmelik tebliğ şartını esas alıp genelge hükümlerinin yanlış yorumlandığını mahkeme kararı ve onama kararlarının hatalı olduğunu maddi hata yapıldığını belirterek karar düzeltme talebinde bulunmuştur.
C. Uyuşmazlık
Uyuşmazlık kurum işleminin iptali ile 3201 sayılı yasa kapsamında yaptığı borçlanmanın geçerli olduğunun tespiti istemine ilişkindir.
D. Gerekçe
1. İlgili Hukuk
3201 sayılı Kanun'un "Döviz İle Değerlendirme" başlıklı 4'üncü maddesi, "Sosyal güvenlik kuruluşlarınca döviz ile değerlendirilecek sürelerin her bir günü için tahakkuk ettirilecek prim, kesenek ve karşılık borcu tutarı bir dolardır. Dövizin cinsi ve miktarı Bakanlar Kurulu Kararı ile değiştirilebilir.
Değişen miktar, tahakkuk ettirilmiş borçlanmanın tamamını ödememiş olanların bakiye borç sürelerine de uygulanır..." hükmünü; aynı Kanun'un geçici 2 nci maddesinin ikinci fıkrası ise, "Ancak, 4 üncü madde hükümlerine göre tahakkuk ettirilen borç miktarı, ödeme tarihindeki doların Türk Lirası karşılığı esas alınarak hesap ve tahsil edilir." hükmünü içermekte iken; anılan geçici 2 nci madde, 5510 sayılı Kanunun 106 üncü maddesi ile tamamen yürürlükten kaldırıldığı gibi; aynı Kanunun 4 üncü maddesi de, 08.05.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5754 sayılı Kanunun 79 uncu maddesiyle değişikliğe uğramıştır.
Yine 17.07.2019 tarihli ve 7186 sayılı Kanun'un 9 uncu maddesiyle bu fıkrada yer alan “%32’sidir ” ibaresi “%45’ idir.” şeklinde değiştirilmiştir.
5754 sayılı Kanunun 79 uncu maddesiyle ve 7186 sayılı Kanun'un 9 uncu maddesi ile değişik 3201 sayılı Kanunun "Borçlanma Tutarı ve Borçlanma Tutarının İadesi" başlıklı 4'üncü maddesi, "borçlanılacak her bir gün için tahakkuk ettirilecek borç tutarı, başvuru tarihindeki 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 82 nci maddesinde belirtilen prime esas asgari ve azamî günlük kazanç arasında seçilecek günlük kazancın % 45’idir.
Ancak, prime esas asgari günlük kazancın altında olmamak üzere borçlanma tutarına esas alt sınırı farklı bir miktarda belirlemeye Cumhurbaşkanı yetkilidir. Tahakkuk ettirilen borç tutarı, tebliğ edildiği tarihten itibaren üç ay içerisinde ödenir. Ödeme yapılan gün sayısı prim ödeme gün sayısına ve prime esas kazanca dahil edilir. Tahakkuk ettirilen prim borcunu tebligat tarihinden itibaren üç ay içerisinde ödemeyenler için yeniden başvuru şartı aranır.
Borçlanmadan sonradan vazgeçenler ile yapılan borçlanma sonrasında aylık bağlanması için gerekli şartları yerine getiremeyenlere ve bunların hak sahiplerine talepleri üzerine yaptıkları ödemeler, faizsiz olarak iade edilir…” hükmünü içermekte olup; anılan madde içeriğinden de açıkça anlaşılacağı üzere, 3201 sayılı Kanun kapsamındaki borçlanmalarda, borçlanma tutarının belirlenmesindeki "ödeme tarihi" kıstası, "borçlanma başvuru tarihi" olarak değişikliğe uğramıştır.
3201 sayılı Kanun'dan yararlanarak yurtdışında geçen sürelerini borçlanmak isteyenler ile Kurum arasında borçlanma işlemine, bunun sonucu olarak ödenecek prim miktarına ilişkin de uyuşmazlıklar çıkmaktadır. Kurumun aktüeryal dengesi ve hakkaniyet ölçüleri gözetilerek ödenecek primin hangi tarihteki prime esas kazanç miktarları esas alınarak belirleneceği üzerinde durulmalıdır.
Bu yönde, 3201 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesinin önceki düzenlemesinde açıkça “ödeme tarihi” esas alındığından, bu konuda çıkabilecek uyuşmazlık ödeme tarihine göre çözümlenmekte iken, yürürlükte olan düzenleme tahakkuk tarihindeki primin tebliğden itibaren üç aylık süre içinde ödenmesi şeklinde olup, bu üç aylık sürenin geçirilmesi durumunda borçlanma bedeli olarak ödenecek prim miktarının nasıl belirleneceği irdelenmelidir.
Burada, Kurum işleminin hukuka uygun olması kriter olarak alınmalıdır. Kurum, yapılan borçlanma başvurusunu hukuka uygun olarak değerlendirmiş ve yaptığı borç tahakkukunu tebliğ etmiş, buna rağmen borçlanma bedeli Kanun'da belirtilen üç aylık süre içinde ödenmemiş ise, 3201 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesi gereği borçlanmak için Kuruma yeniden başvuru gerektiğinden, davanın açıldığı tarihe bakılmaksızın buna ilişkin isteğin reddine karar verilmelidir.
Örneğin, Türkiye’de sigortalı olarak tescili bulunmayanların borçlanması 5510 sayılı Kanunun 4/1-b maddesi kapsamında değerlendirilerek borç tahakkuku yapılması Kanun gereği olup, Kurum işlemi hukuka uygun olacağından, tahakkuk ettirilen prim borcunu ödeme yerine, borç tahakkukunun 5510 sayılı Kanunun 4/1-a maddesine göre yapılması ve prim borcunun da başvuru tarihindeki prim miktarları esas alınarak belirlenmesine ilişkin davanın reddi gerekecektir.
Kurum işleminin hukuka uygun bulunmaması durumunda ise, prime ilişkin uyuşmazlığın makul süre gözetilerek çözümlenmesi gerekir. Makul sürenin belirlenmesinde, 5510 sayılı Kanun'un 42 nci maddesinden yararlanılabilir. Anılan maddede, “Kurum, sigortalıya veya hak sahiplerine bağlanacak gelir, aylık veya toptan ödemeleri, gerekli belgelerin ve incelemelerin tamamlandığı tarihten itibaren en geç üç ay içinde hesap ve tespit ederek sonuçlarını yazı ile bildirir.” düzenlemesine yer verilmiştir. Benzer düzenlemeye Mülga 506 sayılı Kanunun 116 ncı maddesinde de yer almakta idi. Ayrıca, 3201 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinde de üç aylık ödeme süresi belirlenmiş olup; tüm bu düzenlemeler, 3201 sayılı Kanunla ilgili uyuşmazlıklarda üç aylık sürenin makul süre olarak alınabileceğini göstermektedir.
Buna göre, Kurumun hukuka aykırı işlemine karşı, Kurum işleminin tebliğ tarihinden itibaren üç aylık makul süre içinde dava açılması durumunda, borçlanılacak prim miktarının başvuru tarihindeki primler esas alınarak belirlenmesi; üç aylık makul süre geçtikten sonra dava açılması durumunda ise, dava yeni borçlanma iradesi sayılarak davanın açıldığı tarihindeki primler esas alınarak borçlanma bedeli belirlenmesi gerekir. Örneğin, Türk vatandaşlığından izinle çıkan kişilerin, Türk vatandaşı oldukları dönemde yurtdışında geçen süreleri borçlanma hakkının varlığı gözetildiğinde, başvuru tarihinde Türk vatandaşı olunmadığı gerekçesiyle borçlanma başvurularının reddi hukuka aykırı olacağından, ödenecek borçlanma bedelinin burada belirtilen kriterlere göre belirlenmesi gerekir.
Diğer bir olasılık da, Kurumun borçlanma talebini değerlendirmeyip cevapsız bırakmasıdır. Bu durumda, 5510 sayılı Kanunun 42'nci maddesinde belirtilen üç aylık süre geçtiğinde Kurumun talebi reddetmiş olduğu esas alınarak, anılan üç aylık bekleme süresine yukarıda belirtilen üç aylık makul süre (3 + 3 =6 ay) eklenmeli; davanın Kuruma başvuru tarihinden itibaren 6 aylık süre içinde açılması durumunda yine Kuruma ilk başvurunun yapıldığı tarihteki prime esas kazancın esas alınması; başvuru tarihinden itibaren altı aylık sürenin geçmesinden sonra dava açılması durumunda ise, makul sürenin geçtiği ancak Kurum tarafından da başvuruya bir cevap verilmediği gözetilerek borçlanma bedelinin davanın açıldığı tarihteki prime esas kazanç miktarı esas alınarak belirlenmesi gerekecektir.
2. Değerlendirme A)25.10.2017 tarihinde yürürlüğe giren 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 7 nci maddesinin üçüncü fıkrası gereğince 12.01.2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) kanun yollarına ilişkin hükümleri, iş mahkemelerince verilen kararlar hakkında da uygulanır. 6100 sayılı Kanun’da ise karar düzeltme kanun yolu düzenlemesine yer verilmediği anlaşılmaktadır. Yukarıda belirtilen yasal düzenlemeler kapsamında, Dairemiz kararında maddi hata bulunduğu maddi hata dilekçesi şeklindeki karar düzeltme istemi niteliğini taşıyan başvurunun kabulune karar vermek gerekmiştir.
B)Somut olayda, davacının 30.07.2019 tarihli borçlanma başvurusunda bulunduğu kurum tarafından 09.10.2019 tarihli yazı ile eksik belgenin tamamlanması konu yazının yurtdışı adresine tebliğ edildiği, davacı tarafından 14.10.2019 tarihinde eksikliğin tamamlanması üzerine 09.03.2020 tarihinde tahakkukun oluşturulduğu, yurtiçi adrese çıkarılan tebligatın 05.04.2020 tarihinde bila ikmal iade olduğu,
davacının, borçlanmasına ait tahakkuk belgesinin gönderilmemesi üzerine 01.12.2020 tarihlerinde kuruma başvurduğu kurum tarafında başvurunun 29.12.2020 tarihli yazıları ile reddi üzerine eldeki davanın 06.01.2021 tarihinde açıldığı makul sürede açılmayan iş bu dava yönünden dava tarihindeki prime esas kazanç üzerinden borçlanmaya karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması usul yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle); 1-Davacının Maddi Hata dilekçesi şeklinde karar düzeltme talebinin kabulü ile Dairemizin 21.12.2022 tarihli ve 2022/13851 E., 2022/16410 K. Sayılı kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
3. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2023/2302, K. 2024/42, 15 Ocak 2024 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama