KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2023/8589 E., 2023/10288 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 25 Ekim 2023
- Mahkemesi
- İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
- Sayısı
- 2022/2350 E., 2023/843 K.
- Karar
- Kısmen kabul
- İlk derece mahkemesi
- İzmir 9. İş Mahkemesi
- Tarihi
- 27.02.2020
- Sayısı
- 2018/291 E., 2020/62 K.
Karar Metni
1.341 kelime·7 dk okuma·14 bölüm
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen K.K.T.C.’deki 18.02.1985 tarihli sigortalılığının Türkiye’de sigorta başlangıcı olarak tespiti ile yaşlılık aylığı bağlanmasına karar verilmesi ve ödenmeyen aylıkların faiziyle ödenmesi istemlerine ilişkin davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda Dairemizce, Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararının davacı vekili ile davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde, davacının 17.05.1984 - 01.10.1986 tarihleri arasında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde çalıştığını, ülkemiz ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti arasında imzalanmış olan Sosyal Güvenlik Anlaşması'nın 24 üncü maddesinin 2 nci fıkrası uyarınca müvekkilinin sigortalılık başlangıç tarihinin 18 yaşını bitirdiği tarih olan 18.02.1985 tarihi olarak kabulü gerektiğini beyanla aksi yöndeki Kurum işleminin iptali ile müvekkilinin sigortalılık başlangıç tarihinin 18.02.1985 tarihi olarak tespitine, 01.05.2015 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı almaya hak kazandığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı Kurum vekili, davacının 10.04.2015 tarihinde Kuruma dilekçe vererek yurt dışı borçlanma talebinde bulunduğunu, ancak 15.08.2000 tarihinde Türk vatandaşlığı kazandığını, davacının Türk vatandaşı olmadan önceki süreleri borçlanmak istediğinden talebinin reddedildiğini, davacının yasaya göre yurtdışı hizmet borçlanması yapamayacağını, davacının tahsis talebinde bulunmadığı gibi yaşlılık aylığı bağlanma koşullarına da sahip olmadığını beyanla davanın reddini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 27.02.2020 tarihli ve2018/291 Esas 2020/62 Karar sayılı kararıyla davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesi tarafından "...25.11.1999 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak 01.12.1988 tarihinde yürürlüğe giren Türkiye Cumhuriyeti ile KKTC Arasında Sosyal Güvenlik Sözleşmenin 24 üncü maddesinin 3 üncü bendi hükmü, “Türkiye’de sigortaya tabi tutulmadan önce Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde Malullük, Yaşlılık, Ölüm Sigortalarına tabi tutulmuş bir kimse için, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde sigortaya ilk girdiği tarih, Türkiye’de sigortaya ilk giriş tarihi sayılır.” şeklindedir. Daha sonra iş bu sözleşme ortadan kaldırılmış ise de davacının kuruma talepte bulunduğu 2014 yılı itibariyle iş bu sözleşme hükmü yürürlükte olduğundan davacı lehine uygulanması gerektiği kabul görmüştür.
İlk Derece Mahkemesi tarafından bu fıkranın uygulanması için ön koşul sigortalının hizmet aktinin geçtiği tarihler bağlamında Türk Vatandaşı olma mecburiyetinin bulunduğunu ifade etmiş ise de sözleşme hükmünün içeriği incelendiğinde böyle bir sınırlamanın bulunmadığı, "bir kimse için" şeklinde ifade edilen kelime grubununu yalnızca Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını kapsadığı şeklinde sınırlandırılması mümkün değildir.
Şu halde davacının 17.01.2014 tarihli hizmet birleştirmeye dair talebinin sigortalılık başlangıcı açısından kabulü ile davacının ülkemizdeki sigortalılık başlangıcının Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde sigortaya ilk girdiği tarih itibariyle değerlendirilmesi gerektiği kabul görmüştür.
17.02.1967 doğumlu davacının 18 yaşını 17.02.1985 tarihinde doldurduğu, 17.05.1984 – 01.10.1986 tarihleri arası hizmet aktine dayalı çalışmalarının bulunduğu açık olmakla davacının sigortalılık başlangıcının 17.02.1985 olarak kabulü gerektiği ortaya çıkmakla birlikte davacının talebinin 18.02.1985 olduğu görülmekle iş bu tarih itibariyle kabulü gerektiği anlaşılmıştır.
Davacının 4/1-b kapsamında ödediği primlerin iadesini talep ettiği görülmekle birlikte zorunlu sigortalılık primlerinin iadesi koşulları gerçekleşmediğinden talebin bu yönden reddi gerekmiştir.
01.05.2015 tarihi itibariyle yaşlılık aylığına hak kazandığının tespitini talep ettiği görülmekle birlikte iş bu tarih öncesinde veya dava tarihine kadar kuruma yaşlılık aylığı için yazılı başvurusunun bulunmadığı açıktır. Bu nedenle dava tarihi itibariyle yaşlılık aylığı koşullarının değerlendirilmesi gerekecektir. Tam bu sırada Kuruma başvuru dava şartının yerine gelip gelmediği sorun olarak karşımıza çıkmaktadır.
Davacının 19.02.2020 tarihinde Kuruma başvuru yaptığı ve yaşlılık aylığı tahsis talebinde bulunduğu görülmekle davacının dava devam ederken yaşlılık aylığı açısından Kuruma başvuru şartını yerine getirdiği, Kurum tarafından dava tarihini takip eden ay başından itibaren aylık tahsisi gerekirken 01.03.2020 tarihinden itibaren aylık bağlandığı görülmekle dava şartının yerine geldiği kabul görmüştür.
Davacının sigortalılık başlangıç tarihi 18.02.1985 olmakla 23.05.2002 tarihi itibariyle 17 yıl 3 ay 5 gün sigortalılık süresinin bulunduğu görülmektedir. Bu tespite göre davacının 506 sayılı Kanun'un geçici madde 81/1-B.e hükmüne göre "25 yıllık sigortalılık süresini ve 48 yaşını doldurmaları ve en az 5225 gün" şartlarını taşıması zorunludur.
Yukarıda belirtildiği üzere davacının 17.02.1967 doğumlu olması nedeniyle 13.06.2018 dava tarihi itibariyle 51 yaşını ikmal ettiği görülmektedir.
Yine sigortalılık başlangıcı olan 18.02.1985 tarihinden dava tarihine kadar 25 yıldan fazla sigortalılık süresini doldurduğu, prim ödeme gün sayısının ise (Davacı hizmet birleştirmesi talep etmediğindin yalnızca 4/1-a kapsamındaki sigortalılık gün sayısı esas alınmak zorundadır.) 8744 olduğu görülmekle davacının dava tarihi itibariyle yaşlılık aylığına hak kazandığı görülmekle davacını talebinin bu açıdan kabulü gerekmiştir.” gerekçesiyle, karar verilmiştir. .." gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak,
davacının davasının kısmen kabulü ile davacının sigortalılık başlangıç tarihinin taleple bağlılık ilkesi gereği 18.02.1985 olduğunun, 8744 prim ödeme gün sayısı esas alınarak, dava tarihini takip eden 01.07.2018 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı tahsisi gerektiğinin, 01.10.2018 tarihinden itibaren her bir aylığın ödenmesi gereken tarihi esas alınarak aylıklara yasal faiz işletilmesi gerektiğinin tespitine, davacının fazlaya ilişkin talebinin reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
2.Dairemizin 08.06.2022 tarihli ve 2022/5631 E. 2022/8795 K. sayılı bozma ilamında, "...Mahkemece, 25.11.1999 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak 01.12.1988 tarihinde yürürlüğe giren Türkiye Cumhuriyeti ile KKTC Arasında Sosyal Güvenlik Sözleşmenin 24/3 üncü maddesindeki “Türkiye’de sigortaya tabi tutulmadan önce Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde Malullük, Yaşlılık, Ölüm Sigortalarına tabi tutulmuş bir kimse için, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde sigortaya ilk girdiği tarih,
Türkiye’de sigortaya ilk giriş tarihi sayılır.” hükmü gereği davacının 18.02.1985 tarihindeki K.K.T.C’deki sigortalı çalışmasının Türkiye’deki sigorta başlangıcı olarak kabulü yerinde ise de tahsise ilişkin kararı isabetsizdir. Mahkemece, tahsise esas olmak üzere davacının tüm sigortalılık statü ve süreleri Kurumdan sorularak yaşlılık aylığı koşulları değerlendirilmek suretiyle sonucuna göre bir karar verilmelidir...." gerekçesiyle karar bozulmuştur.
B. Bölge Adliye Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kısmen kabulü ile
Davacının sigortalılık başlangıç tarihinin taleple bağlılık ilkesi gereği 18.02.1985 olduğunun,
8309 prim ödeme gün sayısı esas alınarak, dava tarihini takip eden 01.07.2018 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı tahsisi gerektiğinin, 01.10.2018 tarihinden itibaren her bir aylığın ödenmesi gereken tarihi esas alınarak aylıklara yasal faiz işletilmesi gerektiğinin tespitine, fazlaya ilişkin talebinin reddine, karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ile davalı Kurum vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili, davada re'sen araştırma ilkesi uygulama alanı bulmasına karşın eksik araştırma ile hüküm kurulduğu,bozma kararına aykırı olarak yalnızca davalı apartmanda ikamet eden kişilerin tanıklığına başvurulduğu, dinlenen davalı apartman sakini tanıkların ifadelerinin gerçeği yansıtmadığı, kendi içerisinde ve önceki beyanlarıyla dahi çelişkili olduğu açık olduğunu belirterek kararı temyiz etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık K.K.T.C.’deki 18.02.1985 tarihli sigortalılığının Türkiye’de sigorta başlangıcı olarak tespiti ile yaşlılık aylığı bağlanmasına karar verilmesi ve ödenmeyen aylıkların faiziyle ödenmesi istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk 1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri ile
2. Türkiye Cumhuriyeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti arasında Sosyal Güvenlik konusunda yapılan sözleşmenin 24 üncü maddesinin 3 üncü fıkrası, 506 sayılı Kanun'un geçici 81 inci maddesi hükümleridir.
3. Değerlendirme 1. Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun'un geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan nedenlerle, Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz karar harcının temyiz eden ilgiliden alınmasına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,kararın bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2023/8589, K. 2023/10288, 25 Ekim 2023 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama