KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2023/8618 E., 2024/12266 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 3 Aralık 2024
- Mahkemesi
- Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
- Sayısı
- 2023/342 E., 2023/933 K.
- İlk derece mahkemesi
- Of 1. Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
- Sayısı
- 2018/174 E., 2022/578 K.
Karar Metni
1.704 kelime·9 dk okuma·8 bölüm
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne ve duruşmanın düzenlendiği 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinde sayılı ve sınırlı olarak gösterilen hâllerden hiçbirine uymadığından, temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına ilişkin isteğin reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının 25.03.2008 tarihinde geçirdiği iş kazası nedeniyle sürekli iş göremezliğe uğradığını belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 1.000 TL maddi tazminatın ve 125.000 TL manevi tazminatın kaza tarihinden işleyecek faizi ile davalıdan tahsilini talep etmiş ve 16.07.2016 tarihli dilekçesi ile dava dilekçesinde 1.000 TL olarak talep ettiği maddi tazminatı 125.993,10 TL olarak arttırmıştır.
Davacı vekili, 06.04.2020 tarihli birleşen dava dilekçesi ile 3.00 TL maddi tazminatın kaza tarihinden faizi ile ödenmesini istemiş, 12.10.2022 tarihli dilekçesi ile birleşen dava dilekçesinde istenilen 3,00 TL’lik alacak miktarını 313.604,54 TL olarak ıslah etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin kusuru olmadığından maddi ve manevi tazminattan sorumlu tutulmasının söz konusu olamayacağını, davacının yaralanmasına neden olan olayın doğal nedenlerden kaynaklandığını, karlar erirken kaya parçalarının eriyen buzlardan ayrılıp, koparak aşağı düşüp davacının yaralanmasına neden olduğunu bütün güvenlik tedbirlerinin müvekkili tarafından alındığını, kazaya uğrayan davacıya da işyerinde uyulacak işçi sağlığı ve işçi güvenliği kuralları ayrıntılı ve uygulamalı bir şekilde anlatıldığını, ayrıca aynı tarihte kendisine koruyucu donanınm malzemesi de teslim edildiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile alınan heyet kusur raporlarında, davalı şirketin %100 kusurlu olduğunun tespit edildiği, bilirkişi heyet raporunun ehil ve konusunda uzman üç kişilik bilirkişi heyeti tarafından tanzim edildiği, işbu bilirkişi heyeti tarafından tanzim edilen kusur durumunun tespitine ilişkin raporun kapsamlı, gerekçeli ve denetime elverişli olduğu, maluliyet hususunda rapor temin edildiği, Adli Tıp Kurumu 07.07.2020 tarihli adli tıp raporunda E cetveline göre %25.2 oranında meslekte kazanma gücünden kaybetmiş sayılacağının belirtildiği,
dosyanın maluliyet durumu ve kusur oranları baz alınarak tazminat hesaplanması yapılması için hesap bilirkişisine tevdi edildiği, manevi tazminat talebi yönünden yapılan irdelemede ise özellikle davacının kaza tarihindeki yaşı iş kazası tarihi, iş kazasının gerçekleşme biçimi, iş kazasının meydana gelmesinde tarafların kusur oranları, davacının iş kazasınını meydana gelmesinde kusursuz olduğu iddiası, davacının sosyal ve ekonomik durumu, iş kazası nedeniyle husule gelen malüliyetin derecesi, davacının iş bu malüliyeti nedeniyle çektiği ve çekeceği üzüntü, ülkenin ekenomik koşulları, davalı işverenin mali durumu, paranın satın alma gücü,
22.06.1966 gün 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında belirtilen ilkeler ve hak nesafet kuralları gözönünde tutularak, manevi tazminat takdir edildiği gerekçesiyle asıl dosyada davanın kabulüne, 125.993,10 TL maddi tazminatın 25.03.2008 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, manevi tazminat bakımından davanın kısmen kabulü ile 25.000 TL manevi tazminatın 25.03.2008 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine;
birleşen 2020/119 Esas sayılı dosyada davanın kabulü ile 313.601,54 TL'nin 25.03.2008 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davaıya verilmesine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Bölge Adliye Mahkemesinin kaldırma kararı sonrası dosya kapsamına alınan Orman İşletme Müdürlüğü yazı cevabında kazanın meydana geldiği HES projesine konu alanın saha tesliminin davalı şirkete yapıldığının, dosya kapsamına sunulan kusur raporunun A sınıfı iş güvenliği uzmanlarından oluşan heyet tarafından dosya kapsamında bulunan belgeler, keşif tutanağı ve tanık beyanları dikkate alınarak denetime elverişli olarak düzenlenmiş olduğunun,
davacının maluliyetinin Kocatepe Sosyal Güvenlik Merkezi, Yüksek Sağlık Kurulu ve Adli Tıp 3.İhtisas Kurulunca %25,2 olarak tespit edilmiş olup raporlar arasında çelişki bulunmaması sebebi ile davalılar vekilinin maluliyete ilişkin itirazlarının yerinde olmadığının, tarafların kusur durumu,
davacının Sosyal Güvenlik Kurumu denetim esnasında davalı işyerinde asgari ücretle çalışmaya başladığı ve yine Çalışma ve Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğüne hitaben düzenlediği 22.05.2009 tarihli dilekçesindeki davalı işyerinde asgari ücret ile çalıştığı yönündeki beyanları dikkate alınarak güncel ücret artışları değerlendirilmek suretiyle yapılan hesaplamaya itibar edilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığının ve hükmedilen manevi tazminatın olayın oluşu ve maluliyetin derecesi ile davacıda oluşan elem ve acı göz önünde bulundurulduğunda oluşa uygun olduğunun anlaşıldığı gerekçesiyle davacı ve davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar
verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili, güncel asgari ücrete göre hesaplama yapılması bakımından ek rapor aldırılması gerektiğini, davacının müfettişe sadece asgari ücretle çalışmaya başladığını beyan ettiği, kaza tarihinde asgari ücretle çalıştığını söylemediğinden aylık net ücretinin 970,00 TL olarak ve 2 öğün yemek gereksinimi ile ulaşım gereksiniminin de işverence karşılandığı iddiasına göre ücret esas alınarak hesaplama yapılması gerektiğini, %10 arttırma eksiltme yöntemi değil, yakın veya uzak gelecekte elde edilmesi beklenen kazançları belirlenerek hesaplama yapılması gerektiğini, maluliyet oranının %25.2 alınmasının hatalı olduğunu,
davalılarca açılan dava Of Orman İşletmesi Müdürlüğüne ihbar edildiğinden, bu Kurumun sorumluluğunun kaldırma kararı sonrasında tartışılması gerektiği ancak Mahkemece yalnızca değinilen Kuruma yazı yazılarak gelen yanıta göre araştırma yapılmaksızın karar verildiğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
Davalı vekili; davacının yaralanmasının doğal etkenlerden kaynaklandığı, davacının kendi kusuru ile yaralanmasına sebebiyet verdiği, kazanın meydana geldiği alanın Orman Bölge Müdürlüğünün sahasına girdiği, bu alanda gerekli denetimi yapma yükümlülüğünün Orman Bölge Müdürlüğüne ait olduğu, sürekli iş göremezlik oranı konusunda raporlar arasında çelişki bulunduğu gerekçesiyle kararı temyiz etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Davacı vekili dava dilekçesinde; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 1.000 TL maddi tazminatın ve 125.000 TL manevi tazminatın kaza tarihinden işleyecek faizi ile davalıdan tahsilini talep etmiş, 16.07.2016 tarihli dilekçesi ile dava dilekçesinde 1.000 TL olarak talep ettiği maddi tazminatı 125.993,10 TL olarak arttırmıştır.
İlk Derece Mahkemesinin 25.10.2017 tarihli 2009/334 Esas, 2017/488 Karar sayılı kararı ile davanın kabulüne 125.993,10 TL maddi tazminatın 25.03.2008 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, manevi tazminat bakımından davanın kısmen kabulü ile, 10.000 TL manevi tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararına karşı davacı vekili tarafından, manevi tazminatın düşük olması, dava dilekçesinde talep edildiği halde manevi tazminata faiz işletilmemesi ve vekalet ücreti yönünden istinaf yoluna başvurulmuş; davalı vekili tarafından, kusur oranı, maluliyet oranı, hükme esas alınan ücret, ve davanın Orman İşletme Müdürlüğüne ihbarı gereğinin yerine getirilmemiş olması yönünden istinaf yoluna başvurulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesinin 17.04.2018 tarihli kararı ile davacı istinafı yönünden, hüküm kısmında manevi tazminat yönünden faize dair infaza elverişli bir kararın bulunmaması açısından; davalı temyizi yönünden ise Trabzon Eğitim ve Araştırma Hastanesinden alınan rapora göre davanın karara bağlanmasının hatalı olduğu, sürekli iş göremezlik oranı kesinleşmeden zarar miktarının belirlenmesinin mümkün olmadığı, prosedür işletilerek iş göremezlik oranın belirlenmesi gerektiği, davalının taşın düştüğü arazinin ve önlem alma yükümlülüğünün Orman İşletme Müdürlüğüne ait olduğu itirazı yönünden davanın Orman İşletme Müdürlüğüne ihbarının yapılmamasının hatalı olduğu belirtilerek sair yönler incelenmeksizin İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin kaldırma kararından sonra davacı vekili, 06.04.2020 tarihinde birleşen davayı açmıştır. Davacı vekili 17.1.2022 tarihli hesap raporunda davacının maddi tazminat alacağının 439.597,64 TL olarak hesaplanması üzerine, 12.10.2022 tarihli talep arttırım dilekçesi ile de, asıl davada talep ettiği miktardan bakiye 313.604,54 TL ' yi istemiştir.
İlk Derece Mahkemesince asıl ve birleşen davalarda talep edilen maddi tazminat tutarının kabulüne hükmedilmiş ve bu kararın taraf vekillerince istinafı üzerine Bölge Adliye Mahkemesince davacı ve davalının istinaf başvurusunun yukarıda belirtilen gerekçelerle esastan reddine karar verilmiştir.
Usuli kazanılmış hak davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrarı sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Usulü müktesep hak, anlam itibariyle, bir davada, Mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.
Mahkemenin, Yargıtay’ın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usulü kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usulü kazanılmış hak gerçekleşebilir. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan Mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usulü kazanılmış hak oluşturur (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK).
Kazanılmış haklar “Hukuk Devleti” kavramının temelini oluşturan en önemli unsurlardandır. Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan yorumlar Anayasa'nın 2. maddesinde açıklanan “Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir” hükmüne aykırılık oluşturacağı gibi toplumsal kararlılığı, hukuksal güvenceyi ortadan kaldırır, belirsizlik ortamına neden olur ve kabul edilemez.
Yargıtay İçtihatları ile kabul edilen “usuli kazanılmış hak” olgusunun, bir çok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır. Örneğin Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı YİBK) ya da geçmişe etkili yeni bir kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma ilamına uyulmuş olmakla oluşan usulü kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır.
Usuli kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için bir davada ya taraflar ya Mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir.( HGK'nın 12.07.2006 T., 2006/4-519 E., 2006/527 K., 03.12.2008 T., 2008/10-730 E., 2008/732 K.) Zira usulü kazanılmış hak ilkesi kamu düzeniyle ilgilidir. (09.05.1960 T., 21/9; 04.02.1959 gün 13/5 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı)
Somut olayda, İlk Derece Mahkemesinin "125.993,10 TL maddi tazminatın 25.03.2008 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine " yönelik 25.10.2017 tarihli 2009/334 Esas, 2017/488 Karar sayılı kararına karşı davacı vekili tarafından sadece manevi tazminatın düşük olması, dava dilekçesinde talep edildiği halde manevi tazminata faiz işletilmemesi ve vekalet ücreti yönünden istinaf yoluna başvurulduğu,
maddi tazminat hesabına veya tutarına yönelik istinafı bulunmadığının anlaşılması karşısında, anılan tutar yönünden davalı lehine usuli kazanılmış hak doğduğu kabul edilmeksizin, Bölge Adliye Mahkemesinin İlk Derece Mahkemesi kararını kaldırıp göndermesinden sonraki aşamada alınan hesap raporları çerçevesinde birleşen davaya konu edilen tutarın reddi gerektiği gözetilmeksizin karar verilmiş olması bozma sebebidir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2023/8618, K. 2024/12266, 3 Aralık 2024 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama