KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2023/9295 E., 2023/10046 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 19 Ekim 2023
- Mahkemesi
- ... Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesi
- Sayısı
- 2022/1144 E., 2023/1370 K.
- Karar
- Esastan Ret
- İlk derece mahkemesi
- ... Anadolu 18. İş Mahkemesi
- Sayısı
- 2020/265 E., 2022/12 K.
Karar Metni
1.370 kelime·7 dk okuma·8 bölüm
Taraflar arasındaki ödeme emrinin iptali ve menfi tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı Kurum vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlenildikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I.DAVA
Davacılar vekili dava dilekçesi ile haksız ve hukuka aykırı düzenlenmiş ödeme emirleirnin iptali ile borçlu olmadığının tespitini, Beykoz Sosyal Güvenlik Kurumu Müdürlüğünce düzenlenen 2004/15766-15767 , 2005/200720076, 2010/22465, 2012/26036, 26039 takip numaralı, müvekkilere gönderilen 1 adet ödeme emrinin asıl alacak ve gecikme zamlarının zamanaşımına uğramış olması nedeni ile iptalini, bu taleplerinin kabul görmesi halinde müvekkillerinin mirasçısı olan ...'nun ticaret sicilde kayıtlı senelerde müvekkilin şirket yöneticisi, ortağı sıfatı olmadığından bahis ile borçlu bulunmadığının tespiti ile ödeme emirlerinin iptalini,
yargılama süreci devamında takibin (yürütmenin) durdurulması hususunda karar verilmesini , var ise yapılmış hacizler hacizlerin fekkine karar verilmesini, davacının haksız ve hukuksuz kötüniyetli tavrından mütevellit %20 dan aşağı olmamak üzere lehine kötüniyet tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.
II.CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesi ile öncelikle huzurdaki dava 15 günlük hak düşürücü süre içerisinde ikame edilmediğini, 6183 sayılı Kanun'un 58 inci maddesinde ödeme emrinin iplalı davaları için 15 günlük hak düşürücü süre öngörülmediğini huzurdaki dava iş bu süreden sonra ikame edildiği için davanın usulden reddine karar verilmesini. Davacıların 6183 sayılı Kanun uyarınca %10 haksız çıkma tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
III.İLK DERECE MAHKEME KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "Beykoz Sosyal Güvenlik Merkezine yazılan müzekkereye verilen cevapta; ödeme emirlerine konu edilen dönemlerin 2011/10544-10545-10546 Takip Numaralı 2009/03-
2010/06 arası dönemlere ilişkin olduğu, anılan dönemler bakımından tahsil zamanaşımı süresinin
sırası ile 506 sayılı Kanun’un 3917 sayılı Kanunla Değişik 80 inci maddesinin uygulandığı dönem
bakımından 5 yıl olduğu, 506 sayılı Kanun’un 80 inci maddesinde 5198 sayılı Kanun'un 11 inci maddesi ile
Yapılan Değişiklik Sonrası Dönem bakımından 10 yıl olduğu, bu yönü ile dava konusu ödeme
emirlerine konu edilen prim/ damga vergisi/gecikme zammı borçları yönünden kanunda öngörülen
zamanaşımı süresinin ödeme emrinin davacıya tebliğ edildiği tarih 04.08.2020, 10.08.2020 ve
12.08.2020 itibari ile
2004,015766 Takip nolu ödeme emrinin 2003/1-2004-10 dönemleri,
2004,015767 Takip nolu ödeme emrinin 2002/6-2004/10 dönemleri,
2005/020075 Takip nolu ödeme emrinin 2004/11-12 dönemleri,
2005/020076 Takip nolu ödmee emrinin 2004/11/12 dönemleri,
2010/022465 Takip nolu ödeme emrinin 2004/1, 5, 6 dönemleri,
2012/026036 Takip nolu ödeme emrinin 2000/4-2002/5 dönemleri,
2012/26039 Takip nolu ödeme emrinin 2001/3- 2002/5 dönemlerinin zamanaşımı süresinin dolmuş olduğu tespit edilmiştir.
Yargıtay'a göre 506 sayılı Kanun md. 80’de öngörülen birlikte sorumluluk ilkesi eksik teselsüle
dayanmaktadır. Ayrıca, 6183 sayılı Kanun’da, müteselsil borçlulardan birisi aleyhine takibe geçilmiş
olmasının, diğer borçlular için zamanaşımının kesilmesine neden olacağına dair bir düzenleme yer
olmadığından zamanaşımının işlemesi, durması ve kesilmesinin her bir borçlu bakımından ayrı ayrı
ele alınması gerekmektedir. ( Yargıtay 10. Hukuk Dairesi’nin 19.01.2009 tarih, 2007/13934-52 sayılı
Kararı)
Buna göre, dava dışı işveren ve diğer şirket yöneticilerinin ve ortaklarının işyeri aleyhine 5510 sayılı
Kanun'un ve 6183 sayılı Kanun'un 35 inci maddesi gereği icra takibi başlatılması,
Dava konusu borçların tamamı için şirket adına ve ortakları, yetkilileri adına (muris ... ve
Mirasçıları hariç) yapılandırmaya başvuru yapması, mal bildiriminde bulunulması ve haciz işlemi
başlatılması şirket ortağı mirasçıları davacı borçlular bakımından zamanaşımını durduran/kesen bir
sebep olarak dikkate alınması mümkün olmamıştır.
Yukarıda açıklanan bilgi ve belgeler doğrultusunda alınan bilirkişi raporu hüküm kurmaya ve denetime elverişli görülmüş, ödeme emrine konu takip konusu dönemlerin ilgili yasal mevzuat uyarınca zaman aşımı süresinin dolduğu anlaşılmakla davanın kabulü ile dava konusu Beykoz SGM'nin 2004/015766, 2004/015767, 2005/020075, 2005/020076, 2010/022465, 2012/026036, 2012/26039 takip nolu ödeme emirlerinin iptaline" karar verilmiştir.
IV.İSTİNAF
A.İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili istinaf yoluna başvurmuştur. B.İstinaf Sebepleri:
Davalı Kurum vekili, öncelikle; davaya konu ödeme emirleri dava ...'ya 10.08.2020 tarihinde, ...'a 10.08.2020 tarihinde, ...'ya 12.08.2020 tarihinde, ...'ya 15.08.2020 tarihinde, ...'a ise 04.08.2020 tebliğ olmuştur. Davacılardan ... ve ...'a ise ödeme emri tebliğ edilmemiştir. Huzurdaki dava 17.08.2020 tarihinde ikame edilmiştir. Öncelikle davacılardan ... için; dava hak düşürücü süre içerisinde açılmamıştır.
Bu sebeple ... yönünden davanı hak düşürücü süre yönünden reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi hatalıdır. Davacılardan ... ve ... önünden ise iş bu davayı ikame etmelerinde hukuki yararları bulunmamaktadır. Şöyle ki. 6183 sayılı Kanun'un 58 inci maddesinde ödeme emrinin iptali davasına ilişkin usul düzenlenmiştir. Buna göre.
"Kendisine ödeme emri tebliğ olunan şahıs, böyle bir borcu olmadığı veya kısmen ödediği veya zamanaşımına uğradığı hakkında tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde alacaklı tahsil dairesine ait itiraz işlerine bakan vergi itiraz kamisyonu nezdinde itirazda bulunabilir." hükmü havi bulunmaktadır. Görüldüğü üzere iş bu davanın açılabilmesi için ödeme emrinin tabliğ edilmiş olması ilk şarttır.
Ödeme emri henüz kendisine tebliğ edilmemiş olan kişilerin ödeme emrinin iptali davası açmasında hukuki yararı bulunmamaktadır.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi Esas: 2014/26243, Karar: 2015/2418 nolu kararına göre de bizzat davacı adına düzenlenen ödeme emri ve tebliği olmadığından, anılan ödeme emrinin iptali davası açmakta davacının hukuki yararı olmadığının belirgin olması nedeniyle ödeme emrine ilişkin davanın reddine ve buna ilişkin 6183 sayılı Kanun'un 58 inci maddesi çerçevesinde bir dava sözkonusu olmadığından % 10 zam verilmesinin mümkün olmadığı gözetilerek karar verilmesi gerekir" şeklinde karar vererek davacı adına ödeme emrinin tebliğ edilmemiş olması durumunda davanın reddine karar verilmesi gerektiğine hükmetmiştir.
Ek olarak, Kurum alacaklarının zaman aşımına uğradığına ilişkin hüküm de hatalıdır. 6183 sayılı Kanun'un 103 üncü maddesinde zaman aşımını kesen sebepler sıralanmıştır. Dosyada mübrez bulunan bilirkişi raporunda da yer verildiği üzere müvekkil Kurum tarafından zaman aşımının kesilmesine sebep olan pek çok işlem yapılmıştır.
Lakin Sayın Mahkemece 6183 sayılı Kanunda müteselsil borçluların birisi için takibe geçilmiş olmasının diğer borçlular açısından zamanaşımının kesilmesine neden olacağına dair bir hüküm bulunmadığını gerekçe göstererek davanın tümden kabulüne karar vermiştir. 6183 sayılı Kanun özel bir kanun olmasına rağmen iş bu kanunda düzenlenmeyen eksik olan durumlar için genel kanunlardaki hükümlerle boşlukların doldurulması gerektiği açıktır. Türk Borçlar Kanunu'nun 155 inci maddesinde.
"Zamanaşımı müteselsil borçlulardan veya bölünemeyen borcun borçlularından birine karşı kesilince, diğerlerine karşı da kesilmiş olur." hükmü havi bulunmaktadır. Görüldüğü üzere müteselsil borçlular hakkında zaman aşımı sürelerinin kesilmesine ilişkin pozitif hukukta açık bir hüküm bulunmaktadır. ''gerekçesi ile kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
C.Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "... ödeme emrine konu takip konusu dönemlerin ilgili yasal mevzuat uyarınca zamanaşımı süresinin dolduğu anlaşılmakla; davanın kabulü ile dava konusu Beykoz SGM'nin 2004/015766, 2004/015767, 2005/020075, 2005/020076, 2010/022465, 2012/026036, 2012/26039 Takip nolu ödeme emirlerinin iptaline dair karar verildiği görülmüştür.
Yapılan inceleme neticesinde; bir kısım davacılara henüz Ödeme Emrinin tebliğ edilmediği dosyadaki bigi ve belgelerden anlaşılmakta ise de davanın, davacılarının miras bırakanının Kuruma olan borçlarından kaynaklanmasına göre, bu davacılar bakımından davanın menfi tespit davası niteliğinde olduğu kabul edilmekle, Mahkeme kararı yerinde görülmüştür.
İlk Derece Mahkemesi tarafından yeterli inceleme ve araştırma sonucu hüküm kurulduğu, İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu anlaşılmakla, davalı Kurum vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine" karar verilmiştir.
V.TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı Kurum vekili, istinaf dilekçesinde öne sürdüğü gerekçelerle söz konusu kararın bozulmasını talep etmiştir.
C.Gerekçe
1.Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, 2000/4-2004/12 inci ayları dönemlerine ilişkin olarak düzenlenen ödeme emirlerinin iptali ve menfi tespit talebine ilişkindir.
2.İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci; 506 sayılı Kanun'un 80 inci maddesi.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup, dosyada yer alan tüm bilgi ve belgelerin incelenmesinde verilen hükmün yerinde olduğu anlaşılmakla davalı Kurum vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2023/9295, K. 2023/10046, 19 Ekim 2023 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama