KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2023/9468 E., 2023/11995 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 28 Kasım 2023
- Mahkemesi
- İş Mahkemesi
- Sayısı
- 2021/264 E., 2022/98 K.
- Karar
- Kabul
Karar Metni
2.467 kelime·12 dk okuma·15 bölüm
Taraflar arasında 5510 sayılı Kanun'un 81 inci maddesinin (ı) bendinde yer alan teşvik hükümlerinden faydalandırılma ve bu nedenle davalı Kuruma yersiz ödenen prim tutarının yasal faizi ile birlikte iadesi davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne dair karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı, davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü;
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, davacı şirketin, 4734 sayılı Kamu İhale Mevzuatı kapsamında 01.01.2011 – 31.11.2012 tarihleri arasında ihalesini aldığı işleri 4 ... sicil numaralı işyeri üzerinden yerine getirdiğini, davacı şirketin 01.03.2011 tarihine kadar 5510 sayılı Kanun'un 81/(ı) bendinde belirtilen teşvikten yararlandığını, ancak 01.03.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6111 sayılı Kanun'un 38 inci maddesi ile 5510 sayılı Kanun'un 81 inci maddesinde yapılan değişiklikle bu teşvikten 01.03.2011 tarihinden itibaren yararlandırılmadığını, her kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren uygulanacağını,
yürürlük tarihinden önceki mevzuata göre yapılan iş ve işlemleri değiştirmeyeceğini, buna rağmen Kurumun 03/2011 – 12/2012 arasında davacıyı yararlandırmadığını, davacı şirketin ihale yolu ile aldığı işin bitim tarihine kadar yararlanması için 11.06.2015 tarihinde Kuruma başvuruda bulunduğunu, ancak talebinin reddedildiğini belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla davacı şirketin ... sicil numaralı işyerleri yönünden Mart 2011 – Aralık 2012 dönemi yönünden % 5 prime tekabül eden 191.816,09 TL’nin ödenmemesine ilişkin Kurum işleminin usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek,
5510 sayılı Kanun'un 81/(ı) bendinde belirtilen teşvikten yararlandırılmasına, aksi yöndeki Kurum işleminin iptaline, prim alacağının yatırıldığı ayı takip eden aybaşından itibaren kanuni faiz yürütülmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle, Kurum işlemlerinin yerinde ve yasal mevzuata uygun olup davanın reddi gerektiğini bildirmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesi, ilk kararı ile 5510 sayılı Kanun'un 81/1-ı bendinin, 6111 sayılı Kanun'un 38 inci maddesi ile yapılan değişiklikle ..."bu bent hükümlerinin 21.04.2015 tarihli ve 5335 saıylı Kanun'un 30 uncu maddesinin 2 nci fıkrası kapsamına giren Kurum ve kuruluşlara ait işyerleri ile 08.09.1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu'na,
04.01.2002 tarihli 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'na ve uluslararası anlaşma hükümlerine istinaden yapılan hizmet alım ve yapım işleri ile 4734 sayılı Kanundan istisna olan hizmet alım ve yapım işlerine ilişkin işyerleri ve sosyal güvenlik destek primine tabi çalışanlar ve yurt dışında çalışan sigortalılar hakkında uygulanmayacağı, hazinece karşılanan prim tutarları gelir ve kurumlar vergisi uygulamalarında gider veya maliyet unsuru olarak dikkate alınmayacağı hükmü getirilmiştir.
Dolayısıyla ilgili Kanun'un yürürlük tarihinden sonra artık söz konusu maddenin uygulanması gerektiği ortadadır.
Öte yandan 6111 sayılı Kanun'un geçici 8. maddesinde ise bu Kanunla 4734 sayılı Kanunda yapılan değişikliklerin bu Kanun'un yayın tarihine kadar ilan edilmiş ve yazılı olarak duyurulmuş ihaleler hakkında uygulanmayacağı belirtilmiştir.
Dolayısıyla 6111 sayılı Kanun'un 8 inci maddesinde belirtilen husus 4734 sayılı Kamu İhale Kanununda yapılan değişikliklere ilişkin olup dava konusu somut olaya uygulanması mümkün değildir.
Bu açıklamalar ışığında, işyerleri kamu kurumu olup, somut olaya 6111 sayılı Kanun'un geçici 8 inci maddesinin uygulanmasının mümkün olmadığı, bu nedenlerle 6111 sayılı Kanun'un 38 inci maddesi uyarınca 01.03.2011 tarihinden itibaren 5 puanlık prim indiriminden faydalanılmayacağı gerekçelerine dayanılarak davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin ilk kez verdiği kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
İstinaf başvurusunda bulunan davacı vekili Kanunların, yürürlük tarihlerinden sonraki iş ve işlemelere uygulanacağı, geçmişte yapılıp da sonuçlanan, geçmişte başlayıp da halen devam eden iş ve işlemleri değiştiremeyeceği, emsal dosyalarda açılan davalarda verilen kabul kararlarının Yargıtay’ca onandığını belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin, temyize konu kararı ile Kanun'un ilk halinde teşvik kapsamında yer almayan hususlar "Bu fıkra hükümleri Kamu idareleri işyerleri ile bu Kanuna göre sosyal güvenlik destek primine tabi çalışanlar ve yurt dışında çalışan sigortalılar hakkında uygulanmaz." düzenlemesi ile açıklanmış iken 01.03.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6111 sayılı Kanun'un 38 inci maddesi ile yapılan değişiklik sonrasında "Bu bent hükümleri.
21.04.2005 tarihli ve 5335 sayılı Kanun'un 30 uncu maddesinin ikinci fıkrası kapsamına giren Kurum ve kuruluşlara ait işyerleri ile 08.09.1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu'na, 04.01.2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'na ve uluslararası anlaşma hükümlerine istinaden yapılan alım ve yapım işleri ile 4734 sayılı Kanundan istisna olan alım ve yapım işlerine ilişkin işyerleri, sosyal güvenlik destek primine tabi çalışanlar ve yurt dışında çalışan sigortalılar hakkında uygulanmaz." biçiminde düzenlenerek ihale konusu işler teşvik kapsamından çıkartılmıştır.
Buna göre Devlet İhale Kanununa tabi işlerin teşvik kapsamında olduğu süre, 01.10.2008 - 01.03.2011 tarihleri arasındaki süre ile sınırlı kalmıştır. 6111 sayılı Kanun'un geçici 8 inci maddesi, “Bu Kanunla 4734 sayılı Kanunda yapılan değişiklikler, bu Kanun'un yayımı tarihine kadar ilan edilmiş veya yazılı olarak duyurulmuş ihaleler hakkında uygulanmaz.” hükmünü içermekteyse de bu değişiklik 4734 sayılı Kanun'un uygulamasıyla ilgili olup, dava konusu olaya 5510 sayılı Kanun uygulanacağından, belirtilen değişikliğin dava konusu olayda uygulanması mümkün olmadığından, Kurum işleminin ve davanın reddine dair mahkeme kararının yerinde olduğu anlaşılmıştır.
Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1.Bölge Adliye mahkemesinin kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2.Bozma kararında "Dava, sosyal güvenlik mevzuatında prim teşviki, destek ve indirim uygulamalarından kaynaklanan uyuşmazlığa ilişkindir.
5510 sayılı Yasa'nın ek 17. maddesinin 4. fıkrası hükmündeki “Görülmekte olan davalarda, ayrıca bir başvuru şartı aranmaksızın, dava öncesi yapılan idari başvuru tarihinden itibaren işleyecek kanuni faiziyle birlikte hesaplanacak tutar üçüncü fıkra hükümlerine göre mahsup veya iade edilir. Mahkemelerce, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış davalarda davanın konusuz kalması sebebiyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilir.
Yargılama giderleri idare üzerinde bırakılır ve vekâlet ücretinin dörtte birine hükmedilir.
Ayrıca, ilk derece mahkemelerince verilen kararlar hakkında ...'nca kanun yollarına başvurulmaz ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yapılan kanun yolu başvurularından vazgeçilmiş sayılır.” İbaresinin iptali için Anayasa Mahkemesi'ne başvuruda bulunulmuş ve Anayasa Mahkemesince 19.02.2020 gün ve 2018/139 E. 2020/12 K. sayılı karar ile bu hükmün iptaline karar verilmiş ve karar 05.05.2020 tarih ve 31118 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmıştır.
Anayasa'nın 153 üncü maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazete'de yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir. Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının yasama, yürütme ve yargı organları, idari makamlar, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 33 üncü maddesi hükümlerine göre Türk Hukukunu resen uygulamakla yükümlü olan mahkemelerin ve giderek Yargıtay’ın iptal kararı ile yok hükmünde olan ve böylece yürürlükten kalkan bir yasa maddesine dayanarak inceleme yapma ve karar verme yetkilerinin bulunmadığının kabulü doğal olup, bu yönde bir uygulama yapılmasına imkânı yoktur.
Belirtilmelidir ki Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararları, bozma kararları ile oluşan usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler. Buna göre usuli kazanılmış hak gereğince uygulanması gereken bir kanun maddesi Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiği taktirde artık usuli kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ortaya çıkan yeni hukuki duruma göre karar verilir.
Şu halde, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararı karşısında, yeni oluşan durumun kesin hüküm halini almamış derdest tüm davalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır.
Eldeki davada ise Mahkemece yazılı şekilde karar verilmiş ise de 5510 sayılı Kanun'un ek 17 nci maddesinin 4 üncü fıkrasının iptali ile oluşan bu yeni durumun dikkate alınması ve davaya konu uyuşmazlığa ilişkin yasal dayanaklar ve teşvik hükümlerinden faydalandırılması veya fazla ödenen tutarların iadesi/mahsubu istemleri bakımından yasal tüm şartların varlığı incelenmeli ve sonucuna göre işin esası hakkında bir karar verilmelidir.
Bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, mahkemece yazılı şekilde hüküm tesisi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O hâlde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararının kaldırılarak, İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır denilerek karar bozulmuştur.
B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 01.03.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6111 sayılı Kanun'un 38 inci maddesinde; “.bu bent hükümlerinin 21.04.2015 tarihli ve 5335 sayılı Kanun'un 30 uncu maddesinin 2 nci fıkrası kapsamına giren Kurum ve kuruluşlara ait işyerleri ile 08.09.1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu'na,
04.01.2002 tarihli 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'na ve uluslararası anlaşma hükümlerine istinaden yapılan hizmet alım ve yapım işleri ile 4734 sayılı Kanundan istisna olan hizmet alım ve yapım işlerine ilişkin işyerleri ve sosyal güvenlik destek primine tabi çalışanlar ve yurt dışında çalışan sigortalılar hakkında uygulanamayacağı, hazinece karşılanan prim tutarları gelir ve kurumlar vergisi uygulamalarında gider veya maliyet unsuru olarak dikkate alınmayacaktır” hükmüne yer verilerek 5510 sayılı Kanun'un 81/1-ı bendinin Kamu İhale Kanununa tabi hizmet alım işlerinde uygulanmayacağı hüküm altına alınmıştır.
Davacı şirketin teşvik uygulamasından yararlanmayı talep ettiği işyerlerinin 4734 sayılı Kanun kapsamında ihale ile hizmet alımı yapılmış olan işyerleri olduğu hususunda tartışma bulunmadığı, 01.03.2011 tarihli 6111 sayılı Kanunla 5510 sayılı Kanun'un 81/1-1 maddesinde yapılan değişiklik ile 4734 sayılı Kanuna tabi olan hizmet alım işleri Hazine katkısı uygulaması dışında bırakıldığı, ancak davacı şirketin imzaladığı hizmet alım sözleşmelerinin bu Kanun değişikliği yürürlüğe girmeden önce Hazine katkısı uygulamasının yürürlükte olduğu tarihte imzalandığı ve davacı şirketin prim teşvikinden yararlanması gerektiği kabul edilerek,
davanın kabulü ile 191.816,09 TL alacağın ödemelerin yatırıldığı ayı takip eden ay başından itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine dair karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde, davalı ... vekili tarafından temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı SGK Başkanlığı temyiz dilekçesinde; davacı hakkında Kurumca yapılan işlemlerde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığını, esasen Kurum işlemlerinin yerinde olduğunu ve davanın tümden reddi gerektiğini belirterek kararın bozulmasını, istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davacının 5510 sayılı Kanun'un 81 inci maddesinin (ı) bendinde yer alan teşvik indiriminden faydalandırılma hakkının varlığı ile davacının davalı Kuruma ödediği primlerin iadesinin gerekip gerekmediğine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 5510 sayılı Sosyal Sigortaları ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 81 inci maddesi hükümleridir.
3. Değerlendirme 5510 sayılı Kanun'un 81 inci maddesi hükümlerinden faydalandırılma ve fazla ödenen tutarın iadesi istemi ile açılmış eldeki davada, Mahkemece verilen ilk karar ile davanın kabulüne hükmedilmiş, yargılama devam ederken, 01.04.2018 tarihi itibari ile 7103 sayılı Kanun'un 70 inci maddesi ile 5510 sayılı Kanun'a eklenen ek 17 nci maddesi yürürlüğe girmiş ve Dairemizce anılan ek 17 nci madde hükümlerinin dikkate alınması gereğine işaret edilerek ilgili kararın bozulmasına karar verilmiş olduğu anlaşılmaktadır.
Ne var ki 5510 sayılı Kanun'un ek 17 nci maddesinin 4 üncü fıkrası hükmündeki “Görülmekte olan davalarda, ayrıca bir başvuru şartı aranmaksızın, dava öncesi yapılan idari başvuru tarihinden itibaren işleyecek kanuni faiziyle birlikte hesaplanacak tutar üçüncü fıkra hükümlerine göre mahsup veya iade edilir. Mahkemelerce, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış davalarda davanın konusuz kalması sebebiyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilir.
Yargılama giderleri idare üzerinde bırakılır ve vekâlet ücretinin dörtte birine hükmedilir.
Ayrıca İlk Derece Mahkemelerince verilen kararlar hakkında ...'nca kanun yollarına başvurulmaz ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yapılan kanun yolu başvurularından vazgeçilmiş sayılır.” ibaresinin iptali için Anayasa Mahkemesi'ne başvuruda bulunulmuş ve Anayasa Mahkemesince 19.02.2020 gün ve 2018/139 E. 2020/12 K. sayılı karar ile bu hükmün iptaline karar verilmiş ve karar 05.05.2020 tarih ve 31118 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmış olup bu aşamadan sonra da anayasaya aykırılığı tespit ile iptal edilen bu fıkraya dayalı olarak verilmiş olan kararlar da dairemizce Anayasa Mahkemesi kararı ile birlikte oluşan bu yeni durum ve
maddenin tüm hükümleri ile birlikte yeniden değerlendirilmesi için bir kez daha bozulmuş, böylece 4 üncü Fıkrada yer alan “görülmekte olan davalar” yönünden yapılan bu yeni düzenleme ve aynı maddenin 3 fıkraya yaptığı yollama nedeniyle 3 üncü fıkra içerisinde getirilen davalı Kuruma yönelik ödeme yükümlülüğü karşısında, bu hükümlerin uyuşmazlığın çözümünde uygulanıp uygulanmayacağı hususunun değerlendirilmesi amaçlanmıştır.
Gelinen son aşamada, eldeki dava bakımından irdeleme yapılacak olursa, ek 17 nci Maddenin 4 üncü Fıkrasında yer alan kuralın, “mahsup veya iade edilme yönünden üçüncü fıkra hükümlerine yaptığı atıftan dolayı ödemelerin üç yıla yayılacağını öngörmesinin, faizin başlama tarihi ve ödeme için öngörülen süre göz önünde bulundurulduğunda kuralın mülkiyet hakkını sınırladığı ve yapılan bu sınırlamanın orantısız ve aşırı olduğu, hak arama hürriyeti çerçevesinde dava açan kişilerin mahkemelerden adil yargılanma hakları gereği uyuşmazlığı bitirecek şekilde gerekçeli karar elde etme haklarının bulunduğu,
yargılamanın henüz devam ettiği bir süreçte, taraflardan birinin aleyhine olacak ve yargı merciinin uyuşmazlık konusu talep hakkında karar vermesini engelleyecek şekilde davayı ortadan kaldıran ya da davanın incelenmesini durdurarak karara bağlanmasına engel olan düzenlemelerin kişilerin karar elde etme hakkı ile birlikte sonuçları bakımından da kişilerin mülkiyet haklarının ölçüsüz şekilde sınırlandığı anlaşılmaktadır.
Dolayısıyla anılan maddeye dayalı olarak verilen kararlar da hukuka aykırı nitelikte olup, özellikle ek 17 nci maddenin 3 üncü Fıkrasında yer alan düzenlemenin de mevcut bir dava olmaksızın prim teşviki, destek ve indirimlerinden yararlanılmasını düzenlemesi, başka bir deyişle davasız başvuru halinde, kuruma getirilen ödeme yükümlülüğünün çerçevesinin düzenlendiği hususu ile Anayasa Mahkemesi kararının 05.05.2020 tarih ve 31118 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanması ile yürürlüğe girmesinden sonra,
mahkemelerce iptal edilmiş olan Ek 17 nci maddenin 4 üncü Fıkrası kapsamında uygulama yapılarak karar verilmesi olanağının ortadan kalktığı ve bu fıkranın içeriğinde yer alan atıf nedeniyle 3 üncü Fıkrasının da uygulanabilir hüküm olmaktan çıkarıldığı hususu birlikte düşünüldüğünde, eldeki dava bakımından teşvik indirimine ilişkin uyuşmazlığın kaynağı olan temel yasa maddesi, yani 5510 sayılı Kanun'un 81 inci maddesi hükümlerinin davanın yasal dayanağı olarak kabul edilmesi ve bu maddedeki koşulların irdelenmesi ile bu madde çerçevesinde uygulama yapılması gerekir.
Bu çerçevede irdeleme yapıldığında ise davacının anılan maddedeki teşvik koşullarını taşıdığının anlaşılması karşısında sonucu itibari ile bu madde hükümlerine dayalı olarak davanın kabulüne dair verilen karar yerindedir.
Diğer taraftan, davanın yasal dayanaklarından olan ve yersiz alınan primlerin iadesini düzenleyen 5510 sayılı Kanun'un 89 uncu maddesine göre “Yanlış veya yersiz alınmış olduğu tespit edilen primler, alındıkları tarihten on yıl geçmemiş ise hisseleri oranında işverenlere, sigortalılara, isteğe bağlı sigortalılara veya genel sağlık sigortalılarına veya hak sahiplerine kanunî faizi ile birlikte geri verilir.
Kanunî faiz, primin Kuruma yatırıldığı tarihi takip eden aybaşından, iadenin yapıldığı ayın başına kadar geçen süre için hesaplanır.” hükmüne amir olup Mahkemece, alacağın Kuruma yatırıldığı tarihi takip eden aybaşından, iadenin yapılacağı ayın başına kadar geçen süre için faize hükmedilmesi suretiyle infaza elverişli şekilde karar tesisi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Ne var ki yapılan bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca kararın düzeltilerek onanması gerekir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeple; 1.Davalı ... vekilinin temyiz itirazının aşağıdaki bent kapsamında kabulü ile temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının 1 inci bendinin tamamen silinmesi ile yerine;
2-Davanın kabulü ile 191.816,09 TL fazla yatırılan primin Kuruma ödendiği tarihi takip eden aybaşından iadenin yapılacağı ayın başına kadar işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine" ibaresinin yazılmasına ve hükmün bu şekliyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2023/9468, K. 2023/11995, 28 Kasım 2023 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama