KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2024/12846 E., 2024/13867 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 26 Aralık 2024
- Mahkemesi
- İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
- Sayısı
- 2023/1311 E., 2024/721 K.
- İlk derece mahkemesi
- Karşıyaka 4. İş Mahkemesi
- Sayısı
- 2021/17 E., 2023/46 K.
Karar Metni
1.374 kelime·7 dk okuma·8 bölüm
Taraflar arasındaki Kurum işleminin iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlenildikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I.DAVA
Davacı, hizmet birleştirmesi sonucunda son 7 yıllık fiili hizmet süresinin çoğunluğunun 5510 sayılı Kanun'un 4/1-b maddesi kapsamında geçtiğinden bahisle değerlendirme yapan Kurum işleminin iptaline karar verilmesine talep etmiştir.
II.CEVAP
Davalı SGK vekili, istemin belirgin olmadığını; 2829 sayılı Kanun'un 8. maddesine dayalı Kurum işleminin yerinde olduğunu beyanla, davanın reddi gereğini savunmuştur.
III.İLK DERECE MAHKEME KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının 5510 sayılı Kanun'un madde 4/b sigortalısı olarak değil mülga 5434 sayılı Kanun kapsamında emekli olmayı talep ettiği, Dosya kapsamındaki kayıtlardan, davacının 5434 sayılı Emekli Sandığı'na ... sicil numarası ile 15.10.1991 tarihinden itibaren iştirakçi olduğu, 12 Haziran 2011 tarihinde yapılan Türkiye Büyük Millet Meclisi 24. Dönem Milletvekili seçimlerine katılmak için 09.03.2011 tarihinde istifa ettiği, Millet Vekili seçimini kazanamadığı, 1998 tarihinden itibaren süre gelen ticari kazançtan dolayı 5510 sayılı Kanun'un 4. maddenin 4/b bendinde kapsamında 15.03.2011 tarihinden itibaren tescil edildiği,
Davacının 5754 sayılı Kanunun 33. maddesindeki; ''Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren ilk defa sigortalı sayılanlardan 4. maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (c) bentlerinden birden fazlasına tabi olarak çalışmış olanların yaşlılık aylığı bağlanma taleplerinde, en fazla sigortalılığın geçtiği sigortalılık hali, hizmet sürelerinin eşit olması ile malûllük ve ölüm halleri ile yaş haddinden re’sen emekli olma, süresi kanunla belirlenen vazifelere atanma veya seçilme ve bağlı oldukları sigortalılık halinin kanunla değiştirilmesi durumunda ise son sigortalılık hali esas alınır.” maddesinden faydalanması gerektiğini iddia ettiği,
5510 sayılı Kanunun 9. maddesinde; 2008 yılı Ekim ayı başından önce sigortalı olup, bu tarihten sonra aylık talebinde bulunanlardan, farklı sosyal güvenlik kurumlarına ya da Kanunda belirtilen sigortalılık hallerinden birden fazlasına tabi olanlara aylık bağlanmasında, Kanunla mülga 2829 sayılı Kanun hükümleri esas alınır ve bu Kanun geçici hükümleri uygulanır. Bu kapsamda davacının 15.10.1991 tarihinde 5434 sayılı Kanun'un Emekli Sandığına iştirakçisi olarak 67.962.099 sicil numarası ile tescil edildiğinden 2829 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanacağı.
Davacının ilk sigortalılığının 5434 sayılı Kanun'a tabi iştirakçisi olması ve son çalışmasının 5510 sayılı Kanun'un 4. maddesi 4/b kapsamında sigortalı olması nedeniyle 2829 sayılı Kanun hükümlerine göre değerlendirilmesi gerektiği, davacının 2829 sayılı Kanun kapsamında sigortalılık durumu değerlendirildiğinde 5434 sayılı Kanun'a tabi 19 yıl 4 ay (6960 gün) hizmetinin olduğu, dilekçe tarihi itibari ile 8 yıl 10 ay 2 (3182 gün) 4/b kapsamında sigortalı olduğu, 2829 sayılı Kanun'un 8. maddesine göre son 7 yılın tamamını 4/b sigortalısı olarak geçtiğinden.
01.10.1999 tarihinde yürürlüğe giren 4447 Kanun gereği kademeli geçiş şartlarına göre 4/b sigortalısı olarak emekli olabileceğine dair tesis edilen Kurum işleminin usul ve yasaya uygun olduğu, kaldı ki tesis edilen işlemin mevcut yasalara göre uygun olduğunun davacının da kabulünde olduğu, ancak ilgili yasa maddelerinin Anayasa'ya aykırı olduğunun iddia edildiği, davacı tarafından ileri sürülen olgunun Anayasa'nın hangi maddesine hangi nedenlerle aykırı olduğu hususunda herhangi bir delil ileri sürülmediği gibi Mahkemece de bu hususta kanaat oluşmadığı anlaşılmakla davanın reddine karar verilmiştir.
IV.İSTİNAF
A.İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı istinaf yoluna başvurmuştur.
B.İstinaf Sebepleri: Davacı istinaf dilekçesinde; 2829 sayılı Kanun'un 8. maddesinin ilk bendinde yer alan "son yedi yıllık" ibaresinin, Anayasa'nın 2, 10 ve 60. maddelerine aykırı olduğu ve bu yönde Anayasa Mahkemesine başvurulması gerektiğini; 5510 sayılı Kanun'un 53. maddesinde en fazla sigortalılığın geçtiği sigortalılık halinin esas alınmasına ilişkin yaklaşımın, 5510 sayılı Kanun öncesi dönem yönünden de uygulanması gerektiğini beyanla, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
C.Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesince; istinaf yoluna başvuranın dilekçesinde yer verdiği itirazların, sıralanan gerekçeler ışığında yerinde olmadığı, ayrıca kamu düzenine ilişkin konularda da kararın esasına etkili bir aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
V.TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı; istinaf dilekçesinde belirttiği hususlar ile temyiz talebinde bulunmuştur.
C.Gerekçe 1.Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava; 01.02.2020 tarihi itibariyle 5434 sayılı Kanun kapsamında (15.10.1991-14.03.2011 tarihleri arası dönemde) 6960 gün prim ödemesi; 5510 sayılı Kanun'un 4/1-b maddesi kapsamında ise 15.03.2011-01.02.2020 tarihleri arası dönemde) 8 yıl 11 ay 17 gün (3227 gün) prim ödemesi bulunan davacının, 17.01.2020 tarihli başvurusuna bağlı olarak yaşlılık aylığının 5434 sayılı Kanun hükümlerine dayalı olarak bağlanması olanağının bulunup bulunmadığının tespitine ilişkindir.
2.İlgili Hukuk Görev konusu, kamu düzeni ile ilgili olup, mahkemelerce yargılamanın her aşamasında re’sen ele alınması gereken bir husustur.
5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu'nun 1. maddesiyle; Maliye Bakanlığı’na bağlı olmak ve bu Kanunda yazılı emeklilik işlerini görmek üzere Ankara’da, tüzel kişiliğe sahip Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı kurulmuş ise de, 20.05.2006 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5502 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu'nun 43. maddesiyle, 5434 sayılı Kanun'un bazı maddeleri yürürlükten kaldırılmış, devredilen kurumlar ve devre ilişkin hükümler içeren geçici 1. maddesiyle de, Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı, hiç bir işleme gerek kalmaksızın, bu Kanunun yürürlük tarihi itibarıyla, görevleri ile birlikte, 1. maddeye dayanılarak kurulan kamu tüzel kişiliğine sahip Sosyal Güvenlik Kurumuna devredilmiştir.
Anayasanın 125. maddesinin birinci fıkrası ile "idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır"; ve yine Anayasa'nın 37. maddesi ile "Hiç kimse kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz". Anayasanın 125. maddesinde yer verilen kural, yönetimin/idarenin kamu hukuku ya da özel hukuk alanına giren tüm eylem ve işlemlerini kapsamaktadır.
01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanun’un geçici 4. maddesinde.
“Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla 08.06.1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanun'a göre; aylık, tazminat, harp malûllüğü zammı, diğer ödemeler ve yardımlar ile 08.02.2006 tarihli ve 5454 sayılı Kanun'un 1. maddesine göre ek ödeme verilmekte olanlara, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dâhil 5434 sayılı Kanun'da kendileri için belirtilmiş olan şartları haiz oldukları müddetçe bunların ödenmesine devam olunur.
Ancak, 5 ilâ 10 yıl arasında fiili hizmet süresi olan iştirakçilerden dolayı dul ve yetim aylığı almakta olanların, aylık ve diğer ödemeleri, bu Kanun'un 32, 34, ve 37. maddelerindeki şartları haiz oldukları müddetçe devam edilir...
Bu madde kapsamına girenlerin aylıklarının bağlanması, artırılması, azaltılması, kesilmesi, yeniden bağlanması, toptan ödemeleri, ilgi devamı, ihya ve borçlanmaları, diğer ödemeler ve yardımlar ile emeklilik ikramiyeleri hakkında bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dâhil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılır ve bu maddenin uygulanmasında mülga 2829 sayılı Kanun hükümleri ayrıca dikkate alınır.” hükmü öngörülmüştür.
Öte yandan, “Uyuşmazlıkların çözüm yeri” başlığını taşıyan; 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun 134. maddesinde, bu Kanunun uygulanmasından ... uzlaşmazlıkların, yetkili iş mahkemelerinde veya bu davalara bakmakla görevli mahkemelerde görüleceği, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 01.10.2008 günü yürürlüğe giren 101. maddesinde de, bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan durumlarda, bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıkların iş mahkemelerinde görüleceği hüküm altına alınmıştır.
İş mahkemeleri, esas olarak iş ve sosyal güvenlik hukuku uygulamasından kaynaklanan bireysel ve toplu hak uyuşmazlıklarını çözmek üzere, 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'na dayanılarak kurulmuştur.
Bu kapsamda Sosyal Güvenlik Kurumunun prim ve diğer alacaklarının hesaplanması, sigortalı olma hakkının kazanılması ya da kaybedilmesi, işçilik alacaklarının belirlenmesi gibi kendi içinde bütünlük ve uzmanlık gerektiren konular bu mahkemelerin görev alanına girmektedir.
3.Değerlendirme Yukarıdaki açıklamalar ışığı altında yapılan değerlendirme sonucu; 5510 sayılı Kanun'un geçici 4. maddesi gereğince, 5434 sayılı Kanun kapsamında aylığının bağlanması istemine ilişkin eldeki uyuşmazlığın çözümünde; 5434 ve 5335 sayılı Kanun hükümleri uygulanacak olup, 506 veya 5510 sayılı Kanun'ların uygulama yeri bulunmadığından, sözü edilen 134 ve 101. madde hükümlerine göre sınırlı yetki ile donatılmış iş mahkemeleri görevli olmayıp, bu tür davaların idari yargının görev alanı içerisinde olduğu ortaya çıkmaktadır.
Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurularak, yargı yolunun caiz olmaması nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken, Mahkemece hatalı değerlendirme sonucu, işin esasına girilerek, yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
VI.KARAR
Açıklanan sebeplerle; 1-Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Temyiz harcının istek halinde ilgilisine iadesine,
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2024/12846, K. 2024/13867, 26 Aralık 2024 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama