KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2024/6082 E., 2024/13308 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 18 Aralık 2024
- Mahkemesi
- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
- Sayısı
- 2022/2282 E., 2024/470 K.
- İlk derece mahkemesi
- Ankara 13. İş Mahkemesi
- Sayısı
- 2015/1583 E., 2021/607 K.
Karar Metni
837 kelime·4 dk okuma·8 bölüm
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde, davacının davacı müvekkilinin 01.10.1997 tarihinde ... işyeri çalışmaya başladığını, ilk işe başladığında işverenin ..., işverenin ölümünden sonra oğlu ... işveren olduğunu, davacının 01.10.1997 tarihinden 20.07.2015 tarihine kadar aralıksız olarak iş yerinde çalışmasına rağmen sigortaya ilk defa 2002 yılında bildiriminin yapıldığını, davacının fasılasız hizmetlerinden 1997-2002 arası dönemde hiç bildirim yapılmadığını belirterek, fazlaya dair haklar saklı kalmak kaydıyla 01.10.1997 tarihinde 1 gün süre ile asgari kazançla çalıştığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı SGK vekili cevap dilekçesinde, 6552 sayılı Kanun gereğince hizmet tespit davalarında SGK'nın feri müdahil olduğunu, Kurumun sıfatının fer-i müdahil olarak değiştirilmesi gerektiğini, davacının bir günlük çalışmasının tespitine karar verilmesini talep etmesinin yerinde olmadığını, davacını davalı işyerine girişine rastlanılmadığını, işe giriş bildirgesinin tek başına davacının anılan işyerinde bir gün dahi olsa çalıştığını göstermesi için yeterli olmadığını beyanla, davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kabulü ile davacınınn davacının sigortalılık başlangıç tarihinin 01.10.1997 tarihi olduğunun tespitine, karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davalı Kurum vekili, eksik araştırma ile hüküm kurulduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık,(1) gün süre ile sigortalı çalıştığının tespiti istemine ilişkindir. Davanın yasal dayanakları 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 2., 6., 9., 79.,108. madde hükümleridir.
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun Geçici 7. maddesi uyarınca davanın yasal dayanağı, 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesidir.
Anılan Kanunun 6. maddesinde ifade edildiği üzere, "sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve vazgeçilemez." Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davalar, kamu düzenine ilişkin olduğundan, özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi zorunludur.
Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde, re'sen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de gözönünde bulundurulmalıdır.
Ayrıca, 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesi hükmüne göre. Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin davanın, tespiti istenen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içinde açılması gerekir. Çalışmanın tespiti istemiyle hak arama yönünden kanun ile getirilen süre, doğrudan doğruya hakkın özünü etkileyen hak düşürücü niteliktedir ve dolması ile hakkın özü bir daha canlanmamak üzere ortadan kalkmaktadır.
506 sayılı Kanunun kabul edilip yürürlüğe girdiği tarih itibariyle beş yıl olarak öngörülen süre, 09.07.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3395 sayılı Kanunun 5. maddesiyle on yıla çıkarılmış, daha sonra 07.06.1994 tarihinde yürürlüğe giren 3995 sayılı Kanunun 3. maddesiyle yeniden beş yıl olarak belirlenmiştir.
Bu yönde, anılan madde hükmünde yer alan hak düşürücü süre; yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalışmaları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar için geçerlidir.
Bir başka anlatımla; sigortalıya ilişkin olarak işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu gibi yönetmelikte belirtilen belgelerin Kuruma verilmesi, ya da, çalışmalarının Kurumca tespit edilmesi halinde. Kurumca öğrenilen ve sonrasında kesintisiz biçimde devam eden çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez.
Ne var ki; sigortalının Kuruma bildiriminin işe giriş tarihinden sonra yapılması, bir başka ifade ile sigortalının hizmet süresinin başlangıçtaki bir bölümünün Kuruma bildirilmeyerek sonrasının bildirilmesi ve Kuruma bildirimin yapıldığı tarihten önceki çalışmaların, bildirgelerin verildiği tarihi de kapsar biçimde kesintisiz devam etmiş olması halinde, Kuruma bildirilmeyen çalışma süresi yönünden hak düşürücü sürenin hesaplanmasında; bildirim dışı tutulan sürenin sonu değil, kesintisiz olarak geçen çalışmaların sona erdiği yılın sonu başlangıç alınmalıdır.
Bu yasal düzenleme ve açıklamalar ışığı altında inceleme konusu dava değerlendirildiğinde; davacı dava dışı ... unvanlı işverenin ... sicil no.lu iş yerinde 01.10.1997 tarihinde (1) gün süre ile çalışmasının tespitini ettiği, öte yandan iş yerinde 01.10.1997-20.07.2015 tarihleri arasında kesintisiz çalıştığını iddia ettiği, davacının hizmet cetveline göre ise ... sicil no.lu bu iş yerinde 20.09.2002 giriş olmak üzere 20.07.2015 tarihine kadar sigortalı olduğu,
01.10.1997-19.09.2002 tarihleri arasında iş yerinden herhangi bir bildiriminin olmadığı ve iş yerinden davacı adına 01.10.1997 tarihli bir işe giriş bildirgesinin de verilmediği anlaşılmakla, Mahkemece, bir kere daha davacı adına 01.10.1997 tarihli bir işe giriş bildirgesinin verilip verilmediği araştırılarak bunun sonucuna göre davacının 01.10.1997 tarihinde (1) gün süreye ilişkin talebi hususunda hak düşürücü süre irdelenmeli, sonucuna göre karar verilmelidir.
Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, yazılı şekilde karar tesisi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
VII. KARAR
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2024/6082, K. 2024/13308, 18 Aralık 2024 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama