KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2025/9529 E., 2025/14737 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 4 Kasım 2025
- Mahkemesi
- İş Mahkemesi
- Sayısı
- 2023/310 E., 2024/99 K.
Karar Metni
2.191 kelime·11 dk okuma·9 bölüm
İlk Derece Mahkemesi kararı, davalı vekili ile fer'i müdahil Kurum vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I.DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının davalı işverenin sahip olduğu ve yayınladığı ... Gazetesi ve gazetenin yayınlandığı tüm eklerde sayfa sekreteri / sayfa tasarımcısı olarak çalıştığı, gazeteci olduğu, davacının sayfa sekreteri görevi ile sigortalı olarak 4857 sayılı Kanun kapsamında belirsiz süreli hizmet akdiyle 01.08.1998 tarihinden 23.12.2008 tarihine kadar ... 09...
16 işveren sicil no.lu davalı nezdinde, 24.02.20 09... .08.2010 tarihleri arasında sigortasız olarak ... işveren sicil numaralı davalı nezdinde, yine 02.08.2010 - 31.05.2014 tarihleri arasında ... işveren sicil no.lu davalı nezdinde çalıştığı, davacının sekreter olduğu,
kendisine gelen haberleri redakte etmek, gelen haberleri ve haberde kullanılacak görsel malzemeyi seçmek, gelen haberin yayınlanacağı sayfayı belirlemek, sayfa düzenlemesi ve tasarımı yapmak, haberi dil bilgisi kuralları ve haber yazım tekniklerine göre düzeltmek, düzenlenen sayfaları kontrol etmek ve sayfayı ani gelişen Dünya ve Türkiye’deki olaylara göre yeniden düzenlemek şeklindeki görevlerini yerine getirdiği, ancak işveren nezdindeki çalışmasının 5953 sayılı Kanun kapsamında olmasına rağmen işverenin davacıyı 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında çalıştırdığı, davacının sigortalı dönemlerinde Basın İş Kanunu'na tabi çalıştırılmadığı,
görev tanımı gereği gazeteci olduğu ve Basın İş Kanuna tabi olduğu iddiasıyla davacının tüm dönemlerde Basın İş Kanunu'na tabi olarak çalıştığının tespitine, 01.08.19 98... .10.2008 tarihleri arasında ... 09... 16 işveren sicil numaralı .... ve Tic.
A.Ş. nezdinde, 5953 sayılı Basın İş Kanunu kapsamında çalıştığının ve primlerinin buna göre ödenmesi (2A-3A) gerektiğinin, çalışmalarının 506 sayılı Kanun'un Ek 5. maddesi kapsamında kalan itibari hizmet olarak kabulü ve tespitine, 24.02.2009 - 01.08.2010 tarihleri arasında ... işveren sicil numaralı ... ve Tic. A.Ş. nezdinde sigortalı olarak çalıştığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II.CEVAP
1.Davalı işveren cevap dilekçesinde özetle; davacının davalı nezdinde 24.02.20 09... .08.2010 tarihleri arasında sigortasız olarak çalıştığı yönündeki iddialarının hiçbir hukuki dayanağının bulunmadığı, zira davacının 01.08.1998 tarihli İş Sözleşmesinin 23.12.2008 tarihinden itibaren geçerli olacak şekilde feshedildiği, daha sonra işyerine tekrar çalışmak için başvurması üzerine 02.08.2010 tarihinde akit imzalandığı, bu hususun taraflar arasındaki imzalı ve resmi belgelerle sabit olduğu, hal böyle olunca davacının davalının işyerinde kesintisiz çalıştığı iddialarının gerçek olmadığı, davacının sayfa sekreteri değil ...
Operatörü olduğu, yani yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre ortaya bir fikir veya sanat eseri çıkarmadığı için 5953 sayılı Kanun'a tabi gazeteci sayılmasının mümkün olmadığı, ayrıca gazetede çalışıyor olmanın gazeteci sayılmak için yeterli olmamakla ayrıca işçinin fikir ve sanat işi de yapması gerektiği, ... operatörünün eser sahibi olmadığı, ortaya bir eser çıkarmadığı savunmasıyla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
2.Fer'i müdahil Kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; işyerinin varlığı, işyerinin 506 sayılı Kanun kapsamına girip girmediğinin araştırılması gerektiği, davacının tespitini talep ettiği döneme ilişkin davalı işverene ait işyeri kayıtlarının incelenmesi gerektiği, davacının diğer davalıya ait işyerinde çalıştığını iddia ettiği, bu nedenle hizmet akdi ile çalıştığı iddia edilen döneme ait belgelerin Kuruma verilip verilmediğinin ya da çalışmalarının Kurumca tespit edilip edilmediğinin araştırılması gerektiği, davacının işyerinde devamlı olarak hizmet akdiyle çalıştığının tanık beyanları dışında resmi,
yazılı ve sağlıklı delillerle ispatlanması gerektiği, hizmetin geçtiği iddia edilen sürede işyerinin o tarihte yürürlükte bulunan 506 sayılı Kanun kapsamında bulunup bulunmadığının sorulması gerektiği, Kurumun resmi kayıtlarının incelenerek sadece tanık beyanlarına dayanılarak hüküm verilmemesi gerektiği savunmasıyla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III.İLK DERECE MAHKEMESİ İLK KARARI
İlk Derece Mahkemesi tarafından 08.05.2019 tarihli ve 2017/334 Esas, 2019/89 Karar sayılı kararla davacının davasının kabulü ile davacının davalı ... sicil numaralı işyerinde.
24.02.2009 - 30.06.2009 tarihleri arasında 126 gün günlük brüt 22,20 TL, 01.07.2009 - 31.12.2009 tarihleri arasında 180 gün günlük brüt 23,10 TL, 01.01.2010 - 30.06.2010 tarihleri arasında 180 gün günlük brüt 24,30 TL, 01.07.2010 - 01.08.2010 tarihleri arasında 30 gün günlük brüt 25,35 TL ücret ile hizmet akdine dayalı olarak Basın iş kanunu kapsamında sigortasız çalıştığının tespitine, davacının 01.08.1998 - 30.06.20 07... .07.2007 - 01.10.2008 tarihleri arasındaki davalı bünyesinde geçen çalışmalarının 506 sayılı Kanun'un Ek 5. maddesi çerçevesinde itibari hizmet süresinde yararlandırılması gerektiğinin tespitine, karar verilmiştir.
IV.İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin 08.05.2019 tarihli ve 2017/334 Esas, 2019/89 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davalı işveren vekili ile fer'i müdahil Kurum vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine ... Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesinin 10.11.2021 tarihli ve 2019/1662 Esas, 2021/1807 Karar sayılı kararı ile istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
V.BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
1. Bölge Adliye Mahkemesinin 10.11.2021 tarihli ve 2019/1662 Esas, 2021/1807 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davalı işveren vekili ile fer'i müdahil Kurum vekili temyiz isteminde bulunmuş ve Dairemizce 06.06.2023 tarihli ve 2022/503 Esas, 2023/6431 Karar sayılı ilamla aşağıdaki gerekçeyle Bölge Adliye Mahkemesi kararı kaldırılarak İlk Derece Mahkemesi kararı bozulmuştur:
"...1.Bir mahkeme hükmünde, tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin birer birer, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde hükümde gösterilmesi gereklidir.
2.Bu kısım, hükmün gerekçe bölümüdür. Gerekçe, hakimin (mahkemenin) tespit etmiş olduğu maddi vakıalar ile hüküm fıkrası arasında bir köprü görevi yapar. Gerekçe bölümünde hükmün dayandığı hukuki esaslar açıklanır. Hakim, tarafların kendisine sundukları maddi vakıaların hukuki niteliğini kendiliğinden araştırıp bularak hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar.
Hakim, gerekçe sayesinde verdiği hükmün doğru olup olmadığını, yani kendini denetler. Üst mahkeme de, bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. Taraflar da ancak gerekçe sayesinde haklı olup olmadıklarını daha iyi anlayabilirler. Bir hüküm, ne kadar haklı olursa olsun, gerekçesiz ise tarafları doyurmaz (Kuru, Baki/ Arslan, Ramazan/ Yılmaz, Ejder. Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı 6100 sayılı HMK’na Göre Yeniden Yazılmış, 22 Baskı, ...
2011, s.472). Anayasa’nın 141 inci maddesi gereğince bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olması gereklidir. Gerekçenin önemi Anayasal olarak hükme bağlanmakla gösterilmiş olup gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır.
3.Yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir.
Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur.
4.Yukarıda vurgulanan hususlar, Hukuk Genel Kurulu'nun 19.04.2006 gün ve E:2006/4-142, K:229. 05.12.2007 gün ve E:2007/3-981, K:936. 23.01.2008 gün ve E:2008/14-29, K:4. 19.03.2008 gün ve E:2008/15-278, K:254. 18.06.2008 gün ve E:2008/3-462, K:432. 21.10.2009 gün ve E:2009/9-397, K:453. 24.02.2010 gün ve E:2010/1-86, K:108. 28.04.2010 gün ve E:2010/11-195, K:238. 22.06.2011 gün ve E:2011/11-344, K:436.
08.02.20 12... /10-726 E, 2012/57 K; 28.09.20 12... /3-444 E, 2012/638 K; 16.03.20 12... /2-97 E, 2012/203 K sayılı kararlarında da, benimsenmiştir. Yine 07.06.1976 gün ve 3/4-3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde yer alan 'Gerekçenin ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğini gösterir biçimde geçerli ve yasal olması aranmalıdır.
Gerekçenin bu niteliği yasa koyucunun amacına uygun olduğu gibi, kararı aydınlatmak, keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etmek niteliği de tartışma götürmez bir gerçektir.' şeklindeki açıklama ile de aynı ilkeye, vurgu yapılmıştır.
5.Bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerektiğini öngören Anayasa’nın 141/3 üncü maddesi ve ona koşut bir düzenleme içeren 6100 sayılı HMK’nun 297 nci maddesi, işte bu amacı gerçekleştirmeye yöneliktir.
6.Öte yandan, mahkeme kararlarının taraflar, bazen de ilgili olabilecekleri başka hukuki ihtilaflar yönünden etkili ve bağlayıcı kabul edilebilmeleri, başka bir dava yönünden kesin hüküm, kesin veya güçlü delil oluşturup oluşturamayacağı gibi hukuksal değerlendirmeler de bu kararların yukarıda açıklanan nitelikte bir gerekçeyi içermesiyle mümkündür.
7.Anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir. Aksine düşünce ve uygulama gerek yargı erki ile yargıcın, gerek mahkeme kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile de bağdaşmaz.
8.Eldeki davada, davacının, 24.02.2009-01.08.2010 tarihleri arasında kalan dönemde hizmet tespiti ile beraber bu dönem dahil olmak üzere 01.08.1998-31.05.2014 tarihleri arasında kalan dönemde, davalı işveren nezdinde geçen tüm çalışmaların Basın İş Kanunu kapsamında geçtiğinin tespitini talep ettiği, 5510 sayılı Kanunun geçici 7 nci maddesi gereği 01.10.2008 tarihi öncesindeki dönem bakımından 506 sayılı Kanunun ek 5 inci maddesinde yer alan itibari hizmetin, 01.10.2008 tarihi ve sonrası dönem bakımından ise,
5510 sayılı Kanunun 40 ıncı maddesi hükümleri kapsamında hak kazanılan fiili hizmet süresi zammının tespitine ilişkin olarak açılan davada, mahkemece davacının davasının tamamen kabulüne dair karar verildiği, ancak bu kabul ile çelişki yaratacak şekilde 01.10.2008 tarihi ve sonrasında davacının talebine konu tüm süreler bakımından herhangi bir irdeleme yapılmadığı ve 5510 sayılı Kanunun 40 ıncı maddesi hükümlerine uygun şekilde fiili hizmet süresi zammına ilişkin olumlu veya olumsuz herhangi bir karar verilmediği anlaşılmakta olup, yazılı şekilde karar tesisi hem kısa kararı kendi içerisinde çelişkili kılmakta,
hem de hükmün gerekçesinin karar ile uyumlu olmasına ilişkin emredici kuralı ihlal etmektedir.
O hâlde, davalı işveren ve feri müdahil Kurum vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm sair yönleri incelenmeksizin bozulmalıdır..."
2.İlk Derece Mahkemesi tarafından bozma ilamına uyularak yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararla davacının davasının kabulü ile davacının davalı ... sicil numaralı işyerinde.
24.02.2009 - 30.06.2009 tarihleri arasında 126 gün günlük brüt 22,20 TL, 01.07.2009 - 31.12.2009 tarihleri arasında 180 gün günlük brüt 23,10 TL, 01.01.2010 - 30.06.2010 tarihleri arasında 180 gün günlük brüt 24,30 TL, 01.07.2010 - 01.08.2010 tarihleri arasında 30 gün günlük brüt 25,35 TL ücret ile hizmet akdine dayalı olarak Basın İş Kanunu kapsamında sigortasız çalıştığının tespitine, davacının 01.08.1998 - 30.06.20 07... .07.2007 - 01.10.2008 tarihleri arasındaki davalı bünyesinde geçen çalışmalarının 506 sayılı Kanunun Ek 5. maddesi çerçevesinde itibari hizmet süresinde yararlandırılması gerektiğinin tespitine karar verilmiştir.
VI.TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
1.Davalı işveren vekili temyiz dilekçesinde özetle; cevap, istinaf, önceki temyiz ve beyan dilekçelerini tekrar ederek sigortasız çalışma iddiasının tam olarak araştırılmadığı ve bu nedenle ispatlanamadığı, davacının ... operatörü olarak çalışan olup bildirilmeyen süresinin bulunmadığı, çalıştığı sürelerde de görev tanımı gereği çalışmasının fikir ve sanat eseri olarak değerlendirilemeyeceğinden Basın İş Kanunu kapsamında bulunmadığı, ... Kartı sahibi olmadığı, ... Müdürlüğündeki kayıtların esas alınması gerektiği, Mahkemece itibari hizmet süresinden faydalanma şartları araştırılmadan eksik inceleme ile karar verildiği iddiasıyla temyiz isteminde bulunmuştur.
2.Fer'i müdahil Kurum vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacının çalışmalarının Kurum kayıtlarında görüldüğü gibi olduğu, hak düşürücü sürenin geçtiği, iddianın yazılı delil ve belge olmadan sadece dinlenen tanıklar beyanı ile ispatının kabul edilemeyeceği, tanıkların Yargıtayın aradığı nitelikte olmadığı, çalışmanın Basın İş kapsamında olmadığı, Kurumun fer'i müdahil olup aleyhine vekalet ücreti yargılama giderine hükmedilemeyeceği iddiasıyla temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, 01.08.1998 - 01.10.2008 tarihleri arasında davalı işveren nezdindeki çalışmalarının Basın İş Kanunu kapsamında geçtiğinin ve 24.02.2009 - 01.08.2010 dönemindeki hizmet süresinin tespitine ilişkindir.
1.Bir mahkemenin Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. “Usuli kazanılmış hak” olarak tanımlayacağımız bu olgu mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirmektedir (09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı YİBK).
2.Ayrıca 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun “Taleple bağlılık ilkesi” başlığını taşıyan 26. maddesinde hakimin, tarafların istem sonuçlarıyla bağlı olduğu, ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremeyeceği açıklanmış olmakla, hukuk yargılamasına “istemle bağlılık” ilkesi egemen kılınmıştır.
3.Somut olayda, uyulan bozma ilamında da belirtildiği üzere; Anayasa’nın 141. ve 6100 sayılı Kanun'un 297. maddeleri uyarınca, mahkeme kararlarının maddi vakıalar ile hüküm fıkrası arasında mantıksal bir köprü kuran, eksiksiz, çelişkisiz ve denetime elverişli bir gerekçe içermesi yasal bir zorunluluktur. Kararın gerekçesi; delillerin tartışılması, hukuki sebeplerin açıklanması ve tarafların haklılık nedenlerini anlaması bakımından büyük önem taşırken, aynı zamanda üst mahkemenin hukuka uygunluk denetimi yapabilmesine ve yargıya olan güvenin korunmasına hizmet eder.
4.Eldeki davada 01.08.1998 - 23.12.20 08... .08.2010 - 31.05.2014 tarihleri arasında davalı işveren nezdinde 506 sayılı Kanun (5510 sayılı Kanun'un 4/1-a maddesi) kapsamında bildirimleri bulunan davacı. 01.08.1998 - 01.10.2008 tarihleri arasındaki çalışmalarının 506 sayılı Kanun'un Ek 5. maddesi kapsamında olduğunun ve herhangi bir bildirimi olmayan 24.02.2009 - 01.08.2010 tarihleri arasında hizmet akdine tabi çalıştığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyulduğu belirtildiği halde taleple bağlı kalınarak karar verilmesi gerekirken talep aşılarak davacının 24.02.2009 - 01.08.2010 tarihleri arasındaki çalışmalarının da "Basın İş Kanunu kapsamında" olduğunun tespitine karar verilmiş olması hem kısa kararı kendi içerisinde çelişkili kılmakta, hem de hükmün gerekçesinin karar ile uyumlu olmasına ilişkin emredici kuralı ihlal etmektedir.
5.Öte yandan. İlk Derece Mahkemesinde, kabule konu olunan çalışmalar 30.09.2008 tarihinden öncesine ilişkin olup bu çalışmalar yönünden davanın yasal dayanağının 506 sayılı Kanun'un Ek 5. maddesi olduğu anılan maddenin 3. fıkrasının "...
Fiilen çalışılmış güne eklenecek itibari hizmet günü sayısının bulunmasında (Çalışılan gün sayısı x 0.25) formülü uygulanır." hükmü gereği, hüküm kurulması gerekmekte olduğu, yine Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 16.05.2000 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanan 18.02.2000 gün ve 1997/1 Esas - 2000/1 Karar sayılı kararında, anılan Kanun'un Ek 5. maddesinde öngörülen itibari hizmet süresinin, salt sigortalılık süresine eklenmesi gerekeceği, ayrıca bu sürenin fiili prim ödeme gün sayısına eklenmesinin söz konusu olamayacağına ilişkin kararı dikkate alınmaksızın,
yazılı şekilde tespitine hükmedilen çalışmanın 5953 sayılı Kanun kapsamında olduğunun belirtilmesiyle yetilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
6.Bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, Mahkemece yazılı şekilde hüküm tesisi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
VII. KARAR
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2025/9529, K. 2025/14737, 4 Kasım 2025 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama