KÜNYE
11. Ceza Dairesi 2011/8242 E., 2011/21951 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 21 Kasım 2011
- Mahkemesi
- Asliye Ceza Mahkemesi
- Suç
- Resmi belgede sahtecilik, Hırsızlık, Mala Zarar Verme
- Hüküm
- ... : Resmi belgede sahtecilik suçundan; TCK.nun 204/1, 62/1, 53/1-2-3. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezası
Karar Metni
998 kelime·5 dk okuma·1 bölüm
Hırsızlık suçundan; TCK.nun 142/1-b, 62/1, 53/1-2-3. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezası Mala zarar verme suçundan; TCK.nun 151/1, 62/1, 52/2-4. maddeleri uyarınca 3.000 YTL adli para cezası, CMK.nun 231. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına ...: Resmi belgede sahtecilik suçundan; Temyiz talebinin CMK.nun 296. maddesi uyarınca reddi
I-)Sanık ... müdafiinin, 12.03.2010 günlü oturumda yüzüne karşı tefhim olunan hükmü, 5320 sayılı yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nun 310. maddesinde öngörülen yasal süreden sonra 22.03.2010 havale tarihli dilekçe ile temyiz ettiği anlaşıldığından, süresinden sonra yapılan temyiz isteminin reddine karar vermek gerektiği gerekçeleri mahkemece dosya içeriğine uygun olarak gösterilmek suretiyle kabul ve takdir kılınmış olduğundan sanık ... müdafinin soruşturma eksiğine ilişen ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun bulunan 09.04.2010 gün ve 2007/244 Esas, 2010/212 Karar sayılı “temyiz isteminin reddine” ilişkin ek kararın ONANMASINA,
2-)Sanık ... müdafiinin, mala zarar vermek suçundan verilen mahkumiyet hükmüne yönelik temyizi üzerine yapılan incelemede;
Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanık ...'a yüklenen “mala zarar vermek” suçunun sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde vasfı tayin, cezayı azaltıcı sebebin nitelik derecesi takdir kılınmış, savunması inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş ve incelenen dosyaya göre verilen hükümde bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan sanık müdafiinin bir sebebe dayanmayan ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA,
3-)Sanık ... müdafiinin, resmi belgede sahtecilik ve hırsızlık suçlarından verilen mahkumiyet hükümlerine yönelik temyizine gelince;
Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçların uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre sanık müdafiinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine; ancak:
Sanık hakkında resmi belgede sahtecilik ve hırsızlık suçlarından hüküm kurulurken kararın gerekçesinde “...kastın yoğunluğu, suçun işlenmesindeki özellikler nazara alınarak cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak verileceği..” belirtilmesine rağmen, hüküm fıkrasının 4. ve 5. bentlerinde TCK.nun 204/1 ve 142/1-b maddeleri gereğince “...takdiren alt sınırdan belirlenmek üzere 3 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına” denilmek suretiyle hükmün karıştırılması,
Yasaya aykırı, sanık ... müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUY.nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 21.11.2011 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
MUHALİF ŞERHİ
İncelenen dosyada sayın çoğunlukla aramızdaki görüş farklılığı, sanık ...’ın hırsızlık suçundan diğer sanık ... gibi beraatine karar verilmesi gerektiği şeklinde bozulması gerektiğine ilişkindir.
Şikayetçi ...'in 14.02.2007 tarihinde çalınan eşyaları arasında bulunan ve Ziraat Bankası Mersin/Çamlıyayla şubesinden alınma çek defteri koçanının sanık ...'ın arabasında ele geçmesi nedeniyle adı geçen sanığın hırsızlık suçundan mahkumiyetine karar verilmiştir. Mahkemece sanık ... ile birlikte hırsızlık suçunu işlediği iddia olunan sanık ...’ın mahkumiyetine yeterli delil elde edilemediğinden dolayı beraatine karar verilmiştir.
Beraat kararının gerekçesinde; mahkemece kısmen atıfta bulunulan Ceza Genel Kurulu’nun 04.04.2006 gün 2006/3-35-97 sayılı kararı ile daha sonraki benzer birçok kararında belirtildiği üzere; “amacı, maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden kurmak olan ceza yargılamasının en önemli ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; “suçsuzluk” ya da “masumiyet karinesi” olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latince “in dubio pro reo” olarak ifade edilen “kuşkudan sanık yararlanır” ilkesidir.
Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın cezalandırılması bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin kuşkunun, sanığın yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, bir suçun gerçekten işlenip işlenmediği veya işlenmiş ise gerçekleştirilme biçimi konusunda kuşku belirmesi halinde uygulanacağı gibi, dava koşulları bakımından da geçerlidir.
Gerçekleşme şekli kuşkulu ve tam olarak aydınlatılmamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkumiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkumiyeti, yargılama sürecinde toplanan kanıtların bir kısmına dayanılıp diğer kısmı gözardı edilerek ulaşılan olası kanıya değil, kesin ve açıkbir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, hiçbir kuşku ve başka türlü oluşa olanak vermeyecek açıklıkta olmalıdır.
Yüksek de olsa bir olasılığa dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza yargılamasının en önemli amacı olan maddi gerçeği ulaşmada varsayıma dayalı olarak hüküm kurmak anlamına gelir ki, bu durum da yukarıda belirtilen ilkeye açık bir aykırılık oluşturur. O halde ceza yargılamasında mahkumiyet, büyük veya küçük bir olasılığın değil, her türlü kuşkudan uzak bir kesinliğe dayanmalıdır. Uygulamada adli hataların önüne geçilebilmesinin başka bir yolu da bulunmamaktadır.
Vicdani kanıt sisteminin geçerli bulunduğu ceza yargılaması hukukumuzda hakimin hükmünü dayandırdığı delillerin gerçekçi, akılcı, olayı tüm ayrıntısı ile yansıtıcı, kanıtlamaya yararlı ve hukuka uygun olarak elde edilmiş olması gerekir.
Sanık aleyhine vicdani kanı, yargılama konusu olayla ilgili olmayan bilgilerle oluşmamalı, sanığın önceki sabıkasını da hükme dayanak yapmalıdır.” şeklinde şüpheden tamamen uzak bir delilin varlığı halinde sanık veya sanıkların mahkumiyetine gidilmesi gerektiği belirtilmiş olup esasen bu husus hukukun en önemli evrensel ilkelerinin de biridir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Şikayetçi ...'in 14.02.2007 tarihinde çalınan eşyaları arasında bulunan ve Ziraat Bankası Mersin/Çamlıyayla şubesinden alınma çek defteri koçanının arabasında ele geçmesi nedeniyle sanık ... ile bu koçana ait iki adet çekte cirosu bulunan sanık ...’ın fikir ve eylem birliği içerisinde çek koçanını çalmak suretiyle hırsızlık suçunu birlikte işlediklerinden dolayı 27.07.2007 tarihli iddianame ile her iki sanık hakkında kamu davası açıldığı,
ancak mahkemece yukarıda belirtilen Ceza Genel Kurulu kararınındaki ilkeler gerekçe olarak gösterilerek sanık ...’ın mahkumiyetine yeterli kesin ve inandırıcı bir delil elde edilemediğinden beraatine karar verilmesine rağmen, hırsızlığa konu çek koçanının aracında ele geçmesi dışında şikayetçiye ait arabanın camını kırıp hırsızlık yaptığına dair tanık, parmak izi, kamera kaydı vs. gibi somut olarak hırsızlık fiilini gerçekleştirdiğine dair mahkumiyetine yeterli kesin, somut ve inandırıcı her hangi bir delil bulunmayan ve aşamalarda ısrarla atılı hırsızlık suçunu işlemediğini savunan sanık ...
Yıldırım hakkında ise gerçekçi, akılcı, olayı tüm ayrıntısı ile yansıtıcı, kanıtlamaya yararlı ve hukuka uygun hiçbir delile dayanmayan gerekçelerle mahkumiyet kararı verilmiştir.
Sanığın bu şekildeki eyleminin olsa olsa (her ne kadar bu suça dönüşmesi olanaksız ise de) TCK.nun 165.maddesindeki “suç eşyasını satın almak veya kabul etmek” suçunu oluşturacağı kabul edilebilirse de sadece arabasında çalıntı çek koçanının ele geçirilmesinin hırsızlık suçunun da faili olduğunu kabul etmemizi gerektirmeyecektir.
Bu gerekçelerle; sanık ... hakkında, hırsızlık suçundan mahkumiyetine dair hükmün “elde edilen delillerin mahkumiyetine yeterli olmadığından beraatine” karar verilmesi gerektiğinden çoğunluğun adı geçen sanık hakkındaki “hırsızlık” suçundan verilen bozma görüşüne katılmıyorum.
Yargıtay 11. Ceza Dairesi, E. 2011/8242, K. 2011/21951, 21 Kasım 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama