KÜNYE
11. Ceza Dairesi 2016/7561 E., 2018/3862 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 25 Nisan 2018
- Mahkemesi
- Asliye Ceza Mahkemesi
- Suç
- Resmi belgede sahtecilik
- Hüküm
- Mahkumiyet
Karar Metni
473 kelime·2 dk okuma
1- Belgelerde sahtecilik suçlarında aldatma yeteneğinin bulunup bulunmadığının takdirinin mahkemeye ait olduğu cihetle, sahte diplomaların düzenlendiği tarih veya yakın tarihlere ilişkin tam doldurulmuş gerçek diploma örnekleri mahkemeye getirtilerek, biçimsel özellikler, imzalar ve mühürler yönünden incelenmesi ve sahte olduğu iddia edilen diplomaların aldatma kabiliyetinin bulunup bulunmadığının buna göre değerlendirilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması, 2- Kabule göre de;
a- Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 22.04.2014 gün, 2013/11-397 E., 2014/202 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere, 765 sayılı TCK ile 5237 sayılı TCK'nın "Kamu güvenine karşı suçlar" bölümünde düzenlenen ve belgenin gerçeğe aykırı olarak düzenlenmesi ile kamu güveninin sarsıldığı kabul edilerek suç sayılıp yaptırıma bağlanan "resmi belgede sahtecilik" suçlarının hukuki konusunun kamu güveni olduğu,
suçun işlenmesi ile kamu güveninin sarsılması dışında, bir veya birden fazla kişi de haksızlığa uğrayıp, suçtan zarar görmesi halinde dahi, suçun mağdurunun toplumu oluşturan bireylerin tamamının, diğer bir ifadeyle kamunun olduğuna dair kabulünün etkilenmeyeceği, eylemin belirli bir kişinin zararına olarak işlenmesi halinde bu kişinin mağdur değil, suçtan zarar gören olacağının kabulü gerekeceği cihetle;
sanığın, haklarında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilen İskender Bak ve Zeki Bak adına aynı anda sahte diploma düzenlemesinden ibaret eylemlerinin diplomaların aynı anda verilmesi nedeniyle kül halinde resmi belgede sahtecilik suçunu oluşturacağı, ancak belge sayısı dikkate alınarak aynı Kanun'un 61. maddesi gereğince alt sınırdan uzaklaşılması gerektiği gözetilmeden, sanık hakkında iki kez ayrı ayrı resmi belgede sahtecilik suçundan hüküm kurulması,
b- Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 18/06/2013 gün ve 2012/15-1351 Esas ve 2013/328 Karar sayılı kararında da vurgulandığı üzere, kanun koyucu, cezanın kişiselleştirilmesinin sağlanması bakımından hâkime somut olayın özellikleri ve işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı bir şekilde gerekçesini de göstererek alt ve üst sınır arasında temel cezayı belirleme yetki ve görevini yüklemiştir.
Ancak, hâkimin temel cezayı belirlerken dayandığı gerekçe, bu düzenlemelere uygun olarak; suçun işleniş biçimi, suçun işlenmesinde kullanılan araçlar, suçun işlendiği zaman ve yer, suç konusunun önem ve değeri, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı, failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığı, güttüğü amaç ve saik ile dosya içeriğine yansıyan bilgi ve belgelerin isabetli biçimde değerlendirildiğini gösterir biçimde yasal ve yeterli olmalıdır.
Sanığın atılı suçları işlediği iddiasına göre; somut olayın özellikleri gözetilerek TCK'nın 3/1. maddesi uyarınca işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı olacak şekilde alt ve üst sınırlar arasında uygun bir belirleme yapılması gerekirken, TCK'nın 61. maddesinde sayılan cezanın bireyselleştirilmesindeki ölçütler somutlaştırılmadan hak ve nesafet kuralları ile orantılılık ilkesine aykırı olacak şekilde cezalarının üst sınıra yakın olarak tayini, yasaya aykırı
Yargıtay 11. Ceza Dairesi, E. 2016/7561, K. 2018/3862, 25 Nisan 2018 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama