KÜNYE
11. Ceza Dairesi 2017/10131 E., 2019/6203 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 12 Eylül 2019
- Mahkemesi
- Asliye Ceza Mahkemesi
- Suç
- Resmi belgede sahtecilik, Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanma, Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan
- Hüküm
- Sanık ... hakkında Resmi belgede sahtecilik ve Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanma suçundan: Mahkumiyet
Karar Metni
539 kelime·3 dk okuma
Sanıklar ... ve ... haklarında Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanma suçuna iştirakten: Mahkumiyet
I- Sanık ... hakkında resmi belgede sahtecilik ve başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanma suçlarından verilen mahkumiyet hükümlerine yönelik sanığın temyiz itirazlarının incelenmesinde:
5237 sayılı TCK’nin 53. maddesinin uygulanmasında, Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarihli 2014/140 Esas ve 2015/85 Karar sayılı iptal kararının infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmüştür.
Yapılan yargılamada, toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanıklara yüklenen suçların sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde vasfı tayin edilmiş, cezaları artırıcı ve azaltıcı nedenlerin bulunmadığı takdir kılınmış, incelenen dosyaya göre verilen hükümlerde bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanığın yerinde görülmeyen temyiz nedenlerinin reddiyle hükümlerin istem gibi ONANMASINA,
II- Sanıklar ... ve ... hakkında başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanma suçuna iştirak suçundan verilen mahkumiyet hükümlerine yönelik sanıkların temyiz itirazlarının incelenmesinde:
1- Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunun oluşabilmesi için, kişinin açıklamaları üzerine yetkili bir kamu görevlisi tarafından resmi bir belgenin düzenlenmesi ve düzenlenen resmi belgenin, beyanın doğruluğunu ispat edici bir güce sahip olması gerekir.
Yalan beyanın tek başına kanıtlama gücünün bulunmadığı, bu beyana rağmen görevlinin, beyan edilen hususların doğruluğunu araştırıp da belgeyi sonra düzenlemesinin gerekli olduğu hallerde, belgeye dayanak oluşturan bilgi yalan beyan olmayıp, görevlinin araştırması sonucu ulaştığı bilgi olduğundan, yine beyan olunan bilgiler ilgili memur ya da makamın başkaca araştırma yapmasını, belge incelemesini gerektirirse veya yalan beyan üzerine memurun kandırılamaması neticesinde doğru şekilde belge oluşturulması durumunda belirtilen suç oluşmaz.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 268. maddesinde tanımlanan, başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçunun oluşabilmesi için ise, failin işlediği suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla, başkasına ait kimliği veya kimlik bilgilerini kullanarak başkası hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını sağlaması gerekir.
Bu hüküm ile 5237 sayılı TCK’nin 206. maddesinde düzenlenen suç arasındaki fark soruşturma ya da kovuşturmaya konu olmuş bir suçun işlenmiş olma şartıyla failin kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla, başkasına ait kimliği veya kimlik bilgilerini kullanmasıdır.
Bu açıklamalara göre; hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla gerçekte kardeşi olan mağdur ...‘e ait kimlik ve kimlik bilgilerini kullanarak TCK‘nin 268. maddesinde düzenlenen suçun faili olan sanık ...‘ın, kimliği hakkında şüpheye düşen görevlilerin, adı geçenin gerçek kimliğini tespit etmek amacıyla, mağdurun annesi ... ile gerçekte amcası ancak nüfus kayıtlarına göre sanık ...‘ın babası olan sanık ...‘nun teşhis amacıyla çağrıldığı,
adı geçen sanıkların ise sanık ...‘ın gerçek kimliğini bilmelerine rağmen kimliği hususunda görevlilere yalan beyanda bulundukları anlaşılmış ise de, sanıkların bu şekilde yalan beyanlarının tek başına kanıtlama gücünün bulunmadığı, bu beyanlara rağmen görevlilerin araştırma yükümlülüğünün devam ettiğinin anlaşılması karşısında; sanıklar hakkında unsurları oluşmayan resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyanda bulunma suçundan beraat karar verilmesi gerekirken, suç vasfında yanılgıya düşmek suretiyle yazılı şekilde hükümler kurulması,
Yargıtay 11. Ceza Dairesi, E. 2017/10131, K. 2019/6203, 12 Eylül 2019 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama