KÜNYE
11. Ceza Dairesi 2023/2939 E., 2025/12565 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 2 Ekim 2025
- Mahkemesi
- Ağır Ceza Mahkemesi
- Sayısı
- 2019/134 E. 2021/403 K.
- Suç
- Kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği
- Hükümler
- Mahkûmiyet
- Tebliğname görüşü
- Ret, onama
Karar Metni
774 kelime·4 dk okuma·2 bölüm
Yapılan ön inceleme neticesinde; sanıklar hakkında bozma üzerine kurulan hükümlerin temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin -sanık ... yönünden- süresinde olduğu, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I- Sanık ... yönünden yapılan temyiz incelemesinde
Sanık ...'in yokluğunda verilip 30.11.2021 tarihinde usûlüne uygun şekilde tebliğ edilen karara karşı, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’un 310/1. maddesinde belirlenen bir haftalık kanunî süre geçtikten sonra 27.01.2022 tarihinde temyiz isteğinde bulunulduğu, hükmün, 1412 sayılı CMUK'un 305/1. maddesi gereği re’sen temyize de tabi olmadığı anlaşılmakla, sanık ...'in temyiz isteğinin, 1412 sayılı CMUK’un 317. maddesi uyarınca Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle REDDİNE,
II- Sanık ... yönünden yapılan temyiz incelemesinde
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 14.10.2008 tarihli ve 49/219 sayılı kararında da açıklandığı üzere, ceza yargılamasının amacı somut gerçeğin ortaya çıkarılması olup, bunun için başvurulan kanıtlama araçlarından biri de belgelerdir. Yargılama makamları suç isnadı nedeniyle oluşan uyuşmazlığı çözümlerken ele geçirilen ve kendiliğinden getirilen ya da iddia ve savunma doğrultusunda sunulan belgelerin aldatma kabiliyetini denetlemek durumundadırlar.
Aldatma kabiliyetinin denetlenebilmesi için, belgenin aslının veya bunun olanaklı olmaması halinde de aslına uygunluğu yetkili makam veya kişilerce onaylanmış örnek ya da kopyalarının dosyaya konulması gerekir.
Yine Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 14.10.2003 tarihli ve 232/250 sayılı kararında da, suça konu belgenin fotokopi olması durumunda hukuki sonuç doğurmaya elverişli nitelikte olmayacağı, aslı ele geçmeyen belgelerin aldatma kabiliyetinin bulunup bulunmadığının tespit edilemeyeceği ve fiili iğfalin de aldatıcılık niteliğini göstermeyeceği kabul edilmektedir.
Bu açıklamalar ışığında somut olayda. Sanık ... 'ın Kuşadası Belediye Başkanı olduğu, "Şikayetçi ...'un mülkiyetinde bulunan araziden toprak alınması iddiası ile ilgili Kuşadası Sulh Hukuk Mahkemesince tespit edilen bedelin tahsili amacıyla giriştiği icra takibi sonucunda belediyenin ...
Bankası şubesinde bulunan hesabına, bu hesabın açıldığı 03/01/2006 tarihinden önce alınan ve belediye gelirlerinden bazılarının haczedilemeyeceğine ilişkin 24/03/2005 günlü, 402 sayılı Encümen kararı üzerinde oynanarak, bu karara Encümen kararından sonra açılan banka hesap numarasının yazıldığı ve yine Encümen kararının alındığı tarihte yürürlükte bulunan ve bu kararda belirtilen Belediye Kanununun 5272 sayılı numarasının, karar üzerinde oynandığı tarihte yürürlükte bulunan 5393 sayılı numarayla değiştirildiği,
bu yazıların Kuşadası Belediye Yazı İşleri Müdür vekili Şükran Sarsılmaz tarafından yazıldığı ve Kuşadası Belediye Başkanı ... tarafından imzalandığından sorumluluklarının bulunduğu şeklinde, iddia ve kabul olunan olayda.
Her ne kadar yargılamaya konu davada mahkemenin 11. celsesinde Emanetten gelen belge aslının incelendiği ve incelemeye konu, "Söke Adli Emanetindeki Kuşadası Belediyesi'nin 24/03/2005 tarih ve 402 sayılı encümen kararı aslı" olmak üzere toplam 6 sayfa belge üzerinde mahkemece yapılan gözlemde: Belge karar sayısının 402 olduğu, belge altında Belediye Başkan Vekili olarak ...., Üye ..., Üye ..., Üye ..., Belediye Yazı işleri Müdür Vekili ..., Belediye Hesap İşleri Müdür Vekili ... ve Belediye Fen İşleri Müdür ...'ın imzasının bulunduğu belge içinde belediye adına ...
Bankası ...
Şubesinde açılmış olan ... nolu vadeli hesap ve ... nolu fon hesapları vergi resim ve harçlardan elde edilen gelirler olup 5272 Sayılı Kanunun 15. maddesinin son fıkrası doğrultusunda kullanılmasına dair karar verildiği, karar tarihinin 24/03/2005 tarihi olduğu, belgenin asıl ve gerçek belge olduğu, belge üzerinde ilk bakışta herhangi bir tahribatın görülmediği ve yine belge içeriğinde yer alan 5272 sayılı üzerinde herhangi bir oynama bulunmadığı anlaşılmıştır." denilmişse de; incelenen belgenin suça konu sahteliği iddia edilen belge olmayıp, sahte kopyalandığı iddia edilen gerçek encümen kararı olduğu,
oysa sahte olduğu iddia edilen belgenin 5393 kanun maddesinin yazılı olduğu diğer sanık ... tarafından imzalanıp, "İcra Müd. aslı gibidir" kaşesinin basıldığı belgenin fotokopi niteliğinde olduğu, bu belgenin aslının veya aslı gibidir onaylı suretinin dosya içinde bulunmadığı, davaya konu bu belgenin aslının yada aslı gibidir onaylı örneğinin bankadan ve İcra Müdürlüğünden getirilip sahtelik unsurlarının araştırılmadığı anlaşılmakla.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 14.10.2003 tarih ve 232/250 sayılı kararında ve yerleşik içtihatlarda açıklandığı üzere, sahtecilik suçunun oluşabilmesi için belgenin nesnel olarak aldatıcılık niteliğinin bulunması ve keyfiyetin belgeden objektif olarak anlaşılması gerektiği, muhatabın hatasından, dikkatsizlik veya özensizliğinden kaynaklanan fiili iğfalin, aldatıcılık niteliğinin varlığını göstermeyeceği, aslı ele geçirilemeyen fotokopi belgenin hukuki sonuç doğurmaya elverişli nitelikte olmadığı gibi fotokopi belge üzerinde kriminal inceleme yapılamayacağı gibi aldatıcılık yönünden inceleme yapılması imkânı bulunmadığından,
gerçeğin kuşkuya yer bırakmayacak şekilde tespiti bakımından, kamu görevlisinin resmi belgede sahtecilik suçuna konu edilen encümen kararının sahte olduğu iddia olunan asıllarının veya aslı gibidir onaylı örneğinin araştırılması, ele geçirilmesi halinde duruşmada incelenmek suretiyle belgenin özelliği ve aldatıcı nitelikte olup olmadığının tespiti ile sonucuna göre suç vasfı da belirlenerek sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken eksik inceleme ve araştırma ile hüküm kurulması,
Yargıtay 11. Ceza Dairesi, E. 2023/2939, K. 2025/12565, 2 Ekim 2025 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama