İçeriğe geç
AC
11. Ceza Dairesi Esas: 2024/2809 Karar: 2024/12677 Tarih: 2024

Yargıtay 11. Ceza Dairesi E.2024/2809 K.2024/12677

11. Ceza Dairesi 2024/2809 E. , 2024/12677 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Sulh Ceza Hakimliği İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının, 04.06.2023 tarihli ve 2022/51263 Soruşturma, 2023/78690 Karar sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin mercii İstanbul 6. Sulh Ceza Hakimliğini

Karar Özeti

11. Ceza Dairesi 2024/2809 E. , 2024/12677 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Sulh Ceza Hakimliği İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının, 04.06.2023 tarihli ve 2022/51263 Soruşturma, 2023/78690 Karar sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin mercii İstanbul 6. Sulh Ceza Hakimliğini

Karar Detayı

11. Ceza Dairesi 2024/2809 E. , 2024/12677 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Sulh Ceza Hakimliği İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının, 04.06.2023 tarihli ve 2022/51263 Soruşturma, 2023/78690 Karar sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin mercii İstanbul 6. Sulh Ceza Hakimliğinin, 02.10.2023 tarihli ve 2023/8632 Değişik İş sayılı kararının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 271/4. maddesi uyarınca kesin nitelikte olması sebebiyle karar tarihi olan 02.10.2023'te kesinleştiği belirlenmiştir. Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı Kanun'un 309/1. maddesi uyarınca, 11.03.2024 tarihli ve 2023/30317 sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 02.04.2024 tarihli ve KYB-2024/31780 sayılı Tebliğnamesi ile soruşturma dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü: I. İSTEM Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 02.04.2024 tarihli ve KYB-2024/31780 sayılı kanun yararına bozma isteminin; "5271 sayılı Kanun’un 160. maddesi uyarınca, Cumhuriyet savcısının, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlaması gerektiği, aynı Kanun’un 170/2. maddesi gereğince yapacağı değerlendirme sonucunda, toplanan delillerin suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturduğu kanısına ulaştığında iddianame düzenleyerek kamu davası açacağı, aksi halde ise anılan Kanun’un 172. maddesi gereği kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar vereceği, buna karşın Cumhuriyet savcısının 5271 sayılı Kanun’un kendisine yüklediği soruşturma görevini yerine getirmediği, ortada yasaya uygun bir soruşturmanın bulunmadığı durumda, anılan Kanun’un 173/3. maddesindeki koşullar oluşmadığından, itirazı inceleyen merciin Cumhuriyet savcısının soruşturma yapmasını sağlamak maksadıyla itirazın kabulüne karar verebileceği yönündeki açıklamalar karşısında, Dosya kapsamına göre, müşteki vekilinin şikayet dilekçesinde özetle, müvekkili aleyhine İstanbul 7. İcra Müdürlüğünün 2022/5216 sayılı dosyası ile 300.000,00 Amerikan doları bedelli, 20/11/2015 keşide tarihli ve 15/11/2015 vadeli senet ile senette alacaklı olarak gözüken şüpheli ... tarafından icra takibi başlatıldığını, senet altındaki imza ve parmak izinin müvekkiline ait olmadığını, müvekkilinin ... ile herhangi bir hukuki ilişkisi olmadığı gibi adı geçeni tanımadığını iddia ederek şikayetçi olması üzerine başlatılan soruşturma neticesinde, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca, senet üzerindeki parmak izinin müştekiye ait olduğu yönündeki Polis Kriminal Raporu ile İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2022/182 esasına kayden görülen menfi tespit davasında alınan Adli Tıp Fizik İhtisas Dairesinin 15/05/2023 tarihli raporu ile senet üzerindeki imzanın müştekiye ait olduğunun tespit edildiğinden bahisle, resmi belgede sahtecilik ve dolandırıcılık suçlarının yasal unsurlarının oluşmayacağı gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiş ise de; Müşteki vekili tarafından İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına sunulan 21/03/2022 tarihli ve İstanbul Jandarma Kriminal Laboratuvarı Grafoloji uzmanı tarafından düzenlenen bilimsel mütalaada, senet üzerindeki imzanın müştekiye ait olmadığı tespitine yer verilmiş olması, yine İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2022/182 esas sayılı dosyasında yer alan 26/12/2022 tarihli Adli Tıp Öğretim Üyesi Bilirkişi tarafından düzenlenen raporda senet üzerindeki imzanın müşteki Aslan Yıldız'a ait olmadığı yönündeki tespitler nazara alındığında, raporlar arasında çelişki bulunduğu anlaşılmakla, Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 22/06/2023 tarihli ve 2022/10503 esas, 2023/4457 sayılı "15.07.2018 tarihli ve 30479 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Bakanlıklara Bağlı, İlgili, İlişkili Kurum ve Kuruluşlar ile Diğer Kurum ve Kuruluşların Teşkilatı Hakkında 4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin (4 sayılı Kararname) "Adli Tıp Üst Kurullarının Görevleri" kenar başlıklı 16 ncı maddesinin 2. fıkrası “ Fizik İhtisas Dairesi ve Trafik İhtisas Dairesinin raporları Adlî Tıp Üst Kurullarında incelemeye alınamaz. Bu dairelerden birinin verdiği raporlar ile diğer bilirkişi raporları arasında çelişki bulunması hâlinde mahkeme veya Cumhuriyet savcılıklarınca gerekçesi belirtilmek suretiyle talep edilmesi üzerine raporlar, ilgili ihtisas dairesinin en az yedi uzmanının katılımı ile oluşan genişletilmiş uzmanlar heyetince incelenir ve kesin olarak karara bağlanır. Kararlar katılanların oy çokluğuyla alınır, eşitlik hâlinde başkanın bulunduğu taraf oy çokluğunu sağlamış olur.” düzenlemesini içermektedir. ...Bu itibarla Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi Adli Belge İnceleme Şubesince düzenlenen 09.11.2021 tarihli bilirkişi raporu ile dosya kapsamındaki diğer bilirkişi raporları arasında çelişki bulunduğu açıktır. (aynı yönde Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 26.04.2023 tarihli ve 2022/12-332 Esas - 2023/358 Karar sayılı kararı) O halde İlk Derece Mahkemesince, yukarıdaki açıklamalara ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 26.04.2023 tarihli ve 2022/12-332 Esas - 2023/358 Karar sayılı kararında benimsenen ilkelere göre, 4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 16 ncı maddesinin ikinci fıkrası gereğince, takibe dayanak bono üzerindeki keşideci imzasının Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesinin en az yedi uzmanının katılımı ile oluşan genişletilmiş uzmanlar heyetince incelenmesi ve bu suretle alınacak bilirkişi raporu da değerlendirilerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, uyuşmazlığa çözüm getirecek nitelikte bulunmayan raporlar hükme esas alınarak yazılı şekilde hüküm tesisi ve borçlunun istinaf başvurusunun Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddi isabetsiz olup, kararın bozulması gerekmiştir." şeklindeki kararı da gözetilerek, raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesi ve maddi gerçeğin ortaya çıkması için, şüphelilerin tamamının imza yazı ve rakam örnekleri alınarak Adli Tıp Kurumu genişletilmiş uzmanlar heyetinden, senet üzerindeki imza ve parmak izinin öncelikle müştekiye ait olup olmadığı, müştekiye ait değil ise, şüphelilere ait olup olmadığı yönünde inceleme yaptırılarak sonucuna göre şüphelilerin hukuki durumlarının tayin ve takdir edilmesi gerektiği cihetle, eksik soruşturma ile kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesi nedeniyle, soruşturmanın genişletilmesine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde itirazın reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir." Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır. II. GEREKÇE 1. 5271 sayılı Kanun‘un 160. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında; Cumhuriyet savcısının, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlayacağı, maddî gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adlî kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlü olduğu belirlenmiştir. 2. 5271 sayılı Kanun’un, “Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar” başlıklı 172/1. maddesi; “(1) Cumhuriyet savcısı, soruşturma evresi sonunda, kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması hâllerinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verir. Bu karar, suçtan zarar gören ile önceden ifadesi alınmış veya sorguya çekilmiş şüpheliye bildirilir. Kararda itiraz hakkı, süresi ve mercii gösterilir. ...“ Şeklinde düzenlenmiştir. 3. 5271 sayılı Kanun’un, “Cumhuriyet savcısının kararına itiraz” başlıklı 173. maddesinin inceleme konusu ile ilgili olan birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkralarında; “(1) Suçtan zarar gören, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren onbeş gün içinde, bu kararı veren Cumhuriyet savcısının yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine itiraz edebilir. (2) İtiraz dilekçesinde, kamu davasının açılmasını gerektirebilecek olaylar ve deliller belirtilir. (3)(Değişik: 18/6/2014-6545/71 md.) Sulh ceza hâkimliği, kararını vermek için soruşturmanın genişletilmesine gerek görür ise bu hususu açıkça belirtmek suretiyle, o yer Cumhuriyet başsavcılığından talepte bulunabilir; kamu davasının açılması için yeterli nedenler bulunmazsa, istemi gerekçeli olarak reddeder; itiraz edeni giderlere mahkûm eder ve dosyayı Cumhuriyet savcısına gönderir. Cumhuriyet savcısı, kararı itiraz edene ve şüpheliye bildirir. (4) (Değişik: 25/5/2005 - 5353/26 md.) Sulh ceza hâkimliği istemi yerinde bulursa, Cumhuriyet savcısı iddianame düzenleyerek mahkemeye verir. ...“ Hükümleri yer almaktadır. 4. Kanun‘da yer alan düzenlemelerden de görüleceği üzere; Cumhuriyet savcısı, suçun işlenip işlenmediğinin tespiti bakımından hemen işin gerçeğini araştırmaya başlamalı, toplanan delillerin suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturduğu kanısına ulaştığında iddianame düzenleyerek kamu davası açmalı, aksi halde 5271 sayılı Kanun’un 172. maddesi gereğince kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar vermelidir. 5. Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı itiraz üzerine inceleyen Sulh Ceza Hakimliği, kamu davası açılması için yeterli delil bulunmaması durumunda itirazın reddine, yeterli delil bulunması durumunda itirazın kabulüne veya eksik soruşturma nedeniyle soruşturmanın genişletilmesine karar verebilecektir. 6. Bu kapsamda inceleme konusu soruşturma dosyası değerlendirildiğinde; şikâyetçinin borçlusu, şüpheli ...'in ise alacaklısı olduğu, keşide tarihi 20.11.2015 vade tarihi 15.11.2019 olan 300.000,00 USD bedelli bononun, şüpheli tarafından İstanbul 7. İcra Müdürlüğünün 2022/5216 sayılı dosyası kapsamında şikâyetçi aleyhine icra takibine konu edilmesine karşın, şikâyetçinin şüpheliyi tanımadığının ve takip konusu bono üzerinde yer alan imza ve parmak izinin şikâyetçiye ait olmadığının iddia olunması üzerine yürütülen soruşturma kapsamında; şikâyetçi vekilinin, 01.02.2023 havale tarihli dilekçesiyle, şüpheli ... ile aralarındaki boşanma davası devam eden şikâyetçinin eşi şüpheli ... ve kayın biraderleri olan şüpheliler ... ve ...'in iştirak halinde hareket ettiklerinin, daha önce de şikâyetçinin bilgi ve rızası dışında banka hesabından yapılan bir kısım havale işlemleri olduğunun, bu olaylarla ilgili şikâyette bulunduklarının, yaptıkları araştırmalarda o olaylarda da, paraların gönderildiği kişilerin şüpheliler ... ve ... ile bağlantılı olduğunu tespit ettiklerinin bildirilmesi karşısında, şüpheliler ..., ... ve ...'in de olaylarla ilgili ifadelerine başvurulması, dosya kapsamında temin edilen HTS kayıtları incelenerek şüpheliler arasındaki görüşmelerin tarih ve sayılarının özellikle belirtilmesi suretiyle tutanağa bağlanması, Edremit Cumhuriyet Başsavcılığının, 2019/5677 ve 2021/7783 Soruşturma sayılı dosyalarının getirtilip incelenmesi, iş bu soruşturmayı ilgilendiren delillerin onaylı örneklerinin dosyaya eklenmesi, suça konu bonodan kaynaklan menfi tespit davasına ilişkin İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin, 2022/182 Esas sayılı dosyasının akıbetinin araştırılması, bu yargılama kapsamında temin edilen ve dosya içerisinde bulunmayan tüm bilirkişi raporlarının onaylı suretlerinin dosyaya celp edilmesi, gerekli görülmesi halinde dosyada yer alan 21.03.2022 tarihli bilimsel mütalaa başlıklı rapor, İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından temin edilen 26.12.2022 tarihli grafoloji uzmanı bilirkişi raporu ile Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Fizik İhtisas Dairesi Adli Belge İnceleme Şubesinin 15.05.2023 tarihli raporları arasındaki çelişkiyi giderecek ve bono üzerindeki yazıların şikâyetçi veya şüphelilere ait olup olmadığını tespit edecek şekilde 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu'nun 15. maddesi uyarınca Genişletilmiş Uzmanlar Kurulundan yeni bir bilirkişi raporu aldırılması, şüpheli ...’in bononun düzenleme tarihi itibariyle mal varlığı durumu araştırılarak, bu miktarda parayı şikâyetçiye yatırım amacıyla verebilecek ekonomik güce sahip olup olmadığının belirlenmesinden sonra, şikâyetçi vekilinin ibraz ettiği hastane kayıtları ile birlikte özellikle suça konu bononun bilgi ve rızası dışında imzalatılmış olabileceği yönündeki iddiaları da araştırılarak sonucuna göre bir değerlendirme yapılması gerekirken, "...her ne kadar müşteki vekili tarafında yapılan şikayette senet üzerindeki imzanın ve parmak izinin müştekiye ait olmadığı belirtilmesi ile soruşturmaya başlanılmışsa da, dosya kapsamında alınan Kriminal rapor ile parmak izinin müştekiye ait olduğu, tüm raporlar sonrası alınan Adli Tıp Kurumu Raporu ile de imzanın müştekiye ait olduğunun tespit edildiği, bu bağlamda dosya kapsamında senedin üzerindeki imzanın da sahte olmaması nedeniyle sahte bir belgeden söz edilemeyeceğinin anlaşıldığı, bu bağlamda bu senedin icra takibine koyulması ile de sahte evrak olmaması ile TCK 158/1-d maddesi kapsamındaki dolandırıcılık eyleminin oluştuğuna ilişkin somut delilin de olmadığı, bu suçun da yasal unsurlarının oluşmadığının değerlendirildiği, dosya kapsamındaki senet ile ilgili olarak gerek TCK’nın 209. maddesindeki açığa imzanın kötüye kullanılması, gerekse aynı Kanunun 156. maddesinde düzenlenen bedelsiz senedin kullanılması suçunun değerlendirilmesinde; Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 24.03.1989 gün ve 1988/1-1989/2 sayılı ilamında açıklandığı üzere, senedin anlaşmaya aykırı doldurulduğunun veya bedelsiz kaldığının yazılı delille ispatı zorunlu olup, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun cevaz verdiği haller dışında iddianın yazılı delille ispatı gerekeceğinin belirtildiği, bu bağlamda müştekinin senedi vermediğini belirtmesine rağmen buna ilişkin belirtilen şekilde yazılı delil sunulmadığı, bu hususun diğer şekilde tanık v.b şekilde ispat edilemeyeceği, bu bağlamda bu yöndeki iddianın da müştekinin soyut iddiası dışında, suç konusu senedin aralarındaki anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğuna veya bedelsiz kaldığına dair yazılı delil bulunmadığı, bu bağlamda şüpheli şahısların müştekiye yönelik olarak birlikte şikayete konu eylemleri gerçekleştirdiğine ilişkin somut delilin olmadığı..." şeklindeki hatalı gerekçe ve eksik soruşturma neticesinde verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yapılan itiraz üzerine soruşturmanın genişletilmesine karar verilmesi yerine itirazın reddine karar verilmesi Kanun’a aykırı olup, kanun yararına bozma talebi yerinde görülmüştür. III. KARAR 1. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin KABULÜNE, 2. İstanbul 6. Sulh Ceza Hakimliğinin, 02.10.2023 tarihli ve 2023/8632 Değişik İş sayılı kararının, 5271 sayılı Kanun’un 309/3. maddesi gereği, oy birliğiyle KANUN YARARINA BOZULMASINA,5271 sayılı Kanun’un 309/4-a. maddesi uyarınca gerekli işlemlerin yapılması için soruşturma dosyasının, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 04.11.2024 tarihinde karar verildi.

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu emsali kullanmak için avukat desteği alın.

Görüşme Planla