İçeriğe geç
AC
11. Ceza Dairesi Esas: 2024/5212 Karar: 2025/1377 Tarih: 2025

Yargıtay 11. Ceza Dairesi E.2024/5212 K.2025/1377

11. Ceza Dairesi 2024/5212 E. , 2025/1377 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi ASIL VE EK KARAR TARİHİ : 22.01.2024, 19.04.2024 SAYISI : 2023/1892 E., 2024/194 K. SUÇ : Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık HÜKÜMLER : İstinaf başvurusunun esastan re

Karar Özeti

11. Ceza Dairesi 2024/5212 E. , 2025/1377 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi ASIL VE EK KARAR TARİHİ : 22.01.2024, 19.04.2024 SAYISI : 2023/1892 E., 2024/194 K. SUÇ : Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık HÜKÜMLER : İstinaf başvurusunun esastan re

Karar Detayı

11. Ceza Dairesi 2024/5212 E. , 2025/1377 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi ASIL VE EK KARAR TARİHİ : 22.01.2024, 19.04.2024 SAYISI : 2023/1892 E., 2024/194 K. SUÇ : Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık HÜKÜMLER : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararları, temyiz isteminin süre yönünden reddi kararı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma Yapılan ön inceleme neticesinde; sanıklar hakkında kurulan hükümlerin ve ek kararın temyiz edilebilir oldukları, temyiz edenlerin hükümleri ve ek kararı temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ 1. İzmir 3. Ağır Ceza Mahkemesinin, 01.12.2022 tarihli ve 2022/123 Esas, 2022/413 Karar sayılı kararı ile sanıklar ... ve ... hakkında bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçundan, 5237 sayılı TCK’nın 158/1-f-son, 158/3, 52/2-4 ve 53/1 maddeleri uyarınca ayrı ayrı 7 yıl 6 ay hapis ve 210.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmalarına, taksitlendirmeye ve hak yoksunluklarına, sanık ... hakkında bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçundan, 5237 sayılı TCK’nın 158/1-f-son, 158/3, 62, 52/2-4 ve 53/1 maddeleri uyarınca 6 yıl 3 ay hapis ve 116.660,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, taksitlendirmeye ve hak yoksunluklarına, karar verilerek sanık ... hakkında ayrıca 5237 sayılı TCK'nın 58/6 maddesi gereği 2. kez olmak üzere, cezaların mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmiştir. 2. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesinin, 22.01.2024 tarihli ve 2023/1892 Esas, 2024/194 Karar sayılı kararı ile sanıklar hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik istinaf başvurularının 5271 sayılı CMK’nın 280/1-a maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. 3. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesinin, 19.04.2024 tarihli ve 2023/1892 Esas, 2024/194 Karar sayılı ek kararı ile sanık ... müdafiinin yokluğunda verilen kararın, 29.01.2024 tarihinde usulüne uygun şekilde tebliğ edildiği, kararın sanık yönünden temyiz edilmemesi üzerine 13.02.2024 tarihinde kesinleştiği, sanık müdafinin 03.04.2024 tarihli temyiz başvuru dilekçesinin 15 günlük yasal temyiz süresi içerisinde verilmediği gerekçesiyle sanık müdafinin temyiz talebinin süre yönünden reddine karar verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ A. Sanık ... Müdafinin Ek Karara Yönelen Temyiz Nedenleri Kararın esası incelenerek lehine bozulması talebine ilişkindir. B. Sanık ... Müdafinin Asıl Karara Yönelen Temyiz Nedenleri Suçun unsurlarının oluşmadığına, hükmün usul ve yasaya aykırı olduğuna ilişkindir. C. Sanık ...'ın Asıl Karara Yönelen Temyiz Nedenleri Atılı suçu işlemediğine, hakkında lehe hükümlerin uygulanması talebine ilişkindir. III. GEREKÇE A. Tebliğname Yönünden Sanık ... müdafine gerekçeli kararın usulüne uygun şekilde tebliğ edildiği anlaşılmakla, Tebliğname'de sanık ... yönünden açıklanan görüşe iştirak olunmamıştır. B. Sanık ... Müdafinin Ek Karara Yönelen Temyiz Nedenleri Yönünden Sanık müdafiinin yokluğunda verilip 29.01.2024 tarihinde usulüne uygun şekilde tebliğ edilen karara karşı sanığın başka bir müdafi tarafından, 5271 sayılı CMK’nın 291/1 maddesinde belirlenen 15 günlük kanunî süre geçtikten sonra 03.04.2024 tarihinde temyiz isteminde bulunulduğu anlaşılmakla, ek kararda hukuka aykırılık bulunmadığından sanık müdafinin temyiz istemi yerinde görülmemiştir. C. Sanık ... Müdafinin Asıl Karara Yönelen Temyiz Nedenleri Yönünden Sanık ...'in, UYAP üzerinden MERNİS aracılığıyla ulaşılan nüfus kaydına göre hükümden sonra 07.05.2024 tarihinde vefat ettiği anlaşılmakla, kamu davasının 5237 sayılı TCK'nın 64/1 maddesi uyarınca düşürülmesinde zorunluluk bulunduğu anlaşılmıştır. D.Sanık ...'ın Asıl Karara Yönelen Temyiz Nedenleri Yönünden Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10.05.2022 tarihli, 2022/2-155 Esas ve 2022/321 Karar sayılı kararı ile, herhangi bir takdir hakkı kullanılmaksızın artırım yapılmasını zorunlu kılan suçun nitelikli hâlleri nedeniyle yapılan yargılamalarda, cezanın alt sınırının beş yıldan fazla olması halinde adil ve etkin yargılanma hakkı kapsamında, sanıklara istemi olup olmadığına bakılmaksızın 5271 sayılı Kanun'un 150/3 maddesi uyarınca müdafi atanması gerektiğine karar verilmiştir. Sanık ...'ın ilk derece mahkemesince hüküm verilinceye kadar yargılamanın hiçbir aşamasında müdafinin bulunmadığı gibi 5271 sayılı Kanun'un 156. maddesi gereğince de Yerel Mahkemece sanığa resen bir müdafi de tayin edilmediği, sanığa isnat edilen üç veya daha fazla kişi ile birlikte nitelikli dolandırıcılık suçu bakımından 5237 sayılı Kanun'un 158/1-f-son maddesi uyarınca dört yıldan on yıla kadar hapis cezası öngörüldüğü, suçun üç veya daha fazla kişi ile birlikte işlenmesi nedeniyle aynı Kanun’un 158/3. maddesine göre herhangi bir takdir hakkı kullanılmaksızın yarı oranda artırım yapılmasının zorunlu olduğu, bu kapsamda, üç veya daha fazla kişi ile birlikte nitelikli dolandırıcılık suçu bakımından Kanunda öngörülen cezanın alt sınırının beş yıldan fazla olması dikkate alındığında adil ve etkin yargılanma hakkı kapsamında, istemi olup olmadığına bakılmaksızın 5271 sayılı Kanun'un 150/3. maddesi uyarınca sanığa müdafii atandıktan sonra yargılamanın yapılarak hukuki durumunun tayin ve takdirinde zorunluluk bulunmasına rağmen bu hususun gözardı edilmesi, aynı Kanun’un 289/1-h. maddesi kapsamında hukuka kesin aykırılık hâli olarak saptanmıştır. IV. KARAR A. Sanık ... Müdafinin Ek Karara Yönelen Temyiz Nedenleri Yönünden; Gerekçe bölümünde (B) bendinde açıklanan nedenle ek kararda hukuka aykırılık görülmediğinden sanık müdafinin temyiz isteminin, 5271 sayılı CMK’nın 296. maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle REDDİ İLE EK KARARIN ONANMASINA, B. Sanık ... Müdafinin Asıl Karara Yönelen Temyiz Nedenleri Yönünden; Gerekçe bölümünde (C) bendinde açıklanan nedenle sanık ...'in hükümden sonra 07.05.2024 tarihinde vefat ettiği anlaşılmakla, kamu davasının 5237 sayılı TCK'nın 64/1 maddesi uyarınca düşürülmesinde zorunluluk bulunduğu anlaşılmakla temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden hükmün, 5271 sayılı Kanun'un 302/2. maddesi gereği BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun’un 303/1-a maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak sanık hakkında açılan kamu davasının, 5271 sayılı CMK'nın 223/8 maddesi gereği Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle DÜŞMESİNE, C. Sanık ...'ın Asıl Karara Yönelen Temyiz Nedenleri Yönünden; Gerekçe bölümünde (D) bendinde açıklanan nedenle,İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesinin, 22.01.2024 tarihli ve 2024/897 Esas, 2024/688 Karar sayılı kararına yönelik ...'ın temyiz istekleri yerine görüldüğünden başkaca yönleri incelenmeyen hükmün, 5271 sayılı Kanun’un 302. maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, Yargıtay Üyeleri ... ve ...'nın karşı oyları ve oy çokluğuyla BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/1. maddesi uyarınca İzmir 3. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 04.02.2025 tarihinde karar verildi. K A R Ş I O Y Sanık ... hakkında TCK'nin 158/1-f-son, 158/3. maddeleri uyarınca kurulan mahkumiyet hükmünün anılan maddede öngörülen cezanın alt sınırına göre CMK'nın 150/3. maddesi uyarınca sanığa zorunlu müdafii atanması gerektiğine ilişkin sayın çoğunluğun bozma kararına iştirak etmek mümkün bulunmamıştır, zira; Sayın çoğunluğun temel hapis cezasının 5 yıldan fazla öngörülmediği suç tiplerine ilişkin olarak artırım maddelerinin CMK'nin 150/3. maddesinin tatbikinde nazara alınması gerektiğine ilişkin kararı yalnızca CMK'nin 150/3. maddesinde belirlenen zorunlu müdafilik müessesesini değil, doğrudan mahkemenin kanuna uygun teşekkülünü de etkileyen bir karar olması nedeniyle hukuka kesin aykırılık halleri başlıklı CMK'nin 289/1-a maddesiyle de ilgilidir. Bu bağlamda çok Türk Ceza Muhakemesi hukukunun en temel konularından birine doğrudan etki eden bir karar olduğunu ifade etmek zannımca mübalağalı olduğu söylenemeyecektir. Zorunlu müdafii atanmasına ilişkin mevzut kronolojik olarak ele alındığında 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunun 150/3 maddesi kanunlaştığı ilk metni ile üst sınırı en az 5 yıl hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmadaikinci fıkra hükmü uygulanır" şeklinde iken 5561 sayılı kanunun 21. Maddesi ile yapılan değişiklikle alt sınırı 5 yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayıyapılan soruşturma ve kovuşturmada ikinci fıkra hükmü uygulanır şeklindeki değişiklikle zorunlu müdafi atanmasına ilişkin suçlarda 5 yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlar ibaresinin alt sınırı 5 yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlar olarak değiştirilmesini müteakip o tarihte terör davalarına bakmakla görevli Yargıtay yüksek 9. Ceza Dairesi değişikliğe kadar TCK'nin 314 ve 3713 sayılı Kanunun 5 maddesi kapsamında silahlı terör örgütü üyeliği suçlarında değişliklik öncesi zorunlu müdafi atanması yönünde bozma kararları verirken değişiklikten sonra 5 yıldan 10 yıla kadar hapis cesası ile birkikte 3713 sayılı kanunun 5 maddesi ile 1/2 oranında artırım yapılması kanuni zorunluluk olan silahlı terör örgüt üyesi olmak suçlarında zorunlu müdafi atanması gerekmediğine karar vermiştir. Anılan uygulama 2016 yılı sonrasına kadar devam etmiş daha sonra yine örğüt suçlarına bakmakla görevlendirilen kapatılan Yargıtay yüksek 16 Ceza Dairesi 2017 yılında önce sanık istemese bile tutuklu yargılamada müdafi zorunluluğu nedeniyle çok fazla sayıda bozma kararları vermiş, sonra bu uygulamasından vazgeçerek CMK'nin 150/3. maddesi kapsamında zorunlu müdafii atanmasında artırım maddelerininde gözetilmesi gerektiğine ilişkin yine çok fazla sayıda silahlı örgüt üyesi olma suçuna ilişkin bozma kararları vermiştir. Yargıtay Kapatılan 16. Ceza Dairesi kararları ceza genel kurulunun 22.11.2016 tarih ve 950-436 esas ve karar sayılı kararı ile zorunlu müdafi atanmasına gerek olmadığına ilişkin kararına rağmen bu karar sonrası dönemde başlamış ve devam etmiştir. Alt sınırı 5 yıldan fazla hapis cezasını gerektirmeyen suçlar yönünden artırım maddelerinin CMK'nin 150/3. maddesi yönünden nazara alınması gerektiğine ilişkin bozma kararları ve aynı zamanda tutuklu yargılamada talep olmasa dahi müdafi bulundurulması zorunluluğuna ilişkin bozma kararları doğrudan Ceza Genel Kurulunda tartışılmış Yargıtay yüksek Ceza Genel Kurulunun 03 12.2020 gün ve 2018/16-270 Esas 2020/498 Karar; 05.11.2020 gün ve 2018/16-153 Esas 2020/446 Karar; 19.11.2020 gün ve 2018/16-441 esas 2020/468 Karar sayılı kararları ile CMK'nın 150/3. maddesi uygulamasında yalnızca temel cezanın alt sınırının 5 yıldan fazla hapis cesası gerektirip gerektirmediğinin gözetilmesi artırım maddelerinin bu madde uygulamasında nazara alınamayacağına ilişkin 2016 yılındaki karar sonrası üç yeni karar ortaya çıkmıştır. Buna rağmen 2021 yılında Ceza Genel Kurulu başkanın görev süresinin bitimi ve yeni Ceza Genel Kurulu başkanı seçimi sonrasında 5560 sayılı kanunun kabul edildiği 6.12.2006 tarihinden itibaren süregelen istikrarlı uygulama herhangi kanun değişikliği olmadan ve anılan aynı mahiyetteki dört Ceza Genel Kurulu kararının varlığına rağmen aksi yöndeki 2021 yılındaki artırım maddelerininde nazara alınması gerektiği yönündeki kararlar ortaya çıkmış ve istikrarlı uygulama ortadan kalkmıştır. Şunu ifade etmek gerekir ki hukuki güvenlik ve istikrar yönünden herhangi bir kanun değişikliği olmadan ve içtihatlar akla, mantığa, hukukun genel ilkeleri ve hayat tecrübelerine aykırı olmadıkça kısaca ve özetle haklı ve gerekli bir neden olmaksızın değişmemesinde yarar vardır . Bu içtihatların canlı ve değişkenlik özelliğine zarar vermeyecektir. Gelinen aşama itibarıyla en temel hukuki konulardan birini teşkil eden somut olayda bir biri ile tenakuz halinde birden çok Ceza Genel Kurulu kararının var olması nedeniyle içtihatların yeniden istikrar kazanması ancak ve ancak konunun Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunda ele alınması ve oradan çıkacak içtihadı birleştirme kararının varlığı hukuki ihtilafın giderilmesinin tek yoludur. Acilen içtihadı birleştirme kararı alınmalıdır zira yukarıda da belirtildiği üzere CMK' nin 150/3 maddesi zorunlu müdafilik kurumunu düzenlemekle birlikte zorunlu müdafiinin bulunması gereken davalarda buna yer verilmemesi doğrudan 289/1-a maddesinde düzenlenen mahkemenin kanuna uygun teşekkülü müessesini etkileyecektir ki bu durum hukuka kesin aykırılık hallerinden biri olup her aşamada yani olağan ve olağanüstü kanun yollarına mutlak nazara alınması gereken hallerden biridir. Öyleki 2006 yılından bu yana zorunlu müdafiin yer almadığı tüm davalarda mahkeme kanuna uygun teşekkül etmediğinden yargılanmanın yenilenmesi gündeme gelecektir. Zira gerekli olduğu halde zorunlu müdafiin bulunmadığı bir davada mahkemenin kanuna uygun teşekkül ettiğini söylemek mümkün değildir ve CMK nın 289/1-a maddesine göre kesin hukuka aykırılık hali vardır ve süreye bakılmaksızın itiraz kanun yoluna gidilmesi gereklidir. Bize göre bu durum içtihat değişikliğinin ötesindedir. Yukarıda açıklanan nedenlerle neticeten 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı Kanun'un 06.12.2006 tarih ve 5560 sayılı Kanun'un 21 inci maddesi ile yapılan değişiklik ile 150 inci maddesinin üçüncü fıkrası “Alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada ikinci fıkra hükmü uygulanır." şeklindeki düzenleme ve Yargıtay özel dairelerinin yukarıda belirtilen istikrarlı uygulamaları ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 22.11.2016 tarih ve 950-436; 06.12.2016 tarih ve 939-465 sayılı, 03.12.2020 tarihli, 2018/16-270 Esas ve 2020/498 Karar sayılı, 05.11.2020 tarihli, 2018/16-153 Esas ve 2020/446 Karar sayılı, 19.11.2020 tarihli, 2018/16-441 Esas ve 2020/468 Karar sayılı "zorunlu müdafi görevlendirilmesinde yalnızca temel cezanın dikkate alınacağı” yönündeki 2021 yılına kadar istikrarla devam eden kararları dikkate alındığında şüpheli veya sanık için zorunlu müdafi görevlendirilmesinin, temel ceza yönünden alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmalarla sınırlandırıldığı ve artırım maddelerinin nazara alınamayacağı görüşüyle sayın çoğunluğun bu yöndeki kararına katılmak mümkün bulunmamıştır. K A R Ş I O Y Sanık hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün sanığa zorunlu müdafi atanması gerektiği gerekçesiyle bozulmasına dair sayın çoğunluğun görüşüne iştirak etmemiz mümkün olmamıştır. Zorunlu müdafi atanmasını düzenleyen 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 150 nci maddesindeki düzenlemenin içeriğine göre; yalnızca adli para cezasını gerektiren suçlarda dahi soruşturma veya kovuşturma evresinde şüpheli veya sanığın müdafi isteme hakkının bulunduğu, şüpheli veya sanık kendi müdafi seçebilecek durumda olmadığını beyan ederse istemi halinde müdafi görevlendirilebileceği aşikardır. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 150 nci maddesine göre zorunlu müdafi görevlendirilebilecek haller tahdidi olarak sayılmıştır. Buna göre şüpheli veya sanık; 1- 18 yaşını doldurmamışsa, 2- Sağır veya dilsizse, 3- Kendini savunamayacak derecede malulse, 4- Alt sınırı 5 yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma veya kovuşturmaya muhatapsa, İstemi aranmaksızın müdafi görevlendirilecek şeklindedir. Hukuki öngörülebilirlik ve hukuk güvenliği kavramlarının içtihatlarla da zedelenmemesi gerekir. Yasa metinlerinin yorumlanmaları Ceza Genel Kurulu başkanlarının değişmesiyle değiştirilmemelidir. Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun Ceza Muhakemesi Kanunu'nun yürürlüğe girdiği tarihten 2020 yılına kadar CMK'nın 150/3 üncü maddesini yorumlarken cezanın alt sınırının tayininde artırım maddelerinin dikkate alınacağına dair bir görüşü benimsemediği, istikrarlı şekilde zorunlu müdafi görevlendirilmesinde yalnızca temel cezanın dikkate alınması gerektiğini belirterek, bu doğrultuda farklı zamanlarda birden çok karar verdiği, örnek vermek gerekirse; 22.11.2016 tarihli ve 950-436 sayılı, 06.12.2016 tarihli ve 939-465 sayılı, 05.11.2020 tarihli ve 2018/16-153 Esas, 2020/446 Karar sayılı, 19.11.2020 tarihli ve 2018/16-441 Esas, 2020/468 Karar sayılı, 03.12.2020 tarihli ve 2018/16-270 Esas, 2020/498 Karar sayılı kararlarının bu şekilde olduğu, 5271 sayılı Kanun'un 150/3 üncü maddesindeki alt sınırı 5 yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlarda cezanın alt sınırının hesaplanmasında artırım ya da indirim maddelerinin dikkate alınacağına dair yasal bir düzenlemenin de bulunmadığı, kaldı ki yasa koyucunun suçun artırım ve indirim maddelerinin dikkate alınması gereken halleri ayrıksı olarak düzenlediği, nitekim 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 15/1 ve 66/3 üncü maddeleri ile 5235 sayılı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un 14 üncü maddelerindeki düzenlemelerin bu şekilde olduğu, Yasa koyucunun CMK’nın 150 nci maddesindeki hallerin dışında ayrıksı olarak hangi durumlarda zorunlu müdafi bulundurulması gerektiğini de düzenlediği, 5271 sayılı CMK'nın 74/2 nci maddesine göre resmi bir kurumda kusur yeteneğinin araştırılması için gözlem altına alınmasına karar verilecek olması, 101/3 üncü maddesi uyarınca tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edilmesi, 204/1 inci maddesine göre duruşmanın düzenini bozması sebebiyle duruşmadan çıkarılan sanığın yokluğunda duruşma yapılması, 247/4 üncü maddesine göre kaçak sanık hakkında duruşma yapılması hallerinde şüpheli veya sanığın istemi bulunmasa, müdafi istemediğini belirtse dahi müdafi görevlendirmenin zorunlu olduğu yasa koyucu tarafından ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir. Alt sınırı 5 yılın üstünde olan suçlarda artırım maddesinin dikkate alınacağına dair yasal bir düzenleme olmamasına rağmen yasa metnini bu şekilde yorumlamak, yasanın muradının dışında anlamlar yüklenerek yasayı değiştirmek, yargının yasama yapma faaliyeti, dolayısıyla bir yetki gaspı olur. Özel ya da ceza yasamızdaki en az cezayı öngören suçlarda dahi isteyen şüpheli veya sanığa müdafi atanan bir sistemde şu düşünceyi öne sürmek daha sağlam bir hukuki temele dayanır. Avrupa müktesebatında kimi yerlerde çocuk kavramı 21 yaşının ikmaline kadardır. Bu düşünceden hareketle Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 150 nci maddesi yorumlanırken çocuk kavramından 18 yaşından küçüklere değil de 19, hatta 20, hatta 21 yaşından küçüklere zorunlu müdafi gerekir yorumu daha hukuki temellidir. Bu fikri savunmak için çocuk kavramının uluslararası metinlerde nasıl geçtiği, Anayasamızın 90 ıncı maddesi, savunma hakkının kutsiyeti, ceza yargılamasındaki tutuklama ve tahliyedeki maymuncuk kalıp kavramlar haline dönüştürülen adil yargılanma hakkından da bahsederek üslub-u müzeyyenle 21 yaşını ikmal etmemiş şüpheli veya sanıklara zorunlu müdafi atanması fikri, alt sınırı 5 yıldan fazla olan suçlarda alt sınırın hesaplanmasında artırım maddesinin nazara alınacağı fikrinden daha hukukidir(!) Yasa yorumlayıcıları yasa koyucunun maksadı dışında yasa metinlerine yasayı değiştirecek şekilde anlam yükleyemezler. Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 150/3 üncü maddesindeki zorunlu müdafilik kavramı mahkemenin kanuna uygun teşekkülü ile de doğrudan ilgili bir kavram olup, zorunlu müdafinin iştirak etmesi gereken yargılamalara iştirak etmemesi halinde mahkemede kanuna uygun teşekkül etmemiş olacaktır. Zorunlu müdafilik hususunda yasa metninin kimi zaman yargı organlarınca farklı yorumlandığına örnek olarak bir dönem bir kısım dairelerce sanığın tutuklu olduğu dosyalarda ceza miktarına bakılmaksızın zorunlu müdafi atanması gerektiği görüşü benimsenmiş, sonradan bu düşünceden vazgeçilerek şüpheli veya sanığın tutuklama amacıyla sorguya sevkinde zorunlu müdafi bulundurulması gerektiği kabul edilmiş olup, yasa uygulayıcılarının bu tür yorumlarının hukuk güvenliği ve hukuki öngörülebilirliği zedelediği unutulmamalıdır. Alt sınırı 5 yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlarda artırım maddeleri de dikkate alınarak 5 yılın hesaplanması düşüncesi benimsenirse 5271 sayılı CMK'nın 196/2 nci maddesinde belirtildiği üzere sanık alt sınırı 5 yıl ve daha fazla hapis cezasını gerektiren suçlar hariç olmak üzere istinabe suretiyle sorguya çekilebilir. Bu madde uyarınca birçok suçtan istinabe suretiyle sorguya çekme yolunun kapatılacağı, bu hususun yargılama sürecinin uzamasına neden olacağı, ayrıca 5271 sayılı CMK'nın 47/3 ve 125/3 üncü maddelerinde belirtilen devlet sırrı niteliğindeki hususlarda tanık dinleme ve belge incelemede, gerektirmediği halde bir kısım suçlar yönünden devlet sırlarının ifşasına neden olunabileceği ve bütün bunlardan da öte yasada kimi zaman cezanın alt sınırının, kimi zaman üst sınırının dikkate alınarak belirleme yapılan hallerde de karışıklığa neden olacağı, örneğin Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 286/2-d maddesinde belirtilen üst sınırı iki yıla kadar olan suçlarda ilk defa bölge adliye mahkemesince verilip 15.000,00 TL adli para cezasını geçmeyen cezalar hariç olmak üzere ilk derece mahkemesince verilen kararların esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararlarının temyiz edilemeyeceği hükmünde de üst sınırın hesaplanmasında artırım maddesinin dikkate alınacağı şeklinde üst mahkemeye erişim hakkının da temel bir hak olduğu ve doğrudan adil yargılanma hakkıyla ilintili bulunduğu savıyla bir içtihat oluşturulabilir(!) Bu tarz yasa yorumlarıyla oluşturulan içtihatların, yasa metinlerinin daha iyi ve yerli yerinde anlaşılması, uygulamaya yol göstermesi ve çözüm üretmesi gerekirken; aksine uygulamayı karmaşık ve içinden çıkılmaz hale getiren düşünceyi benimseyen sayın çoğunluğun görüşüne iştirak etmemiz mümkün olmamıştır.

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu emsali kullanmak için avukat desteği alın.

Görüşme Planla