KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2008/10558 E., 2010/1347 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 8 Şubat 2010
- Mahkemesi
- Ticaret Mahkemesi
Karar Metni
616 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 14/05/2008 tarih ve 2006/751-2008/283 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı bankanın Bahçeşehir Şubesi'nde 2 adet hesabı bulunduğunu, 16.10.2006 tarihinde davalı bankanın bir yetkilisi tarafından aranıp (5.400) YTL tutarında bir EFT işlemine müvekkilinin muvafakatinin olup olmadığını sorduğunu, müvekkilinin de işlemin derhal durdurulmasını istediğini, davalı bankanın internet üzerinden yapılan bu işlemi durduramadığı gibi daha sonra yapılan (7.815) YTL tutarındaki ikinci bir işlemin de engellenemediğini, davalının bu ikmalinden dolayı zarardan sorumlu olduğunu savunarak, toplam (13.215) YTL'nın temerrüt faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, dava konusu işlemlerin davacı şirkete ait doğru internet kullanıcı kodu ve şifresi kullanılmak suretiyle gerçekleştirildiğini, taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 3. maddesinde bu durumda müvekkilinin sorumluluğunun bulunmayacağının açıkça belirtildiğini, tüm kusurun davacıda olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, dava konusu işlemin davacıya ait şifrenin tek seferde doğru olarak girilmek suretiyle yapıldığı, bu durumda davacıdan ayrıca onay alınmasının gerekmediği, davalının da tek kullanımlık şifre gibi kişiye özel tedbirleri sistemine dahil etmediği ve davacı hesabına bloke koymada geç kaldığı, bu nedenle (5.400) YTL tutarındaki işlem yönünden tarafların % 50'şer oranda kusurlu bulunduğu, (7.815) YTL tutarındaki işlem yönünden ise davalı bankanın tamamen sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın toplam (10.515) YTL üzerinden kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1- Dava, bankacılık işlemlerinden kaynaklanan alacağın tahsili istemine ilişkindir.
Somut olayda davacı şirketin davalı banka nezdindeki hesabından 16.10.2006 tarihinde saat 15:01’de (8.200) YTL.’nın, saat 15:05’de (5.400) YTL.’nın, saat 15:11’de (4.750) YTL.’nın, saat 15:14’de (7.815) YTL.’nın ve saat 15:30’da (20) YTL.’nın internet bankacılığı yoluyla çekilmeye çalışıldığı, davalı bankanın bu işlemlerden (8.200) YTL., (4.750) YTL. ve (20) YTL. tutarlı işlemleri bloke uygulamak suretiyle engellemeyi başardığı, dava konusu (5.400) YTL. ve (7.815) YTL. tutarındaki işlemlere ise engel olamadığı konusunda taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.
Mahkemece (5.400) YTL. tutarındaki işlem yönünden, bu işlemin davacının şifre ve parolasının kullanılması suretiyle yapıldığı, davalı bankanın da tek kullanımlık şifre gibi kişiye özel güvenlik önlemlerini sistemine dahil etmediği gerekçesiyle tarafların %50’şer oranda kusurlu bulundukları, (7.815) YTL. tutarındaki işlem yönünden ise davalı bankanın davacı hesabına bloke koymakta geç kaldığı gerekçesiyle davalının tam kusurlu olduğu kabul edilmiştir.
Oysa (5.400) YTL. tutarındaki işlem yönünden de davalı bankanın davacı hesabına bloke uygulamakta geç kalması söz konusudur. Zira bu işlemden 4 dakika önceki (8.200) YTL. tutarındaki işlem için bloke uygulanabilmiştir. Bu durum, davalı bankanın davacı hesapları üzerinde şüpheli işlemler yapılmaya başlandığına kanaat getirdiği anlamına gelir.
Nitekim davacı vekili tarafından davalı banka yetkilileri ile müvekkili arasında telefon görüşmelerinin olduğu ve (5.400) YTL. tutarındaki işleme muvafakatlerinin bulunmadığının davalı bankaya bildirildiği ileri sürülmüş, davalı vekili tarafından da bilirkişi raporuna itiraz dilekçelerinde, davacının müvekkilinin aramasıyla dolandırıcılıktan haberdar olduğu, dolayısıyla müvekkilinin şüphelerinin doğru çıktığını öğrendiğinde bu işlemlere ilgisiz kalacağının düşünülemeyeceği bildirilmiştir.
Bu beyan, davacının telefonla arandığının ve davacı hesapları üzerinde şüpheli işlemlerde bulunulduğunun davalı bankaca da bilindiğinin zımni olarak kabulü anlamındadır.
Bu durum karşısında mahkemece, (5.400) YTL. tutarındaki işlem yönünden de davalı bankanın tam kusurlu olduğu kabul edilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir. 2- Davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; yukarıda açıklanan bozma neden ve şekline göre, davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2008/10558, K. 2010/1347, 8 Şubat 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama