KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2008/10807 E., 2010/1647 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 15 Şubat 2010
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
534 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Denizli 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 30/11/2007 tarih ve 2001/34-2007/429 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı - karşı davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili bankaın eski çalışanı ve davalının amcasının oğlu ...'nin çok sayıda müşteri hesapları üzerinden gerçekleştirdiği hileli işlemler sonucu topladığı paraları, kayınvalidesi ... adına açılan paravan bir hesaba aktardığını, bu paralardan (26.000.000.000) TL'nın (11.000.000.000) TL'nın 27.10.2000 tarihinde elden nakit ödeme, kalanının ise davalının banka hesabına havale yoluyla davalıya ödendiğinin tespit edildiğini ileri sürerek, şimdilik (26.000.000.000) TL'nın temerrüt faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, iddianın tamamen gerçek dışı olduğunu, müvekkilinin değişik tarihlerde bu paraları bankada açtırdığı hesabına yatırıp Haldun'un önerileri doğrultusunda repoda veya faizde değerlendirdiğini savunarak davanın reddini istemiş; karşı davasında ise davacı-karşı davalı bankaya yatırdığı paraların iadesini istediği halde müvekkiline iade edilmediğini ileri sürerek, (4.000) DM (1.429) ABD Doları, (4.932.000.000) TL olmak üzere toplam (7.150.000.000) TL'nın 09.02.2001 tarihinden itibaren reeskont faiziyle birlikte davacı - karşı davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, dava dışı ...'nin davacı banka müşterilerinin hesaplarından sahte işlemlerle toplam (162.750.57) YTL'nı zimmetine geçirdiği, bu paradan değişik tarihlerde banka mudisi olan ...'ın mevduat hesabına (26.000) YTL aktardığı ve bu paranın 27.10.2000 tarihinde davalıya ödendiği, davalının da karşı davada iddia ettiği meblağların hesaplarında bulunduğu, karşı dava yönünden taleple bağlı kalındığı gerekçesile asıl ve karşı davaların kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, davalı - karşı davacı vekili temyiz etmiştir.
1-Asıl ve karşı davalar, bankacılık işlemlerinden kaynaklanan alacağın tahsili istemine ilişkindir.
Davalı vekilince sunulan karşı dava dilekçesinde toplam (7.150.000.000) TL.’nın 09.01.2001 tarihinden itibaren reeskont faiziyle birlikte tahsili talep edilmiş olup, mahkemece karşı dava yönünden davanın tamamen kabulüne karar verilmiştir.
Her ne kadar davalı-karşı davacı vekili, mahkemece karşı davada hükmedilen temerrüt faizinin başlangıç tarihinin 26.06.2000 olması gerektiğini bildirilerek hükmü temyiz etmişse de davalı-karşı davacı vekili tarafından yargılama boyunca bu yönde bir ıslah talebinde bulunulmamıştır. Bir davada bir tarafın temyiz hakkına sahip olması, hükmü temyiz edebilmesi için tek başına yeterli değildir. O tarafın bundan başka, hükmü temyiz etmekte hukuki bir yararının da olması gerekir.
Nitekim HUMK.’nun 427/1. maddesinde, davada haklı çıkmış olan taraf da hukuki yararı bulunmak şartıyla hükmü temyiz edebilir denmek suretiyle bu husus belirtilmiştir. Somut uyuşmazlıkta ise mahkemece karşı dava yönünden tüm istem kabul edildiğinden, davalı-karşı davacı vekilinin hükmü temyiz etmekte hukuki yararı yoktur. Bu durum karşısında karşı dava yönünden davalı-karşı davacı vekilinin temyiz isteminin reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Davalı-karşı davacı vekilinin asıl dava hakkındaki temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı- karşı davacı vekilinin asıl dava yönünden yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile kararın onanması gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2008/10807, K. 2010/1647, 15 Şubat 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama