KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2008/11778 E., 2010/2303 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 1 Mart 2010
- Mahkemesi
- Sulh Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
585 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Sultanbeyli Sulh Hukuk Mahkemesi’nce verilen 02.07.2008 tarih ve 2007/227-2008/446 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı ve davalı banka vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı bankadaki hesabından iradesi dışında internet bankacılığı aracılığıyla dava dışı 3. kişiler hesabplarına havale yapılarak hesabından çekilen paralardan 5.200,00 TL'ni iade edilmediğini, internet bankacılığı için gerekli güvenlik önlemleri almayan bankanın meydana gelen zarardan sorumlu olduğunu ileri sürerek, anılan meblağın davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı banka vekili, internet üzerinden bankacılık işlemi yapılması için gerekli şifrelerin üçüncü kişilerin eline geçmesine sebebiyet veren davacının zararın oluşumunda kusurlu olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Davalılardan TMSF vekili, müvekkiline husumet yöneltilemeyeceği savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davacının internet bankacılığı sistem bilgilerini gerektiği gibi muhafaza etmediğinden hafif kusurlu olduğu, davalılardan bankanın da gerekli güvenlik önlemlerini yeterli düzeyde almayarak objektif özen yükümlülüğünü yerine getirmediğinden oluşan zarardan davacının ve davalı bankanın yarı oranında kusurlu oldukları gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 2.601,00 TL’nın davalı bankadan faiziyle tahsiline, davalılardan TMSF hakkındaki davanın ise pasif husumet yokluğundan reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı ve davalı banka vekilleri temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Davacı vekilinin temyiz istemi yönünden yapılan incelemede ise; dava, banka nezdinde açılmış olan hesapta bulunan paranın davacının bilgisi ve izni dışında internet yolu ile yapılan işlemler sonucu çekilmesi suretiyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir.
Bankalar kendilerine yatırılan paraları mudilere istendiğinde veya belli bir vadede ayni veya misli olarak iade etmekle yükümlüdür (4491 Sayılı Yasa ile değişik 4389 Sayılı Bankalar Kanunu 10/4 ve 5411 Sayılı Bankacılık Kanunu’nun 61.maddesi). Bu tanımlamaya göre, mevduat ödünç ile usulsüz tevdi sözleşmelerinin niteliklerini taşıyan kendine özgü bir sözleşmedir.
BK’nun 306 ve 307. maddeler uyarınca ödünç alan, akdin sonunda ödünç verilen parayı eğer kararlaştırılmışsa faizi ile iadeye mecburdur. Aynı Yasa’nın 472/1. maddesi uyarınca usulsüz tevdide paranın nef’i ve hasarı mutlak şekilde saklayana geçtiği için ayrıca açıklamaya gerek kalmadan saklayan bu parayı kendi yararına kullanabilir.
Bu açıdan değerlendirildiğinde, usulsüz işlemle çekilen paralar aslında doğrudan doğruya bankanın zararı niteliğinde olup, mevduat sahibinin bankaya karşı alacağı aynen devam etmektedir. Usulsüz işlemlerin gerçekleşmesinde ispatlandığı takdirde mevduat sahibinin müterafik kusurundan söz edilebilir ve banka bu kusur oranı üzerinden hesap sahibinin alacağından mahsup talebinde bulunabilir.
Somut olayda mahkemece, şifrenin davacı tarafından korunamaması nedeniyle davacıya 1/2 oranında kusur verilmiştir. Oysa davacıya ait para, davalı bankaya karşı gerçekleştirilen sahtecilik işlemi ile hesaplardan çekilerek başka hesaplara havale edilmiş olup, bu durum davalı bankayı aldığı mevduatı iade etme yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi, ispat yükü kendisinde olan davalı banka davacıya vermiş olduğu şifre ve parolanın davacının kusuru ile ele geçirildiğini de kanıtlayamamıştır.
Bu itibarla, somut olayda davacıya atfedilecek her hangi bir kusurun ispat edilememesi nedeniyle tüm kusurun davalı bankada olduğunun kabulü gerekirken, yazılı gerekçe ile tarafların birlikte kusurlu olduğunun kabul edilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2008/11778, K. 2010/2303, 1 Mart 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama