KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2008/11975 E., 2010/7048 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 17 Haziran 2010
- Mahkemesi
- İstanbul 1.Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
836 kelime·4 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 01.07.2008 tarih ve 2007/203 - 2008/161 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak davacı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 15.06.2010 gününde davacı avukatı ... ile davalı avukatı ...gelip, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma
Davacı vekili, müvekkilinin 1983 yılından beri faaliyet gösterdiğini, “Pardus, Phoneix, Acrobat, Arch, Bazel ve Armode” gibi değişik tescilli markalarının bulunduğunu, ilk başta şahıs şirketi olan müvekkilinin 1988 yılında müvekkili şirketi kurduğunu, şirket ortaklarının iki kardeş olan Ahmet ve Abdullah Amincioğlu kardeşler olduğunu, 2006 yılında kardeşlerin ortaklıklarına son vererek aralarında yaptıkları iki adet sözleşme ile davacı ve davalı şirketi aralarında paylaştığını, ancak davalının sözleşme şartlarına uymadığını, davacı ve davalı şirketlerin aynı sektörde faaliyet gösterdiğini,
ayrıca müvekkilinin sektörde kullanarak tanınır hale getirdiği ARMODE markasını ayrıldıktan sonra davalının kendi adına tescil ettirdiğini, ARMODE markasının gerçek hak sahibinin müvekkili olduğunu ileri sürerek, davalı adına tescilli ARMODE markasının müvekkilinin faaliyet gösterdiği alanlarda iptali ile markanın müvekkili adına tesciline, markanın gerçek hak sahibinin müvekkili olduğunun da tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacı şirketin ortaklarından birinin müvekkili şirketin kurucularından biri olduğunu, dava konusu ARMODE markasının 2004 yılında 2004 40264 numarayla 12. sınıfta tescil edildiğini, taraflar arasındaki sözleşme gereği bu markanın kullanımının müvekkiline bırakıldığını ve müvekkilinin markayı kullanmaya devam ettiğini ancak davacının kullanım hakkı müvekkiline bırakılan markayı kullanmaya devam ettiğini, müvekkilinin 2006 yılında ARMODE markasını bu kez 09,18 ve 22. sınıflarda 2006 35288 tescil numara ile tescil ettirdiğini, davacının kötü niyetli olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve tüm dosya kapsamına göre, ARMODE markasının 09/12/2004 tarihinde 40264 numarayla 12. sınıf için davacı adına tescil edildiği, aynı ibareden oluşan marka 9,18,22. sınıflar içinde 20/07/2006'da 35288 numarayla davalı adına tescil edildiği,davalı tarafça sunulan 07/04/2006 günlü harici sözleşmeyle şirket ortakları her iki şirkete ait mal varlıklarını paylaştığı, anlaşmanın 12. maddesi uyarınca ARMODE markasının davalı şirkete bırakıldığı, böylece markanın tesciline sözleşme ile izin verildiğinden sözleşmenin feshi de istenmediğinden, bu nedenle tescilin geçerli olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve davacı ve davalı şirketlerin ortaklarının aynı kişiler olup protokollerin bu kişiler arasında yapılmış olmasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bent dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Davacı vekili, 1988 yılında kurulan müvekkili şirketin ortaklarının iki kardeş olan Ahmet ve Abdullah Amincioğlu kardeşler olduğunu, 2006 yılında kardeşlerin ortaklıklarına son vererek aralarında yaptıkları iki adet sözleşme ile davacı ve davalı şirketi aralarında paylaştığını, ancak davalının sözleşme şartlarına uymadığını, müvekkilinin sektörde kullanarak tanınır hale getirdiği 12. sınıf ürünler için 9.12.2004 tarihinde tescilli ARMODE markasını ayrıldıktan sonra davalı tarafından kendi adına 09, 18 ve 22. sınıf ürünler yönünden 20.7.2006 tarihinde tescil ettirdiğini,
ARMODE markasının gerçek hak sahibinin müvekkili olduğunu ileri sürerek, davalı adına tescilli ARMODE markasının müvekkilinin faaliyet gösterdiği alanlarda iptali ile markanın müvekkili adına tesciline, markanın gerçek hak sahibinin müvekkili olduğunun da tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davalı tarafça sunulan 07/04/2006 günlü harici sözleşmeyle şirket ortakları her iki şirkete ait mal varlıklarını paylaştığı, anlaşmanın 12. maddesi uyarınca ARMODE markasının davalı şirkete bırakıldığı, böylece markanın tesciline sözleşme ile izin verildiğinden sözleşmenin feshi de istenmediğinden, davalı tarafından yapılan tescilin geçerli olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
556 Sayılı kararnamede, markanın veya kullanım hakkının ne şekilde devredileceği düzenlenmiş olup, tek taraflı bir muvafakat ile marka kullanımına müsaade edilip, edilemeyeceği hususundan bahsedilmemiştir. Anılan kararnamenin 16.maddesinde marka korumasının tescil yolu ile elde edileceği, 16. maddesinde tescilli bir markanın başkasına yazılı bir devir sözleşmesi ile devir edilebileceği ve bunun koşulları, 20.maddesinde ise, marka kullanım hakkının lisans sözleşmesi konusu yapılabileceği ve bu sözleşmenin asli ve şekli şartları belirtilmiştir.
Somut olayda, açıkça anılan KHK.nin 16 maddesine uygun biçimde karşılıklı olarak yazılıp, imzalanmış bir sözleşmeye dayalı marka devri bahis konusu değildir. Keza taraflar arasında KHK.nin 20. ve müteakip maddelerde yazılı şekilde marka kullanım hakkının devrini içeren bir lisans sözleşmesi de yapılmamıştır.
Ayrıca, dava dilekçesinde de 17.4.2006 ve 28.4.2006 tarihli protokollerin şartlarına davalı tarafından uyulmadığından ifa imkansızlığı sebebiyle hükmen münfesih olduğu da iddia edilmiştir.
Bu durumda mahkemece, davacı adına 12. sınıf ürünler yönünden tescilli ARMODE markasının dosyada mevcut protokollerin içeriği itibariyle 556 sayılı KHK’nin 16. maddesine uygun bir şekilde devredilip devredilmediği tartışılıp, ayrıca davacının protokollerin şartlarının yerine getirilmediğinden hükümsüz olduğuna dair yaptığı iddiası üzerinde durulup sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2008/11975, K. 2010/7048, 17 Haziran 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama