KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2008/12662 E., 2010/7622 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 29 Haziran 2010
- Mahkemesi
- İstanbul 3.Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
557 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 3.Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 25.06.2008 tarih ve 2006/50 - 2008/175 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak davalı-karşı davacı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 29.06.2010 gününde davacı-karşı davalılar vekili Av.... gelip, davalı-karşı davacı duruşmaya gelmediğinden, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatı dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı.
Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacılar vekili, müvekkillerinden Cas Corporation Şirketi'nin 1983 yılında Güney Kore'de elektronik tartı ve ölçüm sistemleri alanında faaliyet göstermek amacıyla kurulduğunu, bu tarihten itibaren tescilsiz 1986 tarihinden itibaren de tescilli olarak "CAS" markasını Güney Kore'de kullandığını ve tanınmış hale getirdiğini, 1992 yılından itibaren de bu marka ile Türkiye piyasasına girip yürürlükte bulunan mevzuat uyarınca diğer davacı şirketin kurulduğunu ve gerekli olan "izin belgesi" ve "marka kayıt föyünün" alındığını, anılan ibarenin 7,
9 ve 11. sınıflarda marka olarak tescili için yaptıkları üç ayrı başvurunun davalı adına 18.07.1997 tarihli ve aynı ibareli marka gerekçe gösterilerek müvekkillerinin asıl iştigal konusu olan 9/17. sınıftaki "tartma aleti ve cihazları, teraziler, basküller, kantarlar" emtiaları için reddedildiğini, davalı şirketin kuruluşundan beri müvekkilleri ile aynı işmerkezinde faaliyet gösterdiğinden iyiniyetli olmadığını ileri sürerek,
müvekkillerinin "CAS" markasının Paris Sözleşmesi'nin 1. mükerrer 6. maddesi uyarınca tanınmışlığının ve 556 sayılı KHK'nin 8/3-a maddesi uyarınca önceki kullanımdan dolayı gerçek hak sahibi olduğunun tespitini, davalının müvekkillerinin marka ve ticaret unvanına vaki tecavüzünün ve haksız rekabetinin tespit ve önlenmesini, davalı markasının hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmesini, hüküm özetinin ilanını talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacı markasının tanınmış marka olmadığını, davanın 5 yıllık hak düşürücü süresi içinde açılmadığını, markasını TPE nezdinde tescil ettirmeyen davacının Türkiye'ye mal ihraç etmesi için yaptırmak zorunda olduğu marka kaydının, davacıya üstün hak sağlamayacağını savunarak davanın reddini istemiş, karşı davada ise davalının müvekkili ile iltibas yaratan "CAS" ibareli markalarının hükümsüzlüğünü ve sicilden terkinini, davalının haksız rekabetinin ve marka hakkına tecavüzünün önlenmesini istemiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davacı Cas Corporation Şirketi'nin "CAS" ibaresini 1986 yılında Güney Kore'de marka olarak adına tescil ettirip 1992 yılından itibaren de diğer davacı aracılığıyla Türkiye'de de yoğun bir şekilde pazarladığı ve sektörde tanınmış hale getirdiği, davalının tescil başvurusunda bulunduğu sırada bu markadan haberdar olmadığını iddia edemeyeceği gibi ticaret unvanında bulunmayan bu markayı daha önce kullandığını da ispat edemediği,
tanınmışlığın tespiti talebinin TPE'nin hasım gösterilmemesi nedeniyle, marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet ile ilgili taleplerin ise davalının tescilli markasını kullanması dolayısıyla reddedildiği gerekçesiyle asıl davanın kısmen kabulü ile davalı markasının 9.sınıf emtialar yönünden hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, diğer taleplerin reddine karşı davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalı-karşı davacı vekili temyiz etmiştir. Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, somut olayda uyuşmazlığın hukuki mahiyette olmasına ve hakimin hukuki bilgisiyle çözümünün mümkün bulunmasına göre, davalı- karşı davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2008/12662, K. 2010/7622, 29 Haziran 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama