KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2008/12947 E., 2010/4400 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 22 Nisan 2010
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
520 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Bandırma 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 15.04.2008 tarih ve 2007/139 - 2008/115 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ...tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin yurt dışında olduğu sırada davalı banka nezdinde bulunan hesabından oğlu ... tarafından sahte vekaletname ile 20.000 Mark olarak yatırdığı parasının çekilmiş olduğunu, bu konuda savcılığa suç duyurusunda bulunulması üzerine ... hakkında kamu davası açıldığını, kullanılan vekaletnamenin iğfal kabiliyetine haiz olmadığını, vekaletnameye atılmış bulunan imzanın müvekkilinin imzasına benzemediğini, davalı bankanın özen borcunu yerine getirmeyerek müvekkilinin mağduriyetine yol açtığını ileri sürerek, 17.500 YTL maddi, 1.000,00 YTL manevi tazminatın davalıdan faiziyle birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının hesap bilgileri ve imza örneklerini gerektiği gibi muhafaza etmeyerek üçüncü kişilerin bunları öğrenmesine sebebiyet vermesi sonucu davaya konu olayın gerçekleştiğini, bu durumda davacının zarara kendi kusuru ile sebebiyet vermiş olduğunu, müvekkili bankanın davaya konu olayda gerekli dikkat ve özeni göstermiş bulunduğunu, davacının bankada kayıtlı müşteri imzası ile vekaletnamedeki imzanın birebir aynı olması nedeniyle hesaptaki paranın vekaletnamedeki yetki gereğince ...’e ödendiğini, yapılan işlemlerde bankacılık uygulaması açısından herhangi bir usulsüzlük ve hatanın bulunmaması karşısında müvekkili bankanın davaya konu olayda kusurunun olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece; iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre davacının davalı banka nezdinde bulunan mevduat hesabındaki parasının dava dışı ... tarafından sahte vekaletname ile çekilmiş olduğu, davalının sunulan vekaletnameyi titizlikle değerlendirmemesi, açık yazım hatalarına rağmen bu vekaletname ile işlem yapması, yüksek miktarlı para çekilmesi işleminde ek önlemler almaması nedeniyle kusurlu bulunduğu, yurt dışında olan davacının olayda müterafik kusurunun olmadığı, davacının oğlu ile birlikte hareket etmesinin sözkonusu bulunmadığı sonucuna varılarak, davanın kabulü ile 17.500,00 YTL maddi, 1.000,00 YTL manevi tazminatın davalıdan faiziyle birlikte tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davalı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Dava, davacı adına sahte olarak düzenlenmiş bulunan vekaletname ile davacının davalı banka nezdindeki hesabından çekilen paranın tahsili ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
Borçlar Kanunu’nun 49 ncu maddesinde şahsiyet hakkı hukuka aykırı bir şekilde tecavüze uğrayan kişinin uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat namıyla bir miktar para ödenmesini dava edebileceği düzenlenmiştir.
Somut olayda, davacıya ait hesapta bulunan paranın bankaya ibraz edilen sahte vekaletname ile çekilmesine ilişkin işlemde davacının bu nedenle şahsiyet hakkının tecavüze uğradığının kabulü mümkün olmadığından davacının Borçlar Kanunu’nun 49 ncu maddesi kapsamında giderilmesi gereken bir manevi zararı bulunmamaktadır.
Bu durumda yasal koşulları oluşmayan manevi tazminata ilişkin istemin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın manevi tazminata ilişkin olarak verilen hüküm yönünden davalı yararına bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2008/12947, K. 2010/4400, 22 Nisan 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama