KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2008/13039 E., 2010/8457 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 15 Temmuz 2010
- Mahkemesi
- Ticaret Mahkemesi
Karar Metni
571 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 17.06.2008 tarih ve 2007/47 -2008/348 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak davacı ve karşı davalı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 13.07.2010 gününde davacı İzak Kovos vd.avukatı ... ile davalı ve karşı davacı banka avukatı ... temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı.
Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacılar vekili, müvekkillerinin davalı bankanın Elmadağ şubesi nezdinde müşterek hesabı bulunduğunu, davalı bankanın BDDK'nun 15.03.2001 tarihli kararı ile yönetim ve denetiminin TMSF'na devredildiğini, TMSF tarafından oluşturulan yeni yönetim kurulunun, davacıların vadeli hesabından fark faiz iadesi altında geriye dönük olarak 16.03.2001 ve 19.03.2001 tarihlerinde toplam 244.728.289.607 TL'nı haksız olarak kestiğini, davalının ihtarnamenin sonuçsuz kaldığını ileri sürerek, 244.728.289.607 TL ana para ile 190.344.225.249 TL temerrüt faizinin, asıl alacağın reeskont faiziyle birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı (karşı davacı) vekili, davacılar ve dava dışı gerçek kişilerin birlikte hareket ederek ve gruplar oluşturarak bankaya karşı bu güçle hareket ettiklerini, Şubat 2001 tarihinde yaşanan ekonomik kriz koşullarından ve İktisat Bankası TAŞ'nin müzayaka halinden yararlanarak bankada gecelik (O/N) mevduat işlemleri yaptıklarını, yeni yönetim tarafından gabin teşkil eden ve B.K'nun 20. maddesi anlamında geçersiz olan bu fahiş kısmın kısmi butlanla malul olduğu düşüncesi ile İMKB ortalaması ile müşteriye verilen faiz arasındaki fahiş farkın ödenmediğini,
ekonomik şartlar ve bankanın içinde bulunduğu müzayaka halinden yararlanan davacıların bankadan normalin dışında, gabin derecesine varan faiz oranı aldıklarını belirterek, asıl davanın reddine; karşı dava ile de, 435.072.514.856 TL'den müvekkilinin borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre hukuk sistemimizde tarafların serbest iradeleri ile belirlenen hukuki işlemlerde sözleşmelere bağlılığın esas olduğu, ancak belirli hallerde buna müdahalenin söz konusu olabileceği, davacıların davalı bankaya vadesiz mevduatta para yatırdığı, banka tarafından bu mevduata aynı dönemde ortalama faizin üzerinde, İMKB ortalamasının üzerinde faiz tahakkuk ettirildiği, 2001 yılı Şubat döneminde ülkenin içinde bulunduğu ekonomik ortam nedeni ile bankaların da bu krizden en çok etkilenen kurumlar olduğu,
paranın yattığı dönem itibarı ile banka yönetimi ve mudiler arasında paranın devlet güvencesinde de olduğu bilinerek 1 gün vadeli yada bankacılık terimi ile vadesiz kabul edilen hesaba İMKB repo faiz oranları üzerinden paranın ödendiği, dava konusu kesilen miktarın ise, bu oranlar fazlası için yapılan ödemelere ilişkin olduğu, davacılara ana para ve İMKB ortalaması gecelik repo faiz oranı üzerinden faizlerin de ödendiği,
İMKB oranları üstündeki faiz farkı talebinin M.K'nun 2. maddesindeki iyiniyet kuralları ile bağdaşmadığı gerekçesiyle, asıl davanın reddine, karşı davanın kabulü ile 435.072.514.856 TL davalının (karşı davacının) davacıya (karşı davalıya) borçlu olmadığının tespitine dair verilen kararın Dairemizce bozulması üzerine mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda davalı bankanın müzayaka halinde bulunduğu ve edimler arasında açık bir nispetsizlik olduğu gerekçesiyle asıl davanın reddine,karşı davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar davacı (karşı davalı) vekilince temyiz edilmiştir. Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı (karşı davalı) vekilinin bütün temyiz itirazları yerinde değildir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2008/13039, K. 2010/8457, 15 Temmuz 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama