KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2008/13088 E., 2010/5022 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 6 Mayıs 2010
- Mahkemesi
- Ticaret Mahkemesi
Karar Metni
511 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 11.Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 08.07.2008 tarih ve 2005/661 - 2008/387 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ...tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili ile davalılar arasında akdedilen “Finansman/Kredi Sözleşmesi” uyarınca davalıların borçlusu ve kefili oldukları miktarları vadelerinde ödemeyerek temerrüde düşmüş olduklarını, yapılan icra takipleri sonucu alacağın bir kısmının tahsil edilebildiğini, davalılar tarafından imzalanan kredi sözleşmesinde borcun vadesinde ödenmemesi halinde geç ödeme nedeni ile akdi ve yasal haklar saklı kalmak kaydıyla yıllık bazda muaccel olan alacak miktarı kadar gecikme tazminatı da ödeneceğinin belirtilmiş bulunduğunu,
davalılardan alacaklı olunan gecikme tazminatı miktarı dava tarihi itibariyle 151.520 ABD Doları olduğunu ileri sürerek, dava dilekçesinin açıklanmasına yönelik olarak verilmiş bulunan 28.10.2005 tarihli dilekçedeki istem uyarınca fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla anılan miktarın şimdilik 37.880,00 ABD Dolarlık kısmının 17.07.2000 tarihinden itibaren 3095 sayılı Yasa uyarınca işleyecek faiziyle birlikte davalılardan tahsili ile ödenmeyen asıl alacaklarına temerrüt tarihi olan 17.07.2000 tarihinden itibaren 3095 sayılı Yasa uyarınca işleyecek temerrüt faizinin tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar davaya yanıt vermemişlerdir. Mahkemece, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre davanın kabulü ile 37.880,00 USD’nin 17.07.2000 tarihinden itibaren 3095 sayılı Yasa’nın 4/a maddesi uyarınca işletilecek değişir oranda faiziyle birlikte davalılardan tahsiline, davacının fazlaya ilişkin haklarının saklı tutulmasına karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili istemine ilişkindir.
Dava dilekçesinin “Sonuç” kısmının “a” bendinde kredi sözleşmesine göre ödenmesi gereken gecikme tazminatının, “b” bendinde ise ödenmeyen asıl alacaklar için hesaplanacak temerrüt faizinin tahsiline karar verilmesi istenmiştir.Mahkemece 10.10.2005 tarihli celsede dava dilekçesinin 7. bendindeki açıklama ile sonuç kısmı arasındaki farklılığın açıklanarak talebin açıklığa kavuşturulması istenmiş, davacı tarafça bu ara kararı uyarınca verilen 28.10.2005 havale tarihli dilekçe ile gecikme tazminatına ilişkin istem yönünden dava dilekçesi içeriğinde istenen miktar ile sonuç kısmında istenen miktar arasındaki çelişki giderilmiştir.
Mahkemece verilen sözkonusu ara karar dava dilekçesinin “a” bendinde geçen gecikme tazminatı ile ilgili istemin açıklığa kavuşturulması amacına yönelik olup, davacı tarafça da ara karar gereği yerine getirilerek anılan istem hakkında açıklama yapılmıştır.
Mahkemece davacının ara karar gereği açıklığa kavuşturduğu dava dilekçesinin “Sonuç” kısmının “a” bendinde geçen gecikme tazminatı ile dava dilekçesinin “Sonuç” kısmının “b” bendinde geçen temerrüt faizi istemi hakkında ayrı ayrı hüküm kurulması gerekirken, davanın kabulüne karar verilmesine rağmen gerek kararın gerekçe kısmında, gerekse hüküm fıkrasında dava dilekçesinin “Sonuç” kısmının “b” bendinde yer alan istem hakkında herhangi bir değerlendirme ve hükme yer verilmemiş, sadece gecikme tazminatı istemi göz önüne alınarak karar verilmiştir.
Bu durumda dava dilekçesinin “Sonuç” kısmının “b” bendinde yer alan istem hakkında da mahkemece bir değerlendirme yapılarak sonucuna göre olumlu veya olumsuz bir karar verilmesi gerekirken anılan istem hakkında herhangi bir karar verilmemiş olması doğru görülmemiş, kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2008/13088, K. 2010/5022, 6 Mayıs 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama