KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2008/14180 E., 2010/10524 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 19 Ekim 2010
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
544 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Konya 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 31.12.2007 tarih ve 2007/316-2007/522 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak taraf vekilleri tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 19.10.2010 gününde davacı avukatı ... ile davalı avukatı ... gelip, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı şirketin tahsil ettiği parayı müvekkiline ödememesi üzerine, davacıların Almanya’da Bochum Asliye Hukuk Mahkemesi’ne açtığı alacak davası sonunda 22.12.2005 tarihli karar ile davalının 60.051.23 Euro ana parayı % 5 faizi ile birlikte ödemesine karar verildiğini, ayrıca masraflara ilişkin ek karar da verildiğini, kararın 29.05.2006 tarihinde kesinleştirildiğini, o davanın kamu düzenine ilişkin sonuçlarının bulunmadığını, tenfiz koşullarının tamamının oluştuğunu ileri sürerek, anılan yabancı mahkemenin asıl ve ek kararının tenfizine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, dava ve karar tebliğinin Lahey Sözleşmesine göre yapılmadığını,diğer tenfiz koşullarının da oluşmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, dosya kapsamına göre,dava dilekçesinin Lahey Sözleşmesine göre tebliğinin yapıldığı halde,yabancı mahkemece gıyapta görülen davada verilen kararın doğrudan posta yolu ile tebliğ yoluna gidilmesi karşısında kararın davalıya usulüne uygun olarak tebliğ edilmediği, dolayısıyla ortada kesinleşmiş bir karardan söz edilemeyeceği, Alman Makamlarınca kararın postaya verilme tarihinin teblig tarihi sayılacağı hükmünün anılan sözleşme ve MÖHUK. Gereğince kabulünün de mümkün olmadığı gibi tebligatın kamu düzenine ilişkin olup karar tebliğinin MÖHUK.un 38/c maddesi gereğince kamu düzenine aykırı bulunduğu, zira bu durum karşısında MÖHUK.un 34. maddesi gereğince ortada kesinleşmiş bir karar bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili ile katılma yolu ile davalı vekili temyiz etmiştir.
Tenfiz davalarının eda davası değil tespit davası niteliğinde olması karşısında, mahkemece hükmedilen yargılama harcı ile davalı yararına takdir edilen vekalet ücretinin, nispi değil maktu olarak belirlenmesinde bir usulsüzlük bulunmamasına göre, davalı vekilinin aksi yöndeki bir bölüm tüm temyiz itirazları isabetsizdir.
Öte yandan, yabancı mahkeme kararının davalı yana tebliğinin Lahey Sözleşmesine göre yapılmadığı, posta yolu ile tebliğ yoluna gidildiği, bu durumda MÖHUK’nun 34 ncü maddesi gereğince ortada kesinleşmiş bir karar olduğundan da söz edilemeyeceği,bunun bir tenfiz engeli oluşturduğu gerekçesiyle davanın reddi dosya kapsamına uygun ve davacı vekilinin aksi yöndeki bir bölüm tüm temyiz itirazları isabetsizdir.
Ne var ki, bu gerekçe ile yetinilmesi gerekirken, aynı sonuca incelenmesine gerek kalmayan diğer tenfiz engelleri ile ilgili “Alman Makamlarınca kararın postaya verilme tarihinin teblig tarihi sayılacağı hükmünün anılan sözleşme ve MÖHUK. gereğince kabulünün de mümkün olmadığı gibi tebligatın kamu düzenine ilişkin olup karar tebliğinin MÖHUK.un 38/c maddesi gereğince kamu düzenine aykırı bulunduğu” şeklinde ifade edilen diğer gerekçelere de dayanılarak varılması karşısında,
bu gerekçeler ile ilgili davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının ve davalı vekilinin ise kamu düzenine aykırılık hallerinin bazı hususlar bakımından da gerçekleştiğine ve bunların da gerekçede yer alması gerekirken gerekçede gösterilmediğine yönelik diğer temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmeksizin, taraf vekillerinin temyiz itirazlarının sonucu itibariyle reddi ile hükmün onanması gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2008/14180, K. 2010/10524, 19 Ekim 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama