KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2008/6858 E., 2010/2360 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 2 Mart 2010
- Mahkemesi
- Konya Asliye 3.Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
666 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Konya Asliye 3.Hukuk Mahkemesi’nce verilen 04.12.2007 tarih ve 2007/199-2007/408 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak taraf vekilleri tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 02.03.2010 gününde davacı avukatı ... ile davalı avukatları ... ile ... ... gelip, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı şirketin tahsil ettiği parayı müvekkiline ödememesi üzerine, davacının Almanya’da Essen Asliye Hukuk Mahkemesi’ne açtığı alacak davası sonunda 30.11.2005 tarihli karar ile davalının 6.212,20 Euro ana parayı 07.10.2005 tarihinden itibaren %4 faizi ile birlikte ödemesine karar verildiğini, ayrıca masraflara ilişkin ek karar da verildiğini, kararın 04.09.2006 tarihinde kesinleştirildiğini, o davanın karar düzenine ilişkin sonuçlarının bulunmadığını, tenfiz koşullarının tamamının oluştuğunu ileri sürerek, anılan yabancı mahkemenin asıl ve ek kararının tenfizine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, tenfiz koşullarının oluşmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, dosya kapsamına göre, yabancı mahkemece gıyapta görülen davada doğrudan posta yolu ile tebliğ yoluna gidilmesinin davalının savunma hakkını kısıtladığı gibi, esasen MÖHUK’nun 38/c maddesi gereğince kamu düzenine aykırı da olduğu, kaldı ki aynı Kanun’un 34 ncü maddesi gereğince ortada kesinleşmiş bir karar olduğundan da söz edilemeyeceği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve tenfiz davaları davalı vekilinin temyizinin aksine eda değil, tespit davası niteliğinde olup, vekalet ücretinin nispi olarak belirlenmemesinde bir usulsüzlük bulunmamasına göre, davalı vekilinin vekalet ücretine ilişkin temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Davacı vekilinin temyizine gelince. Dava, tenfiz istemine ilişkindir.
Davacı vekilinin son oturumda tekrarladığı 10.10.2007 havale tarihli cevap dilekçesi ekinde, yabancı mahkemeye açılan o davaya ilişkin dava dilekçesinin 07.10.2005 tarihinde, mahkeme ilamının 16.05.2006 tarihinde Adalet Bakanlığı aracılığı ile davalı vekiline tebliğ edildiğine, savunma hakkının kısıtlanmadığına ve o ilamın temyiz edilmeksizin kesinleştiğine dair belgelerin fotokopilerini dosyaya sunmuş olup, mahkemece bu belgeler değerlendirilmeden, yazılı gerekçeler ile davanın reddine karar verilmiştir.
Aynı belgelere ilave olarak temyiz dilekçesine bazı belgeler daha eklemiştir. Mahkemenin doğrudan posta yolu ile tebliğ yoluna gidilmeden o davanın gıyapta görülmesinin savunma hakkını kısıtladığı gerekçesi, anılan belgelere itibar edilmesi halinde dayanaksız kalacak bir gerekçedir. Zira, davalı yan o davaya şayet çağrılmış ise, dava davalı gelmediği için gıyapta görülse dahi savunma hakkının kısıtlanmasından sözedilemeyecektir.
Alman Usul Kanunu’nun davalının kendini savunmadığı durumlarda verilen kararları gıyabi karar olarak nitelemesinin savunma hakkının kısıtlanması anlamına gelmeyecektir. Yine anılan belgelere itibar edilmesi halinde mahkemenin o ilamın kesinleşmediğine yönelik gerekçesi de dayanaksız kalacaktır. Bu durumda, anılan belgeler değerlendirilmeden davalının savunma hakkının kısıtlandığının ve kararın kesinleşmediğinin kabulü eksik incelemeye dayalıdır.
Diğer yandan, mahkemenin tenfiz koşullarından biri olan MÖHUK’nun 38/c maddesi gereğince ilamın kamu düzenine aykırı olduğu gerekçesinin somut kanıtları ve dayanakları açıklanmamış olup, hangi yönlerden kamu düzenine aykırılık sonucuna varıldığı gerekçeden anlaşılamadığı gibi, bununla kastedilenin davalının savunma hakkının kısıtlanması olup olmadığı da gerekçenin yazılış biçiminden de tam olarak anlaşılamamaktadır. Bu durumda, mahkemece MÖHUK’nun 38/c maddesinde yer alan kamu düzenine açıkça aykırılık bulunamamasına ilişkin tenfiz koşulunun üzerinde yeterince durularak, kamu düzenine hangi yönden aykırılık bulunduğunun açıklanması gerekirken, hükmün ve gerekçenin denetime elverişli olmaması nedeni ile de kararın bozulması gerekmiştir.
3- Bozma neden ve şekline göre, davacı vekilinin kamu düzenine aykırık bulunmadığına ilişkin temyiz itirazı ile davalı vekilinin ise kamu düzenine aykırık hallerinin bazı hususlar bakımından gerçekleştiğine ve bunların gerekçede yer alması gerekirken gerekçede gösterilmediğine dair temyiz itirazının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2008/6858, K. 2010/2360, 2 Mart 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama