KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2008/9947 E., 2010/1114 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 1 Şubat 2010
- Mahkemesi
- İstanbul 4.Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
551 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 4.Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 11.04.2008 tarih ve 2007/220-2008/105 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacılar vekili, müvekkillerinin ‘Diamond’, ‘Diamond Mücevherat’ ve ‘Naci Diamond’ markalarının yaratıcıları ve sahipleri olduklarını, anılan markaları 1970 yılından beri kullandıklarını, 14, 35 ve 42 nci sınıflar için tescilli olduklarını, aynı zamanda müvekkili şirketin tescilli ticaret unvanın asli unsuru ve işletme adı bulunduğunu, davalının 08, 14 ve 42 nci sınıflarda kullanılmak üzere ‘bluediamond’ ibareli markayı adına tescil ettirdiğini öğrendiklerini, bu tescilin 556 sayılı KHK.nin 7/b ve 8/b hükümlerine aykırı olduğunu, halk arasında markaların karıştırılacağını ileri sürerek, davalı markasının 14 ve 42 nci sınıflar bakımından hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin tanınmış pırlantacı olduğunu, ‘Zen Diamond’ markasının ön plana çıktığını, ‘bluediamond’ markasının tescilinde usulsüzlük bulunmadığını, elmasın İngilizce karşılığı olan ‘diamond’ kelimesinin Yunanca’da fethedilemez anlamına da geldiğini, cins ve çeşit bildiren bir kelime olarak kimsenin tekeline bırakılamayacağını, iltibasa neden olacak benzerliğin bulunmadığını açıklayarak, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve tüm dosya kapsamına göre, taraf markalarında yer alan ‘Diamond’ ibaresinin İngilizce bir sözcük olduğu, ‘elmas’ anlamına geldiği, esasen kuyumculuk alanında tanımlayıcı ve herkesçe kullanılan bir ibare bulunduğu, tek başına tescilinin mümkün olmadığı, taraf markalarında da ekler ve şekillerle tescil edildikleri, esasen bir bütün olarak algılanmalarının karışıklık yaratmayacağı, istemin yerinde bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, tescilli markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesi istemine ilişkindir. Davacılar vekili, açtığı işbu davasında müvekkillerinin daha önce tescil edilen markaları ile davalının tescilli markasının karışıklığa neden olacağını iddia ederek hükümsüzlüğüne karar verilmesini istemiştir.
Taraflar arasındaki çekişme, markalar arasında 556 sayılı KHK’nin 8/1-b maddesi anlamında benzerlik bulunup bulunmadığı, benzerliğin karışıklığa neden olup olmayacağı ve bu nedenle sonradan tescil edilen davalı markasının hükümsüz sayılıp sayılmayacağı noktalarında toplanmaktadır. Anılan KHK’de benzerlik kavramı açık olarak tanımlanmış değildir. Benzerliğin tespitinde her somut olaya göre bir değerlendirme yapılacaktır.
Ancak, bu tespitte markaların genel görünümleri dikkate alınacak, bütünsel benzerlik olup olmadığı ve bu benzerliğin alıcıların markaları karıştırmalarına neden olacak düzeyde bulunup bulunmadığı hususu değerlendirilecektir. Bu değerlendirmede karıştırma tehlikesinin varlığı dahi yeterli olacaktır.
Karıştırma ihtimali, markanın aynısının veya benzerinin kullanılması dolayısıyla alıcı zihninde gerek emtiaların(veya hizmetlerin), gerekse bu mal veya hizmetlerin kaynağı açısından yanlış kanaatler uyandırması hali, işletmeler arasında ekonomik ve idari bağlantı bulunduğu yönde çağrışımlar yapması olarak ifade edilebilir. Somut olayda ‘Diamond’ ibaresi davacılar adına müstakil şekilde marka olarak tescil edildiği gibi, diğer markalarının da esaslı unsurunu teşkil etmektedir.
Davalı adına tescilli markanın esaslı unsuru da ‘Diamond’ ibaresidir. Bu durum karşısında, markaların esaslı unsurlar itibariyle benzedikleri, bu benzerliğin aynı veya aynı sayılacak mal ve hizmetler bakımından alıcılar nezdinde karışıklığa neden olacağı açıktır. Davacıların markalarının daha önce tescil edildiği, tescilin sağladığı korumalardan yararlanacağı tartışmazsıdır.
Bu durum karşısında, markaların karışıklığa neden olacak derecede benzedikleri dikkate alınıp, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2008/9947, K. 2010/1114, 1 Şubat 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama