KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2009/1158 E., 2010/12389 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 2 Aralık 2010
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
561 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Konya 2.Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 28.01.2008 tarih ve 2007/217 - 2008/20 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak taraf vekilleri tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 30.11.2010 gününde davacı avukatı .... ile davalı avukatı ....gelip, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı şirketin müvekkilinden para tahsil ettiğini ve ödemediğini, bunun üzerine müvekkili tarafından davalı şirket aleyhine açılan davada Oldenburg Asliye Hukuk Mahkemesi'nce 28.06.2006 tarihinde 14.495,12 Euro ana paranın 20.04.2006 tarihinden itibaren %5 temel faizi ile birlikte 2.681,01 Euro mahkeme masraflarının da 03.08..2006 tarihinden itibaren %5 faizi ile birlikte müvekkiline ödenmesine karar verildiğini, kararın 14.09.2006 tarihinde kesinleştiğini, Türkçe’ye çevirisinin T.C.Hannover Başkonsolosluğu tarafından noter sıfatı ile 15.01.2007 tarihinde onaylandığını,
davalı şirket merkezinin Konya’da olması nedeniyle Konya Asliye Hukuk Mahkemelerinin yetkili olduğunu, davalı şirketin mal kaçırma tehlikesi bulunduğunu, bu sebeplerle şirket malvarlığı üzerine alacak miktarı kadar tedbir konularak Oldenburg Asliye Hukuk Mahkemesince verilen kararın tenfizini talep ve dava etmiştir.
Davalı şirket vekili , yabancı mahkemece usulüne aykırı bir şekilde gıyapta hüküm kurduğunu, kararın Lahey sözleşmesine göre tebliğ edilmediğinden kesinleşmediğini, maddi ve usul hukukumuzdaki kamu düzeninin kurallarına aykırılıklar içeren ilamın, Türk Mahkemeleri ile verilen kararlar ile çelişkili olduğunu, Türk Mahkemelerinin münhasır yetkisine giren bir konuda tesis edildiğini, maddi vakalar ile sonuç arasında illiyet rabıtası kuramadığını, davacının kanuna karşı hile yolu ile söz konusu kararı elde ettiğini, bu durumun MK'nun 2. maddesine aykırı olduğunu, davacı taleplerinin MÖHUK. 38 göre reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, iddia, savunma ve dosyadaki kanıtlara göre, Türkiye ve Almanya’nın imzalanmış bulundukları ve Türkiye yönünden 28.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren 1965 tarihli Hukuki ve Ticari Konularda Adli ve Gayri adli Belgelerin Yabancı Memleketlerde tebliğine dair Lahey Sözleşmesine göre tebligat usulü gereğince bu sözleşmeye taraf olan ülkeler arası yapılacak tebligatların hangi makam tarafından yerine getirileceği (Adalet Bakanlığı Uluslar arası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü ) ve tebligatın hangi usul ile yerine getirileceği ( Örnek 184 Form ) belirlenmiş olup,
yabancı mahkeme dava dilekçesinin belirtilen usuller ile davalı tarafa tebliğ edilmesine rağmen tenfizi istenilen kararın tebliğinin sözleşme aksine Alman hukukuna göre yapıldığı, Alman hukukuna göre tebliği yapılan tenfize konu kararın, gerek anılan Lahey Sözleşmesi, gerek MÖHUK.nu gerekse de 1086 sayılı HUMK. gereğince davalı adına usulüne uygun olarak tebliğ edilmediği,
dolayısıyla ortada kesinleşmiş bir karardan söz edilemeyeceği, Alman Makamlarınca kararın postaya verilme tarihinin tebliğ tarihi sayılacağı hükmünün anılan sözleşme ve MÖHUK gereğince kabulünün de mümkün olmadığı gibi, karar tebliğinin MÖHUK'nun 38/c maddesi gereğince kamu düzenine aykırı bulunduğu, zira bu durum karşısında MÖHUK'nun 34. maddesi gereğince ortada kesinleşmiş bir karar bulunmadığı anlaşıldığından açılan davanın reddine karar verilmiştir.
Karar taraf vekillerince temyiz edilmiştir. Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, taraf vekillerinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2009/1158, K. 2010/12389, 2 Aralık 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama